Adana Salçası: Tescille Taçlanmalı

Adana denince akla kebap gelir, şalgam gelir, bici bici gelir… Ama bir lezzet daha var ki, mutfakların vazgeçilmezi: Adana salçası. Yazın kavurucu güneşinde, en güzel domateslerin ve biberlerin özenle seçilip, çekilmesiyle yapılan bu salça, sadece yemeklere değil, sofralara da ayrı bir ruh katar.

Adana salçası, fabrikasyon üretimin çok ötesinde bir emek hikâyesidir. Büyük kazanlarda ağır ağır pişer, güneşte kıvam bulur. İçinde katkı maddesi yoktur, rengi de tadı da doğaldır. Bu yüzden, Adana salçası hem yerli hem de yurt dışındaki gurbetçiler tarafından büyük ilgi görür.

Ama ne yazık ki bu değerli ürünümüz hâlâ tescilli bir coğrafi işaret statüsüne sahip değil. Oysa Gaziantep baklavası, Aydın inciri, Malatya kayısısı gibi, Adana salçası da tescillenmeli.

Çünkü tescil, sadece bir isim hakkı değil; aynı zamanda ürünün kalitesinin korunması, markalaşması ve dünya pazarında tanınması anlamına geliyor.

Tescil olmadan, başka bölgelerde üretilen, hatta endüstriyel yöntemlerle yapılan salçalar “Adana salçası” adıyla satılabiliyor. Bu hem tüketiciyi yanıltıyor hem de gerçek üreticinin emeğini değersizleştiriyor.

Adana’nın tarım gücünü ve mutfak kültürünü dünyaya duyurmak istiyorsak, Adana salçasını korumalı, markalaştırmalı ve hak ettiği tescille taçlandırmalıyız.

Böylece hem üreticimiz kazanır hem de Adana’nın gastronomi değerleri bir adım daha öne çıkar.