Türkiye’nin birçok şehri tarihini bir dağın eteğine, bir ovanın bereketine ya da bir limanın çevresine kurdu. Adana ise çok daha büyük bir nimetin üzerine kuruldu: suyun üzerine.
Şehrin tam ortasından geçen Seyhan Nehri yalnızca bir nehir değildir; doğru planlandığında bir ekonomik kalkınma hattı, bir turizm merkezi, bir yaşam kültürü ve hatta dünya markası olabilir.
Bugün insanlar Venedik için binlerce kilometre yol gidiyor. Çünkü şehir suyla yaşamayı başarmış. Kanalları işlemiş, kıyıları değerlendirmiş, estetiği korumuş, turizmi suyun etrafında büyütmüş.
Peki aynı potansiyel neden Adana’da olmasın?
Üstelik Adana’nın avantajı çok daha büyük.
Venedik’in yapay romantizmine karşılık Adana’nın gerçek bir nehri, gerçek bir güneşi, gerçek bir mutfağı, gerçek bir enerjisi var.
Bir yanında tarihi Taşköprü, diğer yanında modern şehir dokusu…
Ve biraz ileride adeta iç deniz gibi uzanan Seyhan Baraj Gölü.
Asıl soru şu:
Adana neden hala suyuna sırtını dönmüş bir şehir gibi davranıyor?
Seyhan Nehri Sadece Manzara Olarak Kullanılıyor
Bugün nehir kenarına baktığınızda büyük ölçüde atıl durumda. , parklar ve düzensiz kullanım görüyorsunuz. Oysa dünyadaki gelişmiş şehirler suyu sadece “seyretmiyor”; ekonomiye dönüştürüyor.
Düşünün:
Nehir boyunca ışıklı restoranlar
Küçük gezi tekneleri
Akşam gondol turları
Nehir üstü kafeler
Yüzen sahneler
Açık hava konserleri
Uluslararası kürek yarışları
Su sporları festivalleri
Nehir kıyısında sanat sokakları
Adana’nın iklimi buna son derece uygun.
Çünkü büyük şehirler betonla değil, fikirle büyür.