Aile; anne, baba, çocuktan oluşan toplumun en küçük ama, en önemli ve temel birimi. Huzur, mutluluk yuvası, sevgi, saygı, birlik, beraberlik, dayanışma ve güven kaynağı. Bir yuva kurmak, aile kurmak ve aileyi ayakta tutabilmek hiç de kolay değil. Eski zaman ailelerinden bahsetmek istiyorum. Yani bizim yaşadığımız sevginin, saygının, terbiyenin eksik olmadığı, herkesin birbirine hoş görülü olduğu o mutlu, huzurlu aile profilinden. Özellikle kalabalık ailelerde anne olmak. Evi çekip-çeviren, pazarından, bakkalına her işi bıkmadan, usanmadan, şikayet etmeden koşturan annelerimiz. Onca işin arasında bir de çocuklarına vakit ayırmaya çalışan, yapması ya da yapmaması gereken şeyleri bir bir tembihleyen annelerimiz. Şimdiki zamane ev kadınlarına da laf vurmaktan geri durmayan annelerimiz. Sözlerine “Hey gidi günler” diye başlayarak gerek kızlarına, gerekse gelinlerine laf vuran, hatta azarlayan annelerimiz. “Bizim zamanımızda ne çamaşır makinesi, ne bulaşık makinesi vardı. Bütün işi ellerimizle yapar, akşama da mutlaka mükellef bir sofra hazırlardık. Siz şimdi kendinize ev hanımı mı diyorsunuz. Bütün işleri makineler yapıyor, siz de çok yorulduk diyorsunuz. Ay öldüm ay bittim diyorsunuz. Bizim hiç canımız yokmuş, yazık size, yazık” diyen elleri öpülesi annelerimiz. Haklılar mı? Evet sonuna kadar haklılar. O dönemlerde bir ailede eve baba gelmeden sofraya oturulmaz, çocuklar baba gelmeden açlarından bayılsalar bile sofraya oturamazdı. Bu görgü kuralını anneler kendileri zorla yaptırmıyordu. Çünkü o dönemde kim, kimden ne gördüyse onu uyguluyor ve o şekilde davranılıyordu. Evin reisi yani babası eve geldiğinde herkes ayakta, kapıda babasını karşılar, sanki günlerce görmemiş gibi boynuna sarılır, hoş geldiniz babacığım sözleriyle birlikte her akşam bu güzel karşılama töreni devam ederdi. Gün içerisinde özellikle biz erkek çocukları eğer bir suç işlediysek annenin ‘Akşam seni babana söyleyeceğim’ demesi yeterliydi. Akşam babamız eve gelmeden önce annemiz bizi şikayet etmesin diye tabiri caizse kırk takla atıp kendimizi annemize affettirmek için uğraşıp dururduk. Annemizin gönlünü almak için çok uğraşırdık ve sonunda da başarırdık. Merhametli, affedici, hoş görülü, elleri öpülesi annelerimiz. Bizim çocukluğumuz, ergenliğimiz ve gençliğimiz hep bu güzel ve huzur dolu aileler arasında geçti. Annelerimiz bize hiçbir zaman nasıl davranmamız gerektiğini söylemedi. Daha önce de dediğim gibi biz büyüklerimizden ne gördüysek öyle davranıyorduk. Babamızın yanında uzanamaz, ayak ayak üstüne atamaz, rahat ve lakayt bir şekilde davranamazdık. Bunları yapmak için kimse bizi tembihlemedi, zorlamadı. Zaten aldığımız terbiye ve saygı bizim böyle davranmamıza vesile oluyordu. Eskilerin bir lafı vardı, ‘Fakir ama mutluyduk.’ İnanın bu cümle o dönem için tamamen gerçek. Huzurumuz, mutluluğumuz, birlikteliğimiz, bağlılığımız, saygımız, sevgimiz sonsuz ve gerçekti.
Şimdi gelelim şu anki zamana. Zamane babalar, zamane anneler ve zamane çocuklara. Gelişen teknoloji mi diyelim, yoksa zamana yenik düşmüş aile bağları mı diyelim hiçbir ailede o eski huzur ve mutluluğu toplum olarak göremiyoruz. Kendilerini internet belası denilen teknolojiye mahkum etmiş aile bireyleri. Bir karikatürde aynı odada, hatta aynı koltuklarda oturan aile bireylerinin birbirleriyle mesajlaşarak haberleştiği o trajikomik dönemlerden geçiyoruz. Kimse kimseyle sohbet etmiyor, bugün ne yaptın, nasılsın soruları bile sorulmuyor. Ne acı değil mi? İşten evine gelen babanın geldiğinden bile haberi olmayan çocuklar. Bırakın kapıda ‘Hoş geldin babacığım’ demeyi, babasının eve geldiğinden bile dakikalar hatta saatler sonra haberi olan o zamane çocukları. Aynı odada otururken anne ve babasının yanında boylu boyunca uzanan, ellerinde tablet yada cep telefonların eksik olmadığı o zamane çocukları. Söylenenleri duymayan, duyduğunu anlamayan, dediklerimizi yapmayan, bir iş yaptırmak için dakikalarca laf anlatmaya çalıştığımız o zamane çocuklarımız. Hiç unutmam bundan tam 6 yıl önce benim kızım o zaman 7 yaşında. Eşimle sohbet edip eski günleri yad ederken araya giren kızım, ‘Baba, sen hala eski zamanlarda mı yaşıyorsun. Geçti, gitti, geride kaldı o günler. Artık zamana ayak uydur lütfen’ dedi. Altını çiziyorum bunu söyleyen 7 yaşında bir çocuk. Biz anne-baba olarak sadece birbirimizi bakabildik, duyduğumuz bu sözlerden sonra ağzımızdan bir kelime bile çıkmadı, çıkamadı. Artık gerisini siz düşünün.
Aile bağları, sevgi, saygı, terbiye, hoşgörü, mutluluk, huzur gibi kavramlar maalesef günümüz teknoloji çağında yok olup gitmiş durumda. Geri kafalı olduğumuzdan değil, biz o eski güzel günleri çok özlüyoruz. Dilerim ilerleyen zamanlarda aile olmanın değerini anlar yeni çağdaki çocuklarımız bazı değerlerin kıymetini bilirler.