22 yıldır basın sektöründe görev yapmaktayım. Bunun 21 yılı Adana’nın çeşitli yerel televizyon kanallarında teknik servis elemanı olarak geçti. Son 1,5 yıldır da Adana’nın en büyük, Türkiye’nin en prestijli yerel gazetesi olan 5 Ocak Gazetesi’nde muhabir olarak görev yapmaktayım. Çalışma geçmişimden neden mi bahsettim? ‘Toplu taşıma kültürü ile ne alakası var?’ dediğinizi duyar gibiyim. Aslına bakacak olursanız bu meslekten olan, basın emekçilerinin anlatması gereken çok güzel bir konu diye düşündüm. Neden mi? Yıllardır haber peşinde koşan, gittiği her habere veya olaya genelde toplu taşıma ile giden basın emekçilerinin, yolculuk yaparken başlarına gelen ilginç olaylar o kadar çok ki. Ben dahil, basın emekçisi arkadaşlarımızın toplu taşımalarda gözleri neler gördü, kulakları neler duydu bir bilseniz. Neredeyse her toplu taşıma aracında, gideceği yere kadar içinde ayrı bir yaşanmışlık taşıyan yolculuk serüveni vardır. Yaşanan olaylar bazen bir fıkra, bazen bir hikaye, bazen de bir film gibi karşımıza çıkıyor. Basın emekçisi olarak toplu taşımaları sorunsuz kullanmak adına günümüzde adı ‘Serbest biniş kartı’ olarak değiştirilen basın pasolarıyla yolculuk ederiz. Eskiden paso kartı herkeste olmazdı. Bir prestiji, bir ağırlığı vardı. Şimdi ise neredeyse Adanalıların yarısında ‘Serbest geçiş kartı’ bulunmakta. Kişiler ve kartın veriliş nedenleri farklı olsa da, bu kartlar birçok vatandaşta var. Başkasının kartını kullanan, hatta son kullanım tarihi geçmesine rağmen o kartı kullanmakta ısrar eden, suiistimal eden insanlarımız da bir hayli fazla.
Büyükşehir Belediyesi Özel Halk Otobüsleri şoförlerinden konuyu açmak isterim. Öyle şoför arkadaşlarla karşılaşıyoruz ki, otobüse mi biniyoruz, yoksa günün stresini atmak için şoför beylere yarenlik mi ediyoruz belli değil. Genelde sinirli, gergin ve anlamsız bir şekilde tuhaf davranışlar sergileyebiliyorlar. Sanki tüm gün yaşananların sorumlusu serbest biniş kartı kullanıcılarının suçuymuş gibi afralar-tafralar, el-kol hareketleri, ağzıyla değil de, burnuyla konuşmalar gibi bir ton garip davranışlara maruz kalabiliyoruz. Mesela; otobüse bindiğiniz kartı cihaza okuttuğunuz an ekranda şöyle bir yazı çıkar, ‘Serbest biniş kartı.’ İşte o an otobüs şoförünün gözlerinde şimşekler çakıyor. ‘Sen misin bedava binen’ dercesine bir bakış atıyor ki sormayın! Sonra bir kartın sahibine, bir de karta garip yüz ifadeleriyle bakışlar atılıyor. Defalarca o karta, üstündeki resme, içindeki yazılara, kartın şahsa ait olup-olmadığına bakılıyor. Kim bilir, şoför beyin aklından neler geçiyor, içinden neler söylüyor? Tam konuşulacak kıvama geliyor, bu sefer de başını sağa-sola çevirerek ilginç bir hareketle, ‘Geç yerine otur’ der gibi davranışlar sergiliyor. Sanki bir dilenci gibi, bedava binmişçesine ezilip-büzülüp geçip yerlerimize oturuyoruz. Hele bir de, otobüste fazla yolcu varsa düşünün bizim psikolojimizi. Bu davranışlarımız otobüs şoföründen korktuğumuzdan değil de, uğraşmak istemediğimizdendir. Çünkü haklı olduğumuzu biliyoruz. Bunca yıldır öyle davranışlara maruz kaldık ki, bünyemiz bağışıklık kazanmışçasına refleks bile vermiyor artık. Şoför beylere cevap verdiğimiz, tartıştığımız zamanlar da oldu elbet. Şikayet ediliyor, araç plakaları alınıyor, telefonlar açılıyor, haberler yapılıyor, hatta kamera kayıtlarına bile bakılıyor. Ama nafile. Sonuç: Sıfır! Kocaman bir sıfır! Ne davranışlar, ne konuşmalar, ne de bakışlar değişiyor. Bu memlekette bir şehit yakınına hakaret ederek, otobüsün içinde tartışıp aşağıya indiren şoförler bile gördük. Bu ve bunun gibi vahim olaylar neredeyse Türkiye’nin her şehrinde oluyor maalesef.
Bu mesleği kötüye kullanarak meslektaşlarının da adını kötüye çıkaran birkaç örnek daha vermeme müsaade ediniz. Bildiğiniz üzere pandemi döneminde toplu taşımaya maske ile binmek zorunlu. Ama gelin görün ki, bazı şoför arkadaşlar sadece yolcuların maske takma zorunluluğu olduğunu düşünüyor galiba. Bayan bir yolcu otobüse biner, bir bakar ki şoförde maske yok. Aralarında aynen şöyle bir diyalog geçer. Bayan yolcu gayet sakin ve kibar bir dille ; ‘Lütfen şoför bey, maskenizi takar mısınız?’ diyerek uyarıda bulunur. Şoför beyden şok bir çıkış gelir, ‘Ablam siz işinize bakın. Geçin oturun yerinize’ der ve maske takmayı kabul etmez. Otobüse binmek isteyen bayan, şoförle hiç muhatap olmadan iner. Şoför arkadaş ise ‘İnersen in, başka yolcu mu yok’ der. İnanın, bu olaya gözlerimle şahit oldum.
Daha durağa yanaşmadan, araç hareket halindeyken otomatik kapıların açılmasını mı diyelim! Sol kolu pencereden dışarı sarkmış bir şekilde telefonla bağra-çağıra küfürlü konuşmaları mı diyelim! O kadar yolcu varken sigara içmelerini mi diyelim! Yolcu inmeden, ya da tam inerken aracın hareket etmesini mi diyelim! Otobüsün içinde aile mi, çocuk mu var demeden argo konuşmaları mı diyelim! Hangi birini söyleyeyim…
Adanalıların otobüs şoförlerine yönelik dilek ve şikayetlerini ilettiği bir hat var biliyorsunuz. ‘ALO 153’ numaralı telefonları arayan vatandaşın sorunları ne kadar çözülüyor bilinmez. Ama, bir arpa boyu yol alınamadığı aşikar. Eğer bir gelişme, bir gelişim yaşanmış olsaydı halen bu ve buna benzer nahoş olaylarla karşılaşmazdık sanırım.
Bahsettiğim olayların tersine tam bir insanlık, vatandaşlık dersi veren şoför arkadaşlar da var tabii. Yaşlı bir vatandaşa şoför mahallinden bizzat kalkıp, oturacağı yere kadar eşlik eden şoför arkadaşlar da gördüm. Bileti olmayan veya üzerinde parası olmayana, ‘Para neymiş be amca, senin canın sağ olsun. Her şey para mı’ diyen şoför arkadaşlar da gördüm. Güzel hadiseler de olmuyor değil. Ama genelde hiç hoş olmayan, sonu maalesef kavga-gürültü ile biten, olay daha da büyüyünce karakolluk olunan veya elde edilen kamera görüntüleri ile haber bültenlerine kadar uzanan korkunç olaylar da meydana gelmiyor mu? Şehit yakını ve gaziler, basın emekçileri, engelli bireyler, 65 yaş ve üstü vatandaşlar için verilen serbest biniş kartlarının hepsi birer hak. Devletimizin ve yasaların sağlamış olduğu yasal bir hak. Bunların önüne geçmeye kimsenin hakkı olmadığı gibi, karşı çıkmaya da hakkı yok.
Bazı şirazesi kaymış şoför arkadaşların kendilerine çeki düzen vermesinin vakti geldi de, geçmiyor mu? Karşısında hakaret ettiği, tartışıp kavga etmeye kalkıştığı kişinin de bir ailesi-eşi-dostu-akrabası olduğunu düşünemiyorlar mı? Psikolojik bir desteğe mi, ya da bir eğitime mi ihtiyaçları var bilemem. Yolcular, onlar için her ne kadar bir müşteri olsa da, aslen bir can taşıdıklarını ve sorumluluklarının çok büyük olduğunu unutmamalılar. Yıllardır aynı sorunlarla uğraştığımız yetmez mi?
Evet yazımda toplu taşıma esnafını eleştirdim, örnekler verdim... Peki tek suçlu onlar mı ya yolcular, onlarda ayrı bir yazı konusu...