ABD’nin Orta Doğu’ya binlerce kara askeri sevk ettiği yönündeki haberler, bölgede yeni bir askeri senaryonun tartışılmasına yol açtı. Bu senaryolardan biri, İran’ın petrol ihracatında hayati rol oynayan Harg Adasının hedef alınabileceği yönünde. Ancak askeri uzmanlara göre asıl kritik nokta tek bir ada değil, Hürmüz Boğazı çevresine yayılan daha geniş bir ada zinciri.
Basra Körfezi’nin girişine yakın konumlanan bu adalar—Abu Musa, Büyük Tunb, Küçük Tunb, Hengam Adası, Qeshm Adası, Larak Adası ve Hürmüz Adası—İran’ın savunma stratejisinde kilit bir hat oluşturuyor. Bu hat, boğazdan geçen deniz trafiğini gözetlemek ve gerektiğinde müdahale etmek için doğal bir avantaj sağlıyor.
Uzmanlar özellikle Abu Musa ile iki Tunb adasının önemine dikkat çekiyor. Bölgenin coğrafi yapısı nedeniyle büyük gemiler dar bir koridordan geçmek zorunda kalıyor. Bu durum, İran’ın küçük ama hızlı deniz unsurları, mayınlama kapasitesi ve insansız sistemlerle bu geçişleri tehdit edebilmesini mümkün kılıyor. Bu yüzden söz konusu adalar, askeri literatürde adeta sabit üsler gibi değerlendiriliyor.
Son dönemde İslam Devrim Muhafızları Ordusu bu adalardaki varlığını güçlendirdiğini duyurdu. Bu gelişme, olası bir ABD operasyonunun ilk aşamasının neden doğrudan petrol tesislerinden ziyade bu savunma hattını hedef almak zorunda olabileceğini gösteriyor.
ABD açısından olası bir müdahale iki temel yöntemle gerçekleşebilir: denizden çıkarma veya havadan indirme. Ancak her iki seçenek de ciddi riskler barındırıyor. Deniz kuvvetlerinin bölgeye girebilmesi için önce boğaz çevresindeki savunma sistemlerini aşması gerekirken, hava operasyonları ise İran’ın hava savunma unsurlarına karşı kırılgan olabilir.
Uzman değerlendirmelerine göre, bu adaların ele geçirilmesi kısa sürede mümkün olsa bile, asıl mesele kontrolü sürdürmek. Böyle bir durumda binlerce askerin adalarda konuşlanması ve İran anakarasından gelebilecek füze ve insansız hava aracı saldırılarına karşı sürekli teyakkuzda olunması gerekecek.
Bu nedenle bazı analistler, doğrudan Harg Adasına yönelmek yerine boğaz girişindeki adaların kontrol altına alınmasının daha “stratejik ve sınırlı hasarlı” bir seçenek olabileceğini savunuyor. Çünkü petrol altyapısına verilecek büyük bir zarar, sadece savaş sürecini değil, sonrasındaki ekonomik dengeleri de uzun süre etkileyebilir.
Öte yandan mesele sadece askeri değil, aynı zamanda diplomatik bir boyut da taşıyor. 1971’den bu yana İran’ın kontrolünde olan bazı adalar üzerinde Birleşik Arap Emirlikleri hak iddia ediyor. Bu da olası bir müdahalenin ardından “kime devredilecek?” sorusunu gündeme getiriyor ve ABD açısından yeni bir denge sorununa işaret ediyor.
Sonuç olarak, bölgede konuşulan senaryolar yalnızca bir askeri operasyonu değil; aynı anda jeopolitik, ekonomik ve diplomatik riskleri içeren çok katmanlı bir tabloyu ortaya koyuyor. Bu da atılacak her adımın, beklenenden çok daha geniş sonuçlar doğurabileceğini gösteriyor.