ADANANIN KURTULUŞUNUN 102.YILI

Aslında bizim açımızdan kurtuluş sözünü pek kabullenemiyorum, ama gerçek böyle olunca ne yapalım...

Neden kabullenemiyorum? Büyük Şair Mehmet Akif ERSOY, İstiklâl Marşımızda hangi çılgın bana zincir vuracakmış şaşarım diyor ya, bu nedenle zinciri ve ondan kurtulmayı kabul edemiyorum.

Neyse bu da işin edebiyat tarafı. Biz gelelim yaşananlara.

Cumartesi günü Adana Türkocağında 5 Ocak ile ilgili bir konuşma yaptım. Davet ettikleri için başta Başkan olmak üzere bütün Türkocağı yöneticilerine ve katılımcılara teşekkür ederim.

Konuşurken dinleyicilere tek tek bakıp göz temasında bulunmaya ve konuşma süresince bu durumu tekrar etmeye gayret sarf ederim.

Bu konuşmada da böyle yaptığımda dinleyicilerin en çok hangi konular dikkatini çektiğini kestirebiliyorum.

Adanada böyle güzide bir topluluğa 5 Ocak anlatmak zordur. Çünkü, hepsi bırakın okumuş olmayı, birçoğunun ailesi o dönemin içinde bizzat bulunmuş kişilerdir.

Dikkat çeken konulardan biri Adanada o dönem kurulan devlet(!) idi. O konuyu burada da anlatmak istiyorum.

Fransızlar, çoğunluğu Adanadan gitmiş olan Ermenileri Fransız askeri kıyafetinde Adana ve çevresine doldurarak bölgemizi işgal ediyor. Hem de içlerinde Taşnak ve Hınçak vahşi örgütlerinin elemanları olmak üzere... Bu azgın, vahşi, kan emici, kin dolu, gözü dönmüş Ermeniler asker sıfatıyla tam bir silahlanma içerisinde iken, Türklerden silahları zorla alınıyor. Hemen bir ekleme yapmalıyım; evinde teslim edilmemiş silahı bulunduğu iddiası ile o zamanki Belediya Başkanımız ve Adanada Milli Mücadeleyi gizliden gizliye başlatan ekibin içerisinde bulunan Tevfik Kadri RAMAZANOĞLU beyefendi, Taşköprünün karşısında Kalekapısının girişindeki Çiftçi Birliği önünde çarmıha gerilip kırbaçlanıyor. Düşünebiliyor musunuz?

Ermeniler, bugünkü Merkez Bankasının yerindeki kiliselerini karargâh olarak kullanıyorlar ve burada sözde bir Ermeni devleti kuruyorlar. O kilisenin arkasında Tepebağ ilkokulu vardı. Öyle zannediyorum, Kilise papazının konağı olabilir. Ben o İlkokulu bitirdim ve o dönemde gördüklerim var ve bu gördüklerimi bir hoca yazdığı kitabına almak üzere yazıhaneme gelip benimle söyleşi yaptı.

 Ermeniler, herhangi bir Türkü çağırıyor ve kurdukları sözde mahkemede bir Ermeniye borcu olduğu veya tarlasını, evini aldığı sorgulanıyor ve ödemesi, geri vermesi isteniyor. Türkün  böyle bir borçtan ve tarladan, evden haberi bile yok. İtiraz ettiğinde mahkeme ölümüne karar veriyor ve çok ağır ölüm şekilleri ile cezalandırılıp kilisenin içinde açılan ve çok sayıda insan alabilecek kuyuya atılıyor. Hatta bazıları canlı bile olabilir. Daha ayrıntılara girip ne kendimi ne de okurlarımı kahretmek istemiyorum ama bu gerçeklerin de bilinmesi ve unutulmaması gerekmez mi? Bu nedenle bir ölüm örneği vereyim ki en ağırı; testere kullanılıyor... Neyse, yeter...

Fransız yetkililer oralı bile değil elbette.

Bu işlerin yaşanması Ermenilere yeterli gelmiyor. Adananın Türklerden temizlenmesi gerekir ki, dünyaya buranın Ermeni nüfusu ile dolu olduğu gösterilip Ermeni Devleti bütün dünyaya kabul ettirilsin. Bu arada Aslan Adanalı yiğitler Sivasta Mustafa Kemal’den aldıkları destek ve örgütçü subaylar eşliğinde olağanüstü bir mücadele veriyorlar. Günler geçiyor ve 10 Temmuz 1920 tarihine geliniyor. İşte o gün insanlık tarihinin en ağır soykırımlarından birini yaşatmak için Ermeniler, Fransız uçakları destekli bir eyleme girişiyorlar. İnsan aklının kabul edemeyeceği bir azgınlık, vahşet, insalık dışı ve kin dolu bir biçimde her Türk evine, her Türke saldırılıyor, öldürülüyor, ölmeyenler de kaçsın isteniyor. Adanalı nereye kaçacak? Dağlara doğru gidecek. Dağa giden yollar kesilmiş. Büyük bir kısmı güneye doğru gidiyor. Zaten vahşiler tarafından öyle isteniyor. Çünkü, dağa gidip çetelerle buluşmasınlar. Eski Vilayet taraflarına Cezayirli Fransız askerleri yerleştiriliyor ki, Müslüman oldukları için belki biraz acırlar diye. Nitekim öyle oluyor ve oradan on binlerce Adanalı kaçıyor. Bu vahşet karşısında ne yapacağını şaşırmış, kendi çocuğunu alamaz duruma gelmiş Adanalı kime sığınıyor? İşte yine yiğit bir Adanalı olan Şıh Cemil bütün gücü ve akrabaları ile birlikte bu insanları karşılıyor, yediriyor, içiriyor, temizliyor ve biraz da olsa rahatlatıyor. Bu yiğit Adanalı Cemir Nardalı  - evi bugün müze ve Büyük Başbuğ ATATÜRK o evi ziyaret etti - hem bölgemizin askeri sorumlusu Tekelioğlu Sinan ile ve hem de Sivas ile iletişim halinde olarak Akkapıdan bu hemşerilerini güvenlik altında çetelere gönderiyor.

Ermeniler için artık merkez Adana Türklerden temizlendi ve istediklerini yapabilirler. Ne yapacaklar? Resmi devlet kuracaklar. 4 Ağustos günü kiliselerinde Rumlar ve Asurilerle toplantı yapıp Kilikya Hıristiyan Cumhuriyeti kuruyorlar. 5 Ağustosta Abidinpaşadan başlayan yürüyüş, Küçüksaat, Yağcami, Büyüksaat güzergâhı ile Eski Vilayete geliyorlar. Vilayette görevli Türkleri indiriyorlar. Onlar yahu biz sizlerle beraber hareket ediyoruz, yani bizler hainiz diyorlarsa da, onları Türk değil misiniz diyerek kovuyorlar. Yani hain olmak da işe yaramıyor. Cumhurbaşkanı Damatyan, Başbakan Şişmanyan, bakanlar ağırlıklı olarak Ermeni, birkaç tane Rum ve Asuri ki; meğer Adanada Asuri diye birileri de vamış. Vilayetin karşısındaki evde Fransız işgal komutanına haber gidiyor. O da Fransa hükümeti ile iletişim kurup bu kurulan devlet yöneticilerine haber gönderiyor. Çıkın o binadan! Yani, Fransa bu yeni devleti kabul etmiyor. Ermeniler diyor ki; aramızda yaptığımız sözleşme var, alın işte. Buna göre biz bu devleti kuracağız. Fransız komutandan aldıkları cevap: “tamam öyle bir sözleşme var ama, kendi istediğiz zaman değil, bizim istediğimiz zaman kurulacak.”Nasılmış? Emperyalistlerle aynı çuvala girilir miymiş?

Böylece 2-3 saatlik bir devlet müsveddesi ortadan kalkıyor.

Gördüğüm kadarıyla Türkocağındaki dinleyicilerin en çok ilgisini çeken konuların başında bu anlattıklarım vardı. Bunu okurlarımla da paylaşmak istedim.