Anıtkabir’in Öyküsü

10 Kasım, Ulu Önder Atatürk’ün ölüm günü. Devletimizin kurucusu, kurtarıcısı, büyük asker ve devlet adamı Ata’mızın, ebedi uykusunu uyuduğu Anıtkabir, sevenlerinin akınına uğruyor. Ata’mıza olan saygımızı, hayranlığımızı ortaya koyuyoruz bu vesileyle. Önemli, kutsal bazı mekanları tanırız, biliriz de geçmişi konusunda nedense bize bir şey söylenmez, öğretilmez. Anıtkabir için de böyle…

Büyük Ata’mız 10 Kasım 1938 günü saat 09:05’te İstanbul Dolmabahçe Saray’ında hayata gözlerini yumdu. Türkiye ve insanlık alemi, üzüntü, gözyaşı ve yasa boğuldu. O sırlarda ilkokul 4’üncü sınıf öğrencisiydim. Hatırlarım, birdenbire bir matem havası kapladı yurdu. Büyük-küçük, kadın-erkek herkes ağlıyordu.

16 Kasım 1938’de Atatürk’ün naaşı Dolmabahçe Sarayı’nın büyük kabul salonunda katafalka konuldu. Üç gün üç gece İstanbullular Ata’larının önünden saygıyla geçtiler. 19 Kasım’da cenaze İslami kurallara göre Ord. Prof. Şerafettin Yalıkaya tarafından yıkandı. Naaş, 12 general tarafından top arasına alındı. Askerlerin çektiği top arabası ve kortej Gülhane Parkı’na geldi. Tabut önce Zafer Muhribi’ne, sonra da Yavuz Zırhlısı’na kondu, İzmit’e getirildi. Özel trenle naaş Ankara’ya geldi. 20 Kasım 1938’de meclis önünde kurulan katafalkın önünden yabancı devlet temsilcileri, birçok ünlü yabancı devlet adamları, askerler, askeri-sivil erkan ve halk geçit yaptı. 21 Kasım 1938 günü harp okulu öğrencilerinin çektiği top arabasındaki naaş, askeri bir törenle Etnografya Müzesi2ndeki geçici kabrine tevdi olundu. O yıllarda Ankara’da öğrenciydim. 10 Kasım günleri, Büyük Ata’mızı geçici kabrinde ziyaret ederdik saygıyla.

Ata’mızın manevi kızı Prof. Dr. Afet İnan şunları söylüyor: ‘’Atatürk’ün ölümünden sonra, yatacağı yer konusunda yazılı bir vasiyeti yoktu. Sağlığında, iki yer düşünülmüştü. Birisi, Ulus’taki meclisten istasyona inen caddedeki yuvarlak meydan, diğeri de Çankaya’daki yeni köşkün mermer havuzu. Bir akşam şöyle demişti, ‘’Benim naçiz vücudum, bir gün elbette toprak olacaktır. Fakat, Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar olacaktır. Milletim beni istediği yere yatırsın. Yeter ki, beni unutmasınlar.’’

Eski meclis yakınındaki meydan teklifi, Recep Peker’in. Peker ayrıca bütün sınır boylarından Ata’nın kabrine toprak getirilmesini de önermişti. Atatürk, ‘’Burası için uygun kalabalık bir yer. Fakat, ben böyle bir arzumu, milletime vasiyet edemem’’ demiş. Getirilecek topraklar için ise, Afet İnan’a ‘’Bunu unutma. Benim fani vücudum, bu topraklardan haz ve gurur duyar’’ diye ifade etmiş. Şimdi O, Anıtkabir’de, sınırlarından, savaş alanlarından gelen topraklarımız üstünde ebedi uykusunda.

1938 yılında bir akşam, Marmara Köşkü’nde yemek var. Atatürk’e mumdan yapılmış ve iki cam arasına konmuş bir resmini sunuyorlar. Mumyalardan da söz edilince Atatürk, ‘’Beni öldükten sonra Çankaya’ya gömer, hatıramı yaşatırsınız’’ diyor. Fakat bundan hemen vazgeçip, ‘’Beni milletim nereye isterse, oraya gömsün. Ama benim hatıralarımın yaşayacağı yer Çankaya’dır.’’ diye tekrarlıyor. Daha sonra bu konuya hiç değinmiyor.

Atatürk, Anıtkabir’in bulunduğu Rasattepe’yi beğenirmiş, özellikle Ankara Kalesi’ne bakan yamacını. Rasattepe, Ankara’nın ortasında şehre hâkim bir konumda. Eski bir mezar alanı, dolma bir yığıntı. Toprak tesviyesi sıraında M.Ö. 8’inci yüzyıla ait Frigya devri Timilüsü ve eşyalrı çıkmış.

Yakup Kadri Karaosmanoğlu, ‘’Politikada 45 Yıl’’ adlı kitabında bakın neler anlatıyor: Devir, İnönü devri, milli şef devri. Posta pullarından, kâğıt paralardan Atatürk’ün resimlerinin çıkartılıp, İnönü’nün resimlerinin konulduğu bir devir. Ağırdan alındı Anıtkabir işi ve Atatürk, Etnografya’daki geçici kabrinde yıllarca kaldı. İnönü’nün genel sekreteri Kemal Gedeleç, ‘’Çankaya bahçesinde Atatürk’ün kabri yapılıyor’’ sözleri ortalıkta dolaşmaya başlayınca, İnönü’ye şöyle demiş: ‘’Demek ki bize Çankaya’da türbedarlık vazifesi verilecek’’. Şimdi Atatürk’ün kabrinin olduğu yerin sahiplerinden biri de Kemal Gedeleç. Yakup Kadri’ye göre, K. Gedeleç hem arsalarını değerlendirdi hem de türbedarlıktan kurtularak bir taşla iki kuş vurdu.

Yer seçimi işi bitmişti. Sıra geldi projeye. Bunun için uluslararası bir proje yarışması düzenleniyor. Türkiye’den 22, yabancı ülkelerden 27 proje olmak üzere toplam 49 proje katılmış bu yarışmaya. Seçici kurul, Almanya’dan Prof. P. Bonatz, Macaristan’dan Weichingel, Norveç’ten Tengbom, Arif Hikmet Hatay, Muammer Çavuşoğlu, Muhlis Sertel’den oluşmakta. Emin Onat - Orhan Arda, J. Kruger ve Foschini’nin projeleri birinci seçiliyor. Hükümet, Emin Onat – Orhan Arda’nın projelerinin uygulanmasını uygun buluyor.

Kabrin nitelikleri için CHP parti grubunda görüşmeler yapılıyor. Bununla ilgili bilgiler Faik Ahmet Barutçu’nun ‘’Siyasi Anılar’’ adlı kitabından: Parti grubu, Hilmi Uran’ın başkanlığında toplandı. Başbakan Refik Saydam ‘’kabir sadece Atatürk’ün mü olsun, yoksa Türk Büyükleri için bir pantheon mu?’’ tartışmasını açtı. İlk söz alanlar ‘’Pantheon olsun. Çünkü Türk vatanı, daha çok Atatürkler yetiştirecektir’’ görüşünde. Hatta kimileri de ‘’Atatürk yalnızlığı sevmezdi, onu yalnız bırakmayalım. Bu yüzden pantheon olsun’’ demezler mi? Refik Saydam da onlara katıldı. Refik Şevket İnce, Muhuttin Baha Pars ve arkadaşları, ‘’Orası Atatürk’ündür. Ona özgü bir anıt olması lazım. O, eşsiz bir kahraman. Onun yanına kimse konamaz’’ görüşünü savundular. Oylamada kazanan ise; bu görüş.

Anıtkabir’in inşaatına başlama tarihi, 9 Ekim 1944 yani Ata’nın ölümünden 6 yıl geçtikten sonra. Bitimi de 1953, yani 9 yıl sürmüş Anıtkabir inşaatı. Demek ki, Atatürk’ün ölümünden 15 yıl sonra Anıtkabir bitirilmiş ve Atatürk oraya defnedilmiş.

Anıtkabir, 15 bin metrekarelik bir alanı kaplamakta. Yapımında bozkırın görünümüne uygun düşen Çankırı’nın açık sarı travertenleri kullanılmış. Lahidin tek parça mermeri Osmaniye’den. Şeref Holü duvarları ve zemini Bilecik mermerinden. Anıtta, giriş yolu (Altın Yol – Aslanlı Yol), Zafer Alanı, Şeref Holü gibi üç ana bölüm var. Girişe 26 basamakla varılıyor. Giriş yolunun başında Hürriyet ve İstiklal Kuleleri. Yol boyunca Hüseyin Özkan’ın, Hitit Aslanı üslubunda 24 aslan heykeli. Zafer Alanı’na ulaşan bölümde, yani yolun sonunda Müdafa-i Hukuk ve Mehmetçik Kuleleri. Zafer Alanı, 130 x 80 metre boyutunda ve 10 kuleyle çevrili. Buradan 33 basamakla Şeref Holüne çıkılıyor. Şeref Holünün yüksekliği 20 metre, zemini 60 x 32 metre. Lahidin arkasında Ankara Kalesi’ni gören tek bir pencere. Şeref Holünde Atatürk’ün ‘Ne Mutlu Türküm Diyene’, ‘Benim Naçiz Vücudum Elbet Birgün Toprak Olacaktır, Fakat Türk Cumhuriyeti İlelebet Payidar Olacaktır’ sözleriyle Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi. Zühtü Müritoğlu, Hüseyin Anka Özkan, İlhan Koma’nın kabartma ve heykelleri.

Önceleri Anıtkabir’de Cemal Gürsel’in ve 27 Mayıs Devrim Şehitleri’nin kabirleri de vardı. Bugün sadece orada İnönü’nün lahdi yer almakta.

Anıtkabir’de Misak-ı Milli Kulesi ile İnkılap Kuleleri arasında yer alan müzede, Atatürk’e ait giysiler, şapkalar, yazı takımları, madalyalar, ayakkabılar, fincanlar, tabaklar, şiltler, albümler, fotoğraflar, belgeler, silahlar, bazı armağanlar, kılıç, kama, bastonlar ve otomobiller. 3113 kitaptan oluşan Atatürk’ün kitaplığı.

Anıtkabir, bugün ağaçlarla çevrili, güzel bir yeşil alan, bir park, bir orman. Dünyanın birçok yerinden gönderilen değerli fidanlar, burayı bir cennet bahçesine dönüştürmüş. Atatürk, yeşili, ormanı çok severdi. Son günlerinde hep bunun hasretini çekmiş. Yeşile o kadar hayranmış ki, zaman zaman Faruk Nafiz Çamlıbel’in şu şiirini okurmuş.

YEŞİL HEM DE!

Ben bu rengi taşırım, her zaman can köşemde

Yeşilde ne arar da, bulamaz insanoğlu?

Yeşil bu… Varlık dolu, gök dolu, umman dolu.

Bir ucu gözlerinde, bir ucu engindedir.

Meyve veren ağaçlar, bu çini rengindedir.

Bu çini rengindedir bahar, deniz, kır, orman.

Bana Tanrım gözükür, yeşil dediğim zaman.

Ata’mız, o sevdiği yeşillikler ve orman içerisinde ebedi uykusunda. Yıl 1950, 14 Mayıs’ta Demokrat Parti büyük bir çoğunlukla iktidarda. Atatürk’ün son başbakanı Celal Bayar da Cumhurbaşkanı. Özel defterine 5 madde yazmış ilk iş olarak. Anayasanın uygulanması, devletin politik güvenliği, yeni Türkiye’nin inşaası, ordu ve üniversite ve de Anıtkabir. İlk dört maddeyi devlet başkanı olarak, beşinci madde olan Anıtkabir işini de Celal Bayar olarak üstleniyor. Hemen Rasattepe’ye gidip, ilgililerden bilgi aldıktan sonra Çankaya’ya üzgün dönüyor. Hükümete Anıtkabir inşası hızlansın diye direktif veriyor. Haftada 1-2 gün de gidip, çalışmaları yerinde görüyor ve gerektiğinde hükümeti uyarıyor. İsmet Bozdağ ‘Celal Bayar’ adlı kitabında, Celal Bayar’ın bu konuda söylediklerini şöyle yazıyor:

‘’Aziz Atatürk’ün Etnografya Müzesi’nin bir tahta masasında yattığını düşünmek, benim için dayanılmaz bir sızı idi. Sürekli izlemelerle, sonunda Anıtkabir tamamlandı. Başbakan Menderes’le birlikte son bir defa daha Anıtkabir’i gözden geçirdik. Karar verdik ki, içinde bulunduğumuz 1953 yılının 10 Kasım’ında, Atatürk’ü ebedi makberesine tevdi edebiliriz. Eğer Cumhurbaşkanı olmanın bir faniye kazandırdığı şereften ayrı bir değeri ve hazzı varsa, o da benim için sevgili Atatürk’ü Etnografya Müzesi’nden alıp, Anıtkabir’deki ebedi medfenine tevdi ettiğim tarihi günü yaşamış olmamdır.’’

Etnografya Müzesi’nden Anıttepe’ye kadar olan mesafeyi, 4.5 saatte tükettik. Aziz naaşını vatan torakları üzerine tevdi ettikten sonra, gözyaşlarımı tutamadığım uzun bir konuşma yaptım. Onu, duya duya, seve seve söyledim ve sözlerimi şöyle bitirdim: Atatürk! Sen bizdensin.

Seni halife yapmak, padişah yapmak isteyenler oldu. İltifat etmedin. Milli irade yolunu seçtin. Hayat ve şahsiyetini milletin hizmetine vakfettin. Türk’ün gıpta ettiği, övdüğü, övündüğü vasıflara maliktin. Bütün meziyetlerinle Türk milletinin kendisisin. Şimdi seni, kurtardığın vatanın her köşesinden gönderilen mukaddes topraklara veriyoruz. Bil ki, hakiki yerin daima inandığın ve bağlandığın Türk milletinin minnet dolu sinesidir. Nur içinde yat!’’

Ondan ayrılalı nice on yıllar geçti. O, hala her derdimizin baş devası, her sıkıntımızın çaresi. Çünkü Atatürk, Türk halkının tefekkürüdür. Türk milleti duymuş, o dile getirmiştir. Türk milleti düşünmüş, o söylemiştir. Bütün yaptıkları, bütün söyledikleri Türk milletinin ruhunda, vicdanında, notalarında uyuyan sesler gibi. Orkestrayı o kurdu, o idare etti ve Türk inkılapları büyük senfonisi meydana geldi. Bu senfoninin Türk milletine söylediği ölçülmez gerçek var: Halka inanmak, ileriye bakmak ve çalışmak. Halk Atatürk’ün imanıydı.

Atatürk’ün 21 Kasım 1938’den 10 Kasım 1953’e kadar kaldığı Etnografya Müzesi’ndeki yeri, bugün bir dikdörtgen halinde işaretlenmiş halde. Anıtkabir’deki yattığı yer ise, zeminde sekizgen bir kabir.

Anıtkabir, Türk mimar, mühendisi ve işçilerinin bir şaheseridir. Türk devleti ve milleti, Ona layık bir kabir yapmıştır. Böylesi anıtlar vatanımıza atılan imzalardır. Demokratik, laik ve sosyal hukuk devletimizin de ölmez bir anıtı. Türk ulusunun Türk Ata’sına olan şükran borcu da…

Vakit buldukça, bu duygularla dolu olarak Anıtkabir’i ziyaret ediyor, iman tazeliyorum. Duygulanıyorum ve de rahatlıyorum.