Acı vatanın tatlı hayatı

Her zaman Adana'dan taraf olan ve söz konusu Adana olduğunda, pozitif ayrımcılık yapan 5 Ocak Gazetesi, geçtiğimiz hafta içinde “Seyhan’ı Suriye’ye Çevirdiler!” haberini manşetlerine taşıdı. Adana’nın Mirzaçelebi Mahallesi, Suriyeli Mültecilerin yoğun olarak yaşadığı bir semt. Obalar Caddesi olarak da bilinen Mirzaçelebi Mahallesi’ni bilmeyeniz yoktur. Güney Kuşağı İstikametine doğru, yaklaşık 800 metre uzunluğundaki cadde, Suriyeli esnaflardan oluşuyor. Bizzat o mahalleye gidip, oradaki oksijeni soludum ve Mirzaçelebi’nin son durumu hakkında yeteri kadar bilgi sahibi oldum. Ortalama bir sayı verecek olursam, o mahallede 300’e yakın esnaf bulunuyor. O kadar esnafın içinde benim sayabildiğim sadece 5 Türk esnaf vardı. Geri kalan esnafın hepsi Suriyeliydi. Birden kendimi Halep veya Şam’da olduğumu düşündüm. Lafta değil, gerçekten öyle hissettim.

***

Mirzaçelebi Mahallesi’nin giriş ve çıkış noktalarında araç trafiğine kapatan bariyerler gözümden kaçmadı. Emniyet yetkilileri tarafından konulan bu bariyerler neden burada diye sorduğumuzda ise, ‘Pandemiden dolayı Suriyeli Mültecilerin sosyal mesafeye ve maske takma kuralına uymaları için’ olduğu söylendi…

Suriye Kültürünü Mirzaçelebi Mahallesi’ne taşıyan mülteciler, deyim yerindeyse kendi yağlarında kavruluyor. Her hangi bir esnafla oturup sohbet edemedim, çünkü hiç biri Türkçe bilmiyor veya bilmiyorlarmış gibi davranıyorlar. Elimde fotoğraf makinesini gören Suriyeli esnaf, ya direkt dükkânlarına kaçtılar, ya da garip, garip bana baktılar. Bir düşmana bakar gibi değil de, ‘Kim bu yabancı? Bizim mahallemizde, bizim mekânımızda ne işi var? der gibi bakış attılar. Doğma-büyüme Adanalıyım, ama bir an kendimi gurbet ellere gitmiş gariban bir ‘Gurbetçi’ gibi hissettim. Yani anlaşılan bir Adanalı, bir Türk Vatandaşı o mahallede elini-kolunu sallayarak gezemiyor. Ben öyle anladım, bilmem siz nasıl anlarsını? Tekrar altını çizerek söylüyorum; Burası bizim topraklarımız, bizim ülkemiz… Tüm Türkiye’de olduğu gibi, Adana’da da Suriyeli Mültecilere tanınan bazı avantajları ve ayrımcılığı herkes biliyor. Kendi topraklarından, kendi ülkelerinden daha rahat yaşam sürdükleri apaçık ortada. Bence bu konulara daha fazla girmeyeyim!

***

Az evvel dedim ya, Suriyeliler kendi kültürlerini Mirzaçelebi’ye taşımış ve adeta ‘Küçük Suriye’yi inşa etmişler. Kendi aralarında Türkçe de konuştuklarını duydum ve aynen şöyle bir laf işittim, ‘Burası Suriye Caddesi!’ Anlamadım!.. Koskoca Mirzaçelebi Mahallesi, ne zaman ‘Suriye Caddesi’ oldu? Bizim neden haberimiz yok? Hayret doğrusu!

Peki, ne mi var o mahallede? Öncelikle her iki esnafın arasında mutlaka bir tatlıcı dükkânı var. Kendilerine has tatlı çeşitleri kapış, kapış satılıyor. Sonra adım başı dönerci, berber ve telefoncu. Yöresel kıyafet satan birçok esnafta mevcut. Dikkatimi çeken bir diğer şey ise, yerlere serilmiş muhtemelen 2’inci, 3’üncü veya 4’üncü el kıyafet, oyuncak, ayakkabı, terlik satan işportacılar. Yerlere derken, resmen yolun ortasına kadar serilen eşyalar bunlar. Polis kordonu eşliğinde Suriyeli esnaflardan 15-20 kare fotoğraf çektim. Yetkililerden birisine aynen şu soruyu sordum, ‘Kimi, kimden koruyorsunuz?’ Cevap alamadım tabii. Ama o yetkili de bir emir kulu, o yüzden fazla bir şey diyemeyiz. Netice itibariyle onlar da görevlerini yapıyor.

***

Mirzaçelebi Mahallesi’nden edindiğim izlenimleri özet olarak sizinle paylaşmak istedim. Türk Vatandaşları, Suriyeli Mültecilerden olabildiğince uzak tutulmaya çalışılıyor. Ne Suriyeli Mülteciler, ne Emniyet yetkilileri başlarının belaya girmesini istemiyor. Nedense ben öyle düşünüyorum.

Ülkelerindeki iç savaştan kaçıp, Türkiye’nin birçok şehrinde olduğu gibi, Adana’ya da sığınan binlerce Suriyeli, kendi yaşam tarzlarını benimsemiş durumda. Kültürlerimiz, gelenek ve göreneklerimiz ne kadar farklı olursa olsun, hepimiz insanız. Ne olursa olsun aynı memlekette yaşıyor ve aynı havayı soluyoruz. Öyle polis korumasına, bariyer kullanmalara, araç trafiğine kapatmalara hiç gerek yok. O yüzden kimseyi kimseden ayırmadan, ayrımcılık yapmadan aynı çatı altında yaşamayı bilmeliyiz.