90’lara Yolculuk

Biraz da köşemizde nostalji yapalım ve çocukluğumuzun en güzel yıllarına, 90’lara doğru bir yolculuğa çıkalım. O yıllar sokakların güvenli, oyunların sınırsız, mutluluğun ise en sade haliyle yaşandığı dönemlerdi.

Okuldan çıkar çıkmaz, babamız işe gidince soluğu sokakta alırdık. Babamız işten dönene kadar oyun bitmezdi. Saatlerce bisiklet sürer, ip atlar, lastik oyunları oynardık. İki arkadaş lastiğin uçlarını tutar, ortada ise biri yanana kadar atlardı. Oyun biterdi, yerden yüksek başlardı. Seksek, misket, gazoz kapakları. Bir de cips paketlerinden çıkan tasolar! Büyük bir heyecanla alır, çıkanları biriktirir ve arkadaşlarla meydanlarda kapışırdık.

Akşam olduğunda babamız eve gelir, sofra kurulur, biz de bütün günün koşuşturmasından aç kurtlar gibi yemeğe saldırırdık. O sofralarda sadece yemek değil, aile sıcaklığı da vardı.

90’ların kışı ise apayrı güzeldi. Odun sobasının başında oturmak, üzerinde fokurdayan çaydanlıktan yayılan sıcaklık, portakal kabuğunun mis gibi kokusu. Bir de közde pişen kestaneler vardı ki tadı hâlâ damağımızdadır.

Evlerin en değerli köşesinde mutlaka bir kasetçalar, yani o dönemin vazgeçilmezi “teyp” bulunurdu. Kaseti takar, müziği dinlemeye başlardık, bazen şerit sarma mekanizması takılır, şarkı yarıda kalırdı. İşte o an devreye meşhur kalem girerdi. Kalemin ucuyla kaseti özenle sarar, sonra yeniden teybe takıp kaldığımız yerden keyifle dinlemeye devam ederdik. Bir de unutulmaz sarı radyolar vardı, önünde feneriyle, arkasındaki ışığıyla evlerin adeta gizli kahramanıydı.

Ama sadece eşyalar değil, o yılların komşulukları da bir başkaydı. Kapıların hiç kapanmadığı, güvenin ve samimiyetin hüküm sürdüğü zamanlardı. Çocuklar telefon ekranlarına değil, sokağın oyunlarına bakardı. O yıllar, belki de en saf mutluluğun yaşandığı yıllardı.

Televizyonun tek eğlence aracı olduğu günlerde çizgi filmler sadece hafta sonları yayınlanırdı. Onları izleyebilmek için sabahın erken saatlerinde uyanır, tek kanaldan akan rengârenk dünyalara dalardık. Şimdi dönüp bakınca anlıyorum ki, mutluluk pahalı şeylerde değilmiş. Bir cips paketinden çıkan tasoda, bir misket torbasında, bir gazoz kapağında saklıymış aslında.

Biz büyüdük ama içimizdeki çocuk hâlâ 90’ların sokaklarında koşuyor. Belki de bu yüzden ne zaman o günleri ansak, yüzümüzde tebessüm beliriyor. Çünkü 90’lar sadece bir dönem değil, çocukluğumuzun, masumiyetimizin ve saf mutluluğumuzun sembolüydü.