Almanya`da seçimler sonrası, yeni hükümet kuruldu, bakanlıklar belirlendi. Hükümet daha icraata başlamadan, hükümetin küçük ortağı Başbakan Merkel’in kardeş partisi CSU (Hristiyan Sosyal Birliği) genel başkanı olan, yeni İçişleri Bakanı Bavyeralı Horst Seehofer ‘’İslâm Almanya’ya ait değil ‘’ dedi ve yeniden bir İslâm tartışması başlattı.
Seehofer`i bu nedenle sol, sosyal demokrat ve yeşil politikacılar ve birçok STK, sert biçimde eleştirince Seehofer de daha sonra ‘’ tabii ki ülkemizde yaşayan Müslümanlar ülkemizin parçasıdırlar, ama biz bir Hristiyan ülkesiyiz öylede kalacağız’’ diyerek yeni bir açıklama yaptı.
Seehoferi bu açıklamaları nedeniyle eleştirenlerin kervanına, Başbakan Merkel de katıldı, bir türlü olaya el koydu diyebiliriz. Bayan Merkel ,Alman Parlamentosu Başkanı Schäuble gibi Seehofer`in tam tersi, ‘’Almanya’da Müslümanlar ve Müslümanlık var’’ diyerek ona ince bir ayar verdi.
Daha sonra Seehofer`e, aşırı sağcı Almanya için Alternatif Partisinden ve bir önceki hükümette Ulaştırma ve Dijital Yapılanma Bakanı olan ve şu anda CSU`nun Federal Meclisteki Eyalet Grubu Başkanı Alexander Dobrindtten destek geldi.
Almanya için Alternatif Partisi(AfD) nin başkan yardımcısı, ırkçı çıkışlarıyla tanınan sivri dilli politikacı Alexander Gauland ta hatırlayacak olursak, 2015 yılında ‘’ İslâm, belki en erken iki yüz yıl sonra buraya ait olacaktır’’ demişti.
Yine 2010’ da o zaman Alman Cumhurbaşkanı olan CDU luChristianWulff ta ‘’ İslâm
Almanya ait’’ dedikten kısa bir süre sonra, kendisine kredi alımında haksız avantaj sağladığı 700 Euro için, yeni seçildiği makamından olmuştu. Medyadan, sokakta, işyerinde görüyor duyuyoruz, Avrupalıların bir kısmı burada yaşayan, her geçen nüfusu artan kültürleri, gelenekleri farklı olan Müslümanlardan dolayı endişeliler.
"Kimliklerinin, geleneklerinin bu son yabancı güç olarak tanımladıkları İslâm nedeniyle tehlike altında olduğunu gören sağcı, muhafazakâr ya da ırkçı Avrupalılar, "İslâm dünyasında demokrasi yok, devlet ve din işleri ayrı değil, İslâm’da hiç reforma gidilmedi, Din direkt devlete ve toplumsal yaşama müdahale ediyor’’ diyorlar.
Bunu iddia edenlerin partisi AFD son seçimde, Parlamentoya 96 Milletvekili soktu. Yani yüzde 16’nın üzerinde oy aldı. İslâm’ın, Müslümanların Alman toplumuna uyum sağlaması mümkün değil diyen bu zihniyetin amacı, birazda üzüm yemek değil bağcıyı dövmek gibi.
Tüm bu açıklamaların temelinde bu Irkçı olan Alman politikacıların, Adamların refahı kendi dinlerinden, kültürlerinden olmayan insanlarla paylaşmak istememesi ve CSU partisinin AFD ye giden oyları tekrar kazanma manevrası yatıyor.
Ama bu ülkede beş kuşaktır, 60 yıla yakındır yaşayan 4 milyon küsûr nüfusa sahip bir Türkiyeli kitlesi, 5-6 milyon toplam Müslüman nüfusu var.
Bunu nereye koyacağız? Bu insanların anneleri, babaları, dedeleri savaş sonrası burada en ağır işlerde çalışıp Alman ekonomisini ayağa kaldırdılar.
Müthiş bir genelleme görülüyor bu tip kışkırtıcı açıklamalarda.
Çünkü İslâm içerisinde farklı mezhepler, farklı sosyal sınıflar var.
Ayrıca her Müslüman İşid’limi , Salafist mi? Hayır.
Evet, insan dilini, dinini bilmediği “önce gurbet sonra vatan” olan bir coğrafyada yaşarken, ayrımcılığa maruz kalıyor, dışlanıyorsa bazen daha muhafazakâr, dindar olabiliyor.
Ama, herhangi bir Müslüman göçmen burada Alman Anayasasına, ülkenin kültürüne, toplumuna saygı duyuyor, işine gücüne gidiyor, çocuklarının eğitimiyle ilgileniyorsa, bırakalım Camisine, Cem evine, Kilisesine, Sinagoguna gitsin ibadetini yapsın.
Din artık sosyal bir realite, olgu değerli okur.. İster kabul edelim ister etmeyelim. Doğru veya yanlış, bugün Almanya’da en çok üyesi olan, insanların yöneldiği Dernekler, Çatı örgütleri İnanç Kurumlarıdır. Bunlar Alevi ya da Sünni olsun fark etmiyor.
Bize aslında Ortodoks, fanatik olmayan aydın Müslüman lâzım. Modernleşme, Avrupai yaşam tarzı, İslâm için ne bir tehdittir ne de ona ihanettir.
İnsan sosyal ve kültürel kimliğini koruyarak da pekâlâ buralara uyum sağlayabilir.
Tabii ki burada da uyum sorunu yaşayan, kızını spor dersine, yüzmeye, sınıf gezisine yollamayan aşırı dindar insanlar var. Ama bunlar gerçekten küçük bir azınlık.
Genellemek ve tüm Müslümanları genel, toplu şüpheli göstererek sanık sandalyesine oturtmak son derece mantıksız bir şey.
Bu nedenle ne olursa olsun hem burada yeni Mölln ve Solingen facialarının olmaması, NSU cinayetlerinin olmaması, ırkçı, faşist saldırılara karşı hem de İslâm ülkelerinde akan kanın durması için, belki şu anda ütopi-hayal olacak ama, Müslümanlar bir an önce birleşmelidir.
Bu tip politikacılara ve onların hedef gösteren açıklamalarına dur diyebilmenin tek yolu ise, tüm (Müslüman) Göçmenlerin ortak yanlarını ön plâna çıkarıp, ortak çıkarlarını tespit edip, kendi can güvenliklerini düşünüp bir araya gelmesi ile mümkün.
Müslümanlar mutlaka birleşmelidir. Sadece bu ırkçı, Anti İslâm’i söylemlerle mücadelede terörle mücadelede değil, ekonomik, sosyal, kültürel …vs. her alanda sıkı bir iş birliğine girmeliler.
Artık yeni sayfa açılmalı. Bu asla yaşadığımız ülke ya da topluma karşı cephe açma değil, ırkçılığa karşı savunma ve ortak, birlikte mücadele çağrısı, refleksidir.
Bizim sorunumuz; ırkçı ve fanatiklerle ama her iki taraftan da.. Almanya’da Katolik ve Protestan acil, önemli ve özel durumlarda birleşmiyor mu?
Bunun için de burada ve İslâm ülkelerinde insanların öncelikle hoşgörü ve demokrasi kültürüyle farklılıklara saygılı yetişmesi, eşit haklar vermesi, bilime, buluşa yönelmesi gerekli.
Gerçekçi olalım. Yoksa Müslümanların ve ülkelerinin Batılıyla, Batıyla rekabet şansı yok, hemen hemen sıfır denecek kadar da az.
Bugün Almanya’da topyekûn Müslümanları dışlayan politikacıların Ortadoğu’da dökülen kanda eli, Egede, Akdeniz’de sulara gömülen insanların ölümünde parmağı, suçu var.
İnsanları o ülkelerin yönetimlerindeki maşalarıyla mezhepsel ve etniksel sorunları körükleyerek birbirine düşüren, kırdıran, silah satan, sonra da savaşta yerle bir olan şehirlerin yeniden inşasını alan kim bunlar değil mi?
Artık gerçekleri konuşmamız, yazmamız, direnmek için birleşmemiz lazım. Türkiye’yi zamanında dışlayıp AB‘ye almayan ülkenin kaderiyle oynayan Helmut Kohl, Chirac, Sarkozy ve biraz da Merkel değil mi? Yani bunların da günah defteri, çok dolu çok.
SON SÖZ: ‘’ZORLUKLAR, BAŞARININ DEĞERİNİ ARTTIRAN SÜSLERDİR. *Moliere*