Altın kaplama hayatlar

Kemerlerinizi bağlayın, çünkü paranın sadece var olmadığı, aynı zamanda mantığı ve fiziği büktüğü o tuhaf dünyaya, Ultra Zenginler Galaksisi’ne kısa bir yolculuğa çıkıyoruz.

Hepimiz biliriz ki fakir bir insan için lüks, markette marka bir kaşar peynirin fiyat etiketine sadece üç saniye bakmaktır. Ancak ultra zenginler dünyasında işler biraz daha, nasıl desem... Fizik kurallarına aykırı işliyor. İşte o meşhur yüzde 1’lik kesimin, bizim ancak halüsinasyon gördüğümüzde ulaşabileceğimiz absürt dünyasından kesitler.

***

İlk olarak ulaşımdan başlayalım mı? Işınlanmak varken özel jet mi? Yoksa… Her neyse, fakirler otobüsün gelmesini bekler, orta halliler taksi sırasına girer. Ultra zenginler ise gidecekleri yere gitmez; gidecekleri yeri, kendi ayaklarına getirtirler.

Misal, geçtiğimiz günlerde bir milyarder, Paris’te kruvasan yemek isteyince, Fransa’ya gitmek yerine, Paris’in o sokağını komple satın alıp, helikopterle Maldivler'deki adasının yanına park ettirdi. Evet, Eyfel Kulesi muhtemelen onun bahçesinde voleybol filesi direği olarak kullanılıyor.

Beslenme ile devam edelim… Biz akşam yemeğinde, "Makarnaya ketçap-mayonez sıksak mı?" diye düşünürken, ultra zenginlerin mutfağında durum farklıdır. Onlar için yemek yemek, biyolojik bir ihtiyaç değil, bir sanat suçu işleme biçimidir. Başlangıç menüsü olarak, "Anka kuşu gözyaşı çorbası", ana yemek olarak ise "Porsiyonu 50 bin dolar olan, sadece dolunayda Mozart dinletilerek servis edilen, deniz börülcesiyle haşlanmış, gergedan dalağıyla marine edilmiş, kutup soğuğunda bekletilmiş, Himalaya odunlarıyla pişirilmiş, fil hortumuyla sulanmış aslan böbreği!"

İçecek ise, buzdolabındaki çeşme suyunun yerine, 14. yüzyıldan kalma bir buzulun eritilip, içine toz haline getirilmiş meteorit karıştırılmış hali bulunur. Tadı mı? Muhtemelen metalik bir musluk suyu gibi, ama bardağı 40 bin dolar olduğu için, içen herkes "İnanılmaz!" diye bağırıyor.

Evcil Hayvanlar var sırada… Fakirlerin evinde kedi, koltuk kanepe ne varsa parçalar, ortalığa pisler. Ultra zenginlerin evinde ise, evcil hayvanlar genellikle soyu tükenmiş veya henüz keşfedilmemiş canlılardır. Evcil hayvan tercihi ise, bir milyarderin evinde altın tasmayla gezen bir minyatür mamut görmeniz işten bile değil. Bu mamutun özel bir psikoloğu vardır ve haftada üç gün piyano dersi alır! Neden mi? Çünkü parası var… Mamut piyano çalamıyor ama milyarderimiz, piyanonun sesini mamutun çıkardığına inanması için, bir grup müzisyene ayda 100 bin dolar ödüyor.

***

Peki zenginler pardon, ultra zenginler zamanı nasıl yönetiyor derseniz. Fakirler için Pazartesi, dünyanın sonudur. Ultra zenginler için ise Pazartesi, istenildiğinde takvimden silinebilen bir gündür. Eğer bir ultra zengin o gün uyanmak istemiyorsa, o günü rahatlıkla iptal edebilir. "Beyler, bugün Salı'dan devam ediyoruz, Pazartesi'yi satın aldım!" diyerek haftayı 6 güne düşürebilir.

Zenginler ve fakirler arasında bazı temel farklar vardır. Aramızda çok büyük olmasa da, ufacık farklar mevcut. İşte biz fakirlerin hayat standartlarımızı azıcık aşan o minik farklar...

Mesela, fakirler susayınca market ya da bakkaldan şişe su almaz, alamaz. Onun yerine gider, park suyundan avuç dolusu, kana kana su içer. Zengin susadığında ise, Antarktika'daki özel uşağına, "Bana bir bardak bulut getir!" der.

Fakirlerin sporu aksattığını düşünmeyiniz. En büyük ve en zevk aldığı spor etkinliği, (evden izin çıktığı takdirde), yazlık tişörtü kaptığı gibi halı sahaya gitmektir. Gün içinde içilen bir paket sigaranın bedelini, halı sahada yığılarak öder! Zenginler ise, Ay’ın karanlık yüzünde yer çekimsiz ortamda maç yapar, polo oynar, golf turnuvasına katılır. Çok sıkılanlar ise, Truva Atlarını yarıştırır!

Biz fakirlerin de hobileri vardır. O kadar da eziklenmeyelim değil mi! En keyif aldığımız hobi, haftada bir günlük olan iznimizi, evde miskin miskin yatarak geçirmektir. Akşam olunca, GS-FB derbisini kaçak yayından izlemektir. Zenginler ise, tarihi eser biriktirir, Misal; Kolezyum'un orijinal sol kapısının tokmağı…

Kıyafet, bir insanın kişiliğini ön plana çıkaran en önemli görsel faktördür. Sonuçta toplum içine çıkıyoruz öyle değil mi? Biz fakirlerin kıyafetleri nasıl oluyor peki? Hadi son olarak bu konuya da bir göz atalım.

Kıyafet denince, biz fakirlerin eline kimse su dökemez; Ucuzluk, kampanya, sezon sonu indirimleri nerdeyse biz ordayız. Zenginler ise, kıyafet seçiminde biraz tuhaf olabiliyor. İşte bir örnek; Soyu tükenmiş ipek böceğinden dokunmuş gömlek. O gömleği almak için, doğadaki tüm ipek böceklerini katlederler. Fiyatını da düşünmeyiniz.

***

Demem o ki; Bu dünyada sadece şanslı olmayacaksın, şanslı doğacaksın. Bizler de, İngiliz Kraliyet Ailesinin bir mensubu olabilirdik. Bizler de, dünyanın ya da Türkiye’nin sayılı ultra zengin ailelerinin bireyleri olabilirdik. Bizler de, acımasız hayat şartlarını Tİ’ye alarak, “Banane ya, benim param var! Kim ne yaparsa yapsın?” diyebilirdik.

Dedik mi? Diyemedik…

Olsun! Neyse ki her insanın vücut yapısı, organları, uzuvları aynı.. Yani kimsenin 3 kafası, 6 kolu,4 bacağı, 3 ciğeri, 4 böbreği, 2 kalbi yok. Her insanoğlu gibi ultra zenginler de, diğer insanlar gibi aynı akıbeti yaşayacak.

Ama yine de…