Adana’dan çıkıp Türkiye genelindeki şehirlere baktığınızda ortak bir tablo görüyorsunuz: Kaldırımlar, olması gerektiği gibi yayalara ait. Esnafın düzeni var, denetim var, kural var. Ama Adana’ya döndüğünüzde aynı netliği görmek zor. Yıllardır yazılır, konuşulur, gündeme gelir; ama kaldırımlar hala çoğu noktada işgal altında.
Oysa mesele çok basit: Kaldırım, vatandaşın yürüyebilmesi için vardır. Engellisi, yaşlısı, genci, çocuğu… Herkes için güvenli bir geçiş alanıdır. Fakat pratikte durum böyle değil. Masa-sandalye taşmaları, ürün teşhirleri, gelişi güzel yerleştirilen malzemeler… Kaldırım çoğu zaman yayaya değil, işgale hizmet ediyor.
Yıllar boyunca farklı belediye başkanları geldi, farklı dönemler yaşandı. Her seferinde “bu iş çözülecek” denildi. Kimi zaman denetimler sıklaştı, kimi zaman cezalar kesildi. Ama sonuç? Kısa süreli düzelmeler, ardından eskiye dönüş.
Son haftalarda yeniden bir hareketlilik var. Büyükşehir Belediyesi zabıta ekipleri, ilçe belediyeleriyle birlikte sahada. Seyhan, Çukurova, Yüreğir, Sarıçam… Hepsinde benzer bir tablo: Kaldırım işgallerine müdahale ediliyor, esnafa uyarılar yapılıyor, bazı bölgelerde ciddi temizlik sağlanıyor.
Peki bu ne kadar sürecek?
Asıl soru bu. Çünkü Adana’nın kronik sorunu tam da burada başlıyor: Süreklilik eksikliği. Bugün kaldırılan masa, yarın yeniden konuluyorsa; bugün boşaltılan kaldırım, bir hafta sonra tekrar doluyorsa; yapılan her müdahale sadece günü kurtarmaktan öteye geçmez.
Kalıcı çözüm için birkaç temel gerçek var:
Birincisi, denetim sürekliliği.
Zabıta bir gün değil, her gün sahada olacak. “Operasyon” değil, rutin haline gelecek.
İkincisi, net ve tavizsiz kural.
Herkes için aynı standart uygulanmalı. “Ona izin verildi, bana neden yok?” tartışması bitmeli.
Üçüncüsü, esnafla açık iletişim.
Bu bir savaş değil. Esnafın da yaşayacağı, ama vatandaşın hakkının da korunacağı bir denge kurulmalı. Alternatif çözümler sunulmadan sadece yasaklamak sürdürülebilir olmaz.
Dördüncüsü, caydırıcılık.
Uyarıdan sonuç alınmıyorsa, ceza gerçek anlamda hissedilmeli. Aksi halde kurallar kağıt üzerinde kalır.
Adana’nın bu sorunu çözmemesi için hiçbir neden yok. Türkiye’de örnekleri var. İstenirse oluyor. Ama bunun için günübirlik değil, kararlı ve istikrarlı bir yönetim anlayışı gerekiyor.
Bugün yapılanlar umut verici. Ancak asıl başarı, üç ay sonra, altı ay sonra, bir yıl sonra da aynı düzenin devam etmesiyle ölçülecek.
Çünkü kaldırım meselesi sadece bir düzen sorunu değil; bir şehir kültürü meselesidir.
Ve unutulmaması gereken en temel gerçek şu:
Kaldırımlar, gerçekten halkındır.