AK PARTİ ÇARŞI PAZARDA NİÇİN GÖRÜNMÜYOR 2

4 Halife dönemi 632’de başladı. Hz. Ali 29 Ocak 661’de vefat etti. 4 halife dönemi, 28 yıl sürdü. İlk vahiyden Hz. Ali’nin vefatına 50 yıl sürdü.

Cumhuriyetin ilk döneminde Mustafa Kemal, 1920’den 1938’e 18 yıl bir şekilde yönetimde kaldı.

Demirel ve Erdoğan dönemleri aslında Cumhuriyet tarihinin üçte birini oluşturuyor. Yaklaşık 3’de biri, 1920-50 arası 30 yıl, Bayar’ın Cumhurbaşkanlığı dönemini de eklersek, 40 yıl sağ ve sol Kemalist kadrolar yönetti ülkeyi. Darbe dönemleri, ara rejim dönemleri dahil, diğer 40 Başbakan ya da Cumhurbaşkanı da 30 yıl yönetmiş. Türkiye bu 100 yılda uluslararası sistemin ve onların yerli işbirlikçilerinin baskısı altında ayakta durmaya çalıştı. Koalisyon hükümetlerinden kurtulalım, kuvvetler ayrılığı kamil anlamda uygulansın derken, koalisyon hükümetlerinin yerini ittifak arayışları aldı. Şimdi bu anomaliden bir çıkış yolu aranıyor.

Mesela Abdülhamid han 32 yıl tek başına iktidarda kaldı da ne oldu? Ya da Kanuni Sultan Süleyman 46 yıl o tahtta oturdu, sonuç!

4. Mehmet 39, Orhan gazi 35, Abdülhamid 32 yıl, Fatih Sultan Mehmet 31 yıl, 2. Bayezid 31 yıl, 2. Mahmut 31 yıl.. İlk 7 sultanın saltanatı 250 yılı bulur.

Osmanlı Devleti’ni 600 yıl boyunca 36 farklı padişah tahta çıktı. Ortalama her biri 16.5 yıl tahtta kalması gerek ama 46 yıl kalan da oldu, 1 yıldan daha az kalan da. 1. Murat ve Osman Gazi’yi ve 3. Ahmed’i de eklerseniz (1. Murat 29, Osman Gazi 27, 3. Ahmet 27 yıl), ilk 10, devletinin ömrünün yarısını yönetmiş.

Bana kalırsa iktidarın ne kadar uzun ya da kısa olduğu değil, o süre içinde ne yaptığına bakmak gerek. Hükümetlerin ya da devletlerin ömrü, insan ömrü gibidir. Uzun olmasının bir anlamı ve değeri yok.

Önemli olan hayırlı ve bereketli bir ömür ve hayırlı bir ölüm olsa gerek.

Siyaset toplumsal maslahat ile ilgili bir vekalet müessesidir.

Kimlere hangi şartlarda vekalet ettiğiniz önemli. Hz. Yusuf’un ya da Hz. Eyyub’un hayatına bakın. Hz. Yunus’un hayatına bakın. Ben-i İsrail’in hayatına bakın. Hz. Musa’nın ya da Hz. İbrahim’in hayatına bakın.

Onların hayatlarından kendimiz için örnekler çıkarmamız gerekiyor. Hz. İsa’nın hayatına bakalım, Son Peygamber, ümmeti olduğumuz Peygamberimizin hayatından kendimiz için ibret dersleri çıkaralım. Bakın, bazan “eski dostlar” umduklarını bulamadıklarında, onların öfkesi rakiplerinizden daha tahripkar olabilir.

“Yeni dostlar” ya da itibar görenlerin kabalıkları onların beklentileri ile ilgili hayallerini yok edebilir.

Kimse ebed-müebbed iddialarına kalkışmasın.

Her şeyin bir kaderi, rızgı ve eceli vardır ve o Allah’ın takdirindedir. Göklerin hazinesinin anahtarı, ya da göklerin ordularının komutası peygamberler dahil, kimsenin elinde ve tasarrufunda değildir.

Belki siyasiler “Tekasür” suresini çokça okumalılar. Sayıların çokluğu her zaman hayıra işaret değildir. Belki gazab vesilesidir. Tevazu kibirden iyidir. İtibar çoklukta aranmamalıdır. Helallik sorunu olan, şükrü eda edilmeyen varlık külfettir. Önemli olan niteliktir, nicelik değil. Hacimden daha önemli olan özgül ağırlıktır. Takdir ve itibar Allah indinde olandır.

Önce halk nezdinde değil, itibar Hak nezdinde aranmalıdır. Gelin “İbrahim’i geleneği” kendi hayatımıza, siyasetimize miyar kabul edelim. Biliyorsunuz, Hz. İbrahim son Ata peygamberdir ve Ata peygamberlerin 3’üncüsüdür. İlki ve kendi alanında tek örnek Hz. Adem’dir.

2. Adem oğullarından Hz. Nuh’tur, 3’üncüsü Hz. İbrahim’dir. Hatemünnebi olan Hz. Muhammed (s.a.s) de Hz. İbrahim soyundandır. Kur’an-ı Kerim, bizden önceki peygamberleri de bize haber verip örnek gösterirken, Tevrat, Zebur, İncil’den de misaller verir. Onların hayatı ve öğütleri bizim için hayat rehberidir. Her Müslüman, iktisadını, maslahatını, içtimai hayatını bu temel üzerinde inşa etmesi gerekir. Çare arayanlar için çözüm burada!

SON SÖZ: ‘’ BU HAYATTA HİÇ BİR ŞEY SONSUZ YAŞAMAZ.’’