ADALET DEDİĞİN BÖYLE İŞLER…


Kanada’da ihtiyar bir adam, ekmek çalmaktan tutuklanıp mahkemeye sevk edilir.
Yaşlı adam, suçunu kabul edip itiraf etti.
Ve yaptığı hatayı şöyle açıkladı: "Çok acıkmıştım neredeyse açlıktan ölecektim."
Hakim şöyle hükmetti:
"Sen hırsızlık yaptığını biliyorsun ve ben senin on dolar tazminat ödemene hükmediyorum.
Bu parayı ödeyemeyeceğini bildiğim için, senin yerine ben ödeyeceğim. "
Duruşma salonunda herkes susmuştu, hakim cebinden on dolar çıkardı ve ihtiyar adamın tazminatı olarak hazineye götürülmesini istedi.
Ardından ayağa kalktı ve salondakilere hitaben: "-Hepiniz suçlusunuz ve her biriniz on dolar ceza ödemelisiniz, zira sizler öyle bir şehirde yaşıyorsunuz ki, ihtiyar bir adam açlıktan hırsızlık yapmak zorunda kalıyor.’’
Duruşma salonunda 480 dolar toplandı ve toplanan parayı hakim ihtiyar adama verdi.
Ve sözlerine şunu ekledi.
"Eğer medeni insanların yaşadığı bir şehirde fakir görürseniz bilin ki o şehrin yöneticileri halkın malını çalıyorlar…!!!

Bakalım şimdi; halkın malı, Beyt-ül mal ( devlet hazinesi) nasıl korunuyor, görelim…

Hz. Ömer ‘in Oğlu Abdullah, babasının yanına geliyor

‘Babacığım üç bayramdır üzerime yeni elbise alamıyorum’ diyor.

Çünkü, O dönemlerde verilen maaş, elbise almaya yetmiyor.

Aldığı maaş ile elbisenin üstünü alıyor, altını alamıyor, ya da altını alıyor, üstünü alamıyor.

Bayramdan bir hafta, on gün sonra ise maaş günü. Ama bu maaş onun işine yaramayacak.

Çünkü yeni bayramlık elbise alamayacak. O zaman da, Bayramda yeni elbise giymek,

kadim bir adet… Haliyle, yeni elbiseyle bayrama girmesi gayet doğal olarak karşılanıyor.

Bu adetin, Peygamberlik adeti olduğu da söylenir. Haliyle, Abdullah, Babası Hz. Ömer’e;

‘Babacığım üç bayramdır giyemiyorum, bari bu bayram yeni elbise giymiş olurum’ diyor.

Hz. Ömer, oğlu Abdullah’a dönerek, ‘İyi de oğlum bu nasıl olacak?’ diyor.

Oğlu Abdullah babasına, ‘Bana bir mektup yaz Babacığım, Beyt-ül mal’den önceden para çekeyim. (Avans olarak) yani 15 sonra alacağım maaşımı, 15 gün önce alayım’ diyor.

Hz. Ömer oğluna; ‘E tamam git söyle görevliye versin ’ diyor.

Oğul Abdullah ise, ‘Baba inanmaz ki şimdi, elimde bir vesika olmalı’ diyor.

(Hz. Ömer’in oğlu maliye memurundan avans para isteyecek ve memura babasının emri olduğunu söyleyecek olmasına rağmen,

‘Bana inanmaz ki’ diyor..!

Neyse biz hikâyeye dönelim. Oğul Abdullah, babası Hz. Ömer’e,

‘Sen bana evrak yaz, bir şey yaz ki götüreyim adamın (Maliye memuru) da bana maaşımı (avans olarak) versin’ diyor.

Hz. Ömer ’Tamam ‘ diyor. Ve ‘Oğlum Abdullah’a 15 gün alacağı maaşının bir kısmının veya tümünün verilmesine’ diyerek bir yazı yazıp veriyor. Hz. Ömer mektuba mührü basıyor,

‘Git bunu adamıma ver’ diyor. Oğul Abdullah, Heyecan ve büyük sevinçle, Hazineden sorumlu, şimdiki maliyeciye mektubu uzatıyor.

‘Ben maaşımı önceden alacağım. Bayrama hazırlık yapacağım. Bu da babamın maaşımın önceden verilmesine dair imzaladığı evrak ‘ diyerek veriyor.

Memur, Abdullah’a dönerek, ‘Belgede eksiklik var’ diyor.

Abdullah, ‘Hayır, ne eksiği?’ diyor. Ve ekliyor, ’Babamın imzası ve mührü var. Daha ne istiyorsun?’ diyor.

Memur ise sakin bir şekilde, ‘Hayır, hayır burada ifade eksikliği var’ diyor.

Ve ekliyor, ’Sen bu mektubu al Halife Hz. Ömer’e götür,( ifade eksikliği var ) de ve mektubu yeniden yazmasını söyle’ diyor.

Oğul biraz şaşkın, biraz da düşünceli olarak,

‘Başka ne yazacakmış ki?’ diyor.

Memur, ’Baban,( bu adam 15 gün daha yaşayacak) desin, altına da imza atsın, mührü bassın, ben senin paranı hemen vereyim’ diyor.

Oğul Abdullah kâğıdı memurun elinden alıyor Ardından ağlıyor ‘Vallahi doğru söyledin’ diyor.

‘Babamın ne adamları var, Allah’a Hamd-u senalar olsun.

Devletimiz sizin sayenizde asla ve kata zevale uğramaz. Asla bizim sırtımız yere gelmez senin gibi adamlar olduğu müddetçe’ diyor.

Geliyor Hz. Ömer’e,

Abdullah, ’Alamadım Baba, evrak eksikmiş ama önemli değil’ diyor.

Hz. Ömer, ‘Neden önemli değil, sözümüz yere mi düştü? Ne münasebet..!’ diyor.

Abdullah, ‘Babacım sözün yere düşmedi. Ama öyle güzel muamele gördüm ki, para, pul, kıyafet, gözümden düştü. Öyle ders aldım ki, elbise nedir, para nedir? Öyle bir şey yaşadım ki, çok önemli ders aldım. Bu bana yeter’ diyor.

Hz. Ömer, ’Ne oldu yahu, anlat hele’ diyerek ısrarcı oluyor. Abdullah, başından geçenleri tek tek anlatıyor.

Hz. Ömer elindeki kamçıyı kaldırarak, ‘Hele bir verseydi?’ diyerek devamında,

‘Verseydi de, o zaman Ömer’i görseydi. Ben de biliyorum vermeyeceğini’ diyor…

SON SÖZ : ‘’İNANDIĞINIZ GİBİ YAŞAMAZSANIZ, YAŞADIĞINIZ GİBİ İNANMAYA BAŞLARSINIZ.’’