Genel Kurmay Başkanımız sn. Hulusi Akar Paşa ile Cumhurbaşkanlığı sözcüsü ve danışmanlarından olan sn. İbrahim Kalın’ın, on birinci Cumhurbaşkanı sn. Abdullah Gül’ün, Ankara Ostim’de bulunan çalışma ofisine bir ziyarette bulundukları, bizzat sn. Gül tarafından açıklandı.Sn.Gül’ün açıklamasına göre bu ziyaret, kısa süreli bir nezaket ziyareti idi ve gündüz öğle saatlerinde yapılmıştı. Bunda yadırganacak ve garipsenecek bir durum yoktu.
Ziyaret, niçin bu kadar gürültü kopardı? Tamamen siyasi mülahazalardan kaynaklanan bir durumdu. Peki ama,ülke tarihinde bu tür bir ziyaret ilk defamı yapılıyor du?
Tarihimize şöyle bir bakarsak; bu tür ziyaretlerin, zaman zaman yapıldığını göstermektedir.
İşte örnekleri:
Yıl 1938
Atatürk'ün ölümü üzerine, yeni cumhurbaşkanı seçilecek. Ordu Komutanı Fahrettin Altay, "Birinci Ordu’da kolordu ve tümen komutanlarıyla bir toplantı yaptık ve İsmet İnönü üzerinde karara vardık" der.
Yıl 1961
27 Mayıs darbesi sonrasında Cumhurbaşkanlığı seçimleri. Adalet Partisi, anayasa profesörü Ali Fuat Başgil'i aday göstermeye hazırlanıyor, ama asker karşı. Bazı paşalar, Ali Fuat Başgil'i Başbakanlığa çağırır ve "Orduda yeni bir cunta kurulmuştur, size cuntadan aldığımız emri tebliğ ediyoruz" diyerek anayasa profesörünü adaylıktan vazgeçirirler.
Yıl 1973
12 Mart darbesi sonrasında Cumhurbaşkanlığı seçimleri. Genelkurmay Başkanı Gürler Paşa Çankaya'yı istiyor. Hava Kuvvetleri Komutanı Batur Paşa jetlerini Çankaya Köşkü üzerinde uçuruyor. Ama iki sivil lider Demirel'le Ecevit, büyük paşaların oyununu bozup Moskova Büyükelçisi Fahri Korutürk Paşa'yı cumhurbaşkanı seçiyor.
Yıl 1996
Başbakanlık Konutu. Başbakan Çiller'in önemli bir ziyaretçisi vardır: Genelkurmay Başkanı Karadayı Paşa. Genelkurmay Başkanı, Çiller'i ziyarete sivil araba ve sivil kıyafetle gizlice gelmiştir. Erbakan'ın koalisyon ortağı olmasına ordunun karşı olduğunu söyler, gider.
Yıl 2007
Asker, Abdullah Gül'ün cumhurbaşkanı olmasına karşıdır. Zamanın Genelkurmay Başkanı Büyükanıt Paşa gece yarısı bir muhtıra yazar ve 27 Nisan Muhtırası Genelkurmay sitesinde yayınlanır. Ama Erdoğan-Gül ikilisi sağlam durunca, Gül'e Çankaya yolu açılır. (*)
Hulusi Akar'ın (solda), 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ü (sağda) ziyaretinin ardından Gül, geniş çaplı mutabakat sağlanmadığı gerekçesiyle, aday olmayacağını açıkladı
Akar Paşa, Gül'ü ziyaret etti, şimdi sıra Akşener'e gelebilir mi?..
Muhalefet sağlam durmalı. Bütün bunlar yaşandı. Yine yaşamaya devam ediyoruz.
Yine bir Genelkurmay Başkanı, Hulusi Akar Paşa, bir öğle vakti, sivil giysileriyle Abdullah Gül'ü gizlice ziyaret etti. Peki, bu ziyaret ne amaçla yapıldı? Akıllardaki soru bu.
Gül'ün Cumhurbaşkanı adaylığından vazgeçme sinimi istedi, siyaset mi yaptı?
Kamuoyundaki genel kanı; Akar Paşanın, Erdoğan adına politika kulisine girdiği ve siyasete derin bir müdahalede bulunduğu şeklinde.
Şimdi deniliyor ki, Devlet memuru olarak suç işledi. Eskiden askeri vesayet vardı.
Bugün de sivil vesayet, daha doğru deyişle, sivil darbesi var.
Eskiden sivil paşalar vardı, askerin emrinde...
Bugün de asker paşalar var, yönetimin emrinde...
Evet, bu memlekette geçmiş, geçmiş olamıyor, tarih de tarih...
Olamadığı için de tarih, paçalarımızdan çekmeye devam ediyor.
Nedeni malûm.
Bazı sorunlarımız var, bir türlü çözemiyoruz.
"Asker sorununu’’ çözseydik, Akar Paşa'nın gizli Gül ziyaretini yaşamazdık.
Ya da Türkiye, din ve laiklik sorununu demokrasi içinde yerli yerine oturtabilseydi, bugün darbe lafı ortada dolaşıp durmuyor, bu haller de yaşanmıyor olurdu.
Kılıçdaroğlu, Akar Paşa'nın Gül ziyareti için "28 Şubat'tan daha ağır, daha beter bir vesayet" diyor.
Sorunları biriktiriyoruz, zaman da intikamını alıyor. Hala yerine oturmayan, oturtulamayan demokrasi taşlarımız var.
İktidarın ak dediğine, muhalefetin kara dediği, muhalefetinde kara dediğinde, iktidarın ak dediği biliniyor.
Peki ne olacak bu işin sonu? Sadece sabırlı olmaya ve zamana ihtiyacımız var…
Dünyanın pek çok ülkesinde buna benzer sorunlar yaşanıyor. Bizim ülkemizde de yaşanması bir süreçtir.
Unutmayalım ki ABD ve diğer gelişmiş ülkelerde bu sorunlarla boğuşa, boğuşa bu günlere geldiler.
Demokrasiyi hazmetmek, onu kurum ve kurallarıyla yerli yerine oturtmak, sanıldığı kadar kolay değil.
Bizden öncekilerin geçirdiği süreçleri biz de geçiriyoruz.
SON SÖZ: ‘’ GÖÇ, GİDE GİDE DİZİLİR.’