Adana’nın gerçek gücü nasıl ortaya çıkar?

Adana, geleceğini konuştu. Üretimden lojistiğe, eğitimden sosyal yaşama kadar uzanan geniş bir çerçevede düzenlenen Vizyon 2040 Çalıştayı, kentin yarınlarını planlamak adına önemli bir adım olarak kayda geçti. Kamu, özel sektör ve sivil toplumun aynı masa etrafında buluşması, ortak aklın devreye girmesi elbette kıymetli. Ama asıl soru şu, bu vizyon sadece raporlarda mı kalacak, yoksa Adana’nın ruhuna gerçekten işleyecek mi?

Çalıştayda yapılan konuşmalar umut vericiydi. Çukurova Kalkınma Ajansı Genel Sekreteri Ahmet Rıfat Duran’ın sürecin masa başında değil, sahada şekillendiğini vurgulaması önemliydi. Adana Valisi Mustafa Yavuz’un yaklaşık 30 bin kişinin katıldığı anketlerle halkın sürece dahil edildiğini açıklaması da öyle. Katılımcılık, günümüz yönetim anlayışının vazgeçilmezidir. Ancak mesele sadece katılım sağlamak değil, o katılımı ortak bir iradeye dönüştürebilmektir.

Ben de bu çalıştayı bir gazeteci olarak yerinde takip ettim. Ama aynı zamanda bir Adanalı olarak hissettiğim şey, sadece mesleki bir gözlem değildi, içten bir heyecandı. Çünkü Adana’nın bugünden başlayarak geleceğe uzanan bir yol haritası çizmesi, uzun zamandır ihtiyaç duyduğumuz bir adımdı. Şimdi hepimiz sonuç raporunu bekliyoruz. Muhtemelen önümüzdeki günlerde kamuoyuyla paylaşılacak. Ancak şunu açıkça söylemek gerekiyor, asıl mesele o raporda ne yazdığı değil, Adana’nın o yazılanları ne kadar sahipleneceği. Çünkü Adana’nın en büyük eksiği proje değil, birlik.

Bugün bu şehirde, kurumlar arasında kopukluk, sektörler arasında mesafe, insanlar arasında ise maalesef yeterince güçlü olmayan bir dayanışma var. Oysa gerçek kalkınma, ancak birlikte hareket edebilen şehirlerin hikayesidir. Önce kamu çalışanlarından başlayarak tüm kesimlerde bir birlik ve beraberlik kültürü oluşturulmalı. Bu bir zorunluluk.

Siyasette de aynı tabloyu görmek istiyoruz. 15 milletvekili olan bir şehirde, ortak meselelerde tek ses olabilmek artık bir hayal olmamalı. STK’lar birbirine rakip değil, tamamlayıcı olmalı. İş dünyası, sanayi, medya… Herkes birbirinin elini güçlendirmeli. Çünkü bir şehir ancak birlikte yükselir.

Bu noktada aklıma yıllardır anlatılan o meşhur fıkra geliyor. Mersinli bir iş insanı, Kahramanmaraş’ta devasa kazanlar yaptırır. Kamyona yüklenir, yola çıkılacaktır. Bir bakar ki kazanların kulpu yok. Ustaya sorar: “Bu kazanların kulpu nerede?” Usta gayet rahat cevap verir: “Merak etme beyim, Adana’dan geçerken hepsine kulp takarlar.”

Gülümsetir belki ama düşündürmesi gereken bir hikayedir bu. Adana’nın adı, pratik zekasıyla, çözüm üretme kabiliyetiyle anılır. Ama artık mesele sadece “kulp takmak” değil; kazanı birlikte taşımayı öğrenmektir.

İşte bu yüzden diyorum ki, Adana’nın gerçek vizyonu eğitimle başlamalı. Ama sadece akademik eğitimden söz etmiyorum. Dayanışmayı, ortak hareket etmeyi, aidiyet duygusunu öğreten bir eğitim anlayışına ihtiyacımız var. İnsanlara bu şehrin bir parçası olduklarını hissettirecek bir bilinç inşa edilmeden ne planlar ne de projeler kalıcı olur. Bir zamanlar tarım ve sanayide lokomotif olan Adana, Türkiye’nin en güçlü şehirlerinden biriydi. Bugün ise çok çok gerilerdeyiz. Bu tabloyu değiştirmek istiyorsak, önce kendimizi değiştirmeliyiz. Hep hasretini çektiğimiz Adana eski şaşalı günlerine dönmeli diyerek başladığımız konuşmaları sonlandırmanın tek yolu bu.

Yeniden zirveye çıkmak mı istiyoruz?

O zaman önce şunu öğrenmeliyiz, bir olmak, diri olmak, tek yumruk olmak.

Gerisi zaten gelir.