Adana’nın toplu taşıma günlükleri-1

Adana’da toplu taşımaya binmek sadece bir ulaşım meselesi değil; ceryan çarpmasın diye pencereleri kapattıran teyzelerden hayali arkadaş bekleyen uyanıklara, Ergenlarus istilasından kimyasal silah etkili kokulara, gece yarısı hükümet kuran amcalardan seyyar gurmelere kadar uzanan çok sesli bir TSM korosuna dâhil olmaktır. Burası, şehrin her gün sahnelenen yürüyen tiyatrosu; madalyonun hem en renkli, hem de en kararmış yüzüdür.

Hepimiz şahit oluyoruz; Duraklarda gergin bekleyişler, otobüs içindeki bitmek bilmeyen uğultu ve nihayetinde okların hedefi haline gelen o meşhur figür; Şoförler...

Toplu taşıma ile ilgili yazdığım yazılarda, şoför arkadaşlara belki de fazla yüklendim. Olaylara onların penceresinden bakmaya, bitmek bilmeyen mesai saatlerine, trafiğin ve gürültünün içinde çalışan şoförler adına empati kurmayı atladım. Evet, kabul edelim; genelde sinirli, gergin ve sabırsızlar. Ancak iğneyi başkasına batırmadan önce, şu meşhur çuvaldızı biraz kendimize batırsak mı? Acaba o direksiyon başındaki insanı agresif bir canavara dönüştüren, biz yolcuların bitmek bilmeyen saçmalıkları olabilir mi?

Atalarımız boşuna dememiş: "İğneyi kendine, çuvaldızı başkasına batır.” O halde Adana’nın o meşhur sıcakları bastırmadan, aynayı kendimize tutmaya hazır mısınız? İşte bizim yarattığımız o meşhur yolcu profilleri ve şoförlerin her gün imtihan edildiği Adana klasiği karakterler...

***

“Ah, ah; Hükümetin başında ben olacaktım ki…”

Ön koltuklardaki sezonluk kombineleri yeni yapılmış, VİP koltuklar rezerve edilmiş 65 yaş üstü amcaları sabahın köründe görmezsek olmaz. Kulakları ağır işiten, gözleri net görmeyen, eleğini elemiş amcaların, sabahın 7.30’unda toplu taşımalarda ne işleri olduğunu henüz kimse çözemedi. Otobüste ayakta zar zor tutunarak yolculuk edenler, o amcaların bağıra çağıra konuşmalarına katlanmak zorundadır! Amcaların hedefinde ise; günümüz gençleri, pahalılık ve emekli maaşları vardır. Aralarında koyu sohbet öyle ilerler ki, sanırsınız kahvehanede karşılıklı pişpirik oynuyorlar.70’ine dayanmış emekli bir amca baklayı çıkarır, “Ah, ah; Hükümetin başında ben olacaktım ki..!” Bıraksanız bir gecede hükümet kuracaklar…

"Bak bu benim görümcemin oğlu…”

Ya otobüse binen bir teyze ise? İşte o zaman yandınız demektir! Teyzemiz, kartını okutur okutmaz oturacağı koltuk yerine, gözüne kestireceği bir kurban arar. Diyelim ki o kurban sizsiniz ve teyze geldi yanınıza oturdu. Sevgili teyzemiz daha ikinci durakta soy ağacınızı çıkarır. Nasıl mı? "Senin yaş kaç oğlum/kızım?", "Okuyor musun?", "Atandın mı?", “Buralı mısın?”, "Annen giller ne iş yapar?", “Evli misin, bekâr mı?” sorularıyla sorguya çekilirsiniz. Eğer bekâr olduğunuzu anlarsa, çantasından bir fotoğraf çıkarıp, "Bak bu benim görümcemin oğlu, tam sana göre. Evi var, arabası var… Üstelik devlet memuru!" diyerek herkesin içinde sizi evlendirmeye çalışır. Adana’nın trafik kaosu ve yolculuk çilesi, bir anda izdivaç programına döner.

Ergenlarus belgeseli…

Eğer bindiğiniz otobüs okul güzergâhından geçiyorsa, eyvah eyvah..! Otobüsün içinde ergenlarus belgeseli çevrilir. Kafalarda kocaman kulaklık, sırtlarda komanda çantası, eller cepte hiçbir şeyi takmayan ergenler, yolculuğu tam bir kâbusa çevirir. Kendini bilmez umursamaz tavırlar, nursuz şuursuz bakışlar, sağır dilsiz ergenler, amca ve teyzelerin hedefine girerler. Amcanın biri (haklı olarak), “Günümüz gençlerine bak, hiç yaşlı maşlı dinliyorlar mı? Ayakta yolculuk ediyorum, hiç birinin umurunda değil. Gençlik ölmüş ölmüş! Ergenler indikleri vakit, otobüste hava fişekler patlar. Kalan yolcuların ‘ohh!’ çekmesi, otobüsün içinde bir bayram havası estirir.

"Kent Kart’ım yok ama kalbim temiz…"

Şoför arkadaşın manidar bakışları altında basın kartımı okutup yerime geçerken, kapıdan giren ve kartında bakiye olmayan o meşhur yolcu tiplerine rastlamamak mümkün mü? Bu açıkgözlerin kendilerine has özgüvenleri vardır; "Kaptan, bakiye bitmiş. Bir sonraki durakta arkadaş binip kartı o basacak!" Fakat o arkadaş hiçbir zaman binmez. O "hayali arkadaş", Adana toplu taşımasının şehir efsanesidir.

***

Şimdilik burada bir mola verelim... Ama sanmayın ki Adana toplu taşımasının absürt tiyatrosu bu kadarla sınırlı. Daha yemek kokulu biyolojik saldırılardan klima savaşlarına, durak kavramını kökten reddedenlerden gezici gurmelere, otobüs içindeki daha nice gizli kahramanlara kadar anlatacak çok şey var. İkinci bölümde madalyonun daha da kararmış ve komikleşmiş yüzüne bakmaya devam edeceğiz.

Yolculuk henüz bitmedi…