Kadınların sadece 1 hafta ortadan kaybolmalarının ardından 3 gün geçmiştir. Bakalım kalan günlerde erkekler ne gibi eksiklikler, ne gibi tuhaflıklar yaşayacaktır.
O halde, kaldığımız yerden devam edelim…
4. Gün: Duygusal çöküş ve "Dırdır" özlemi
Artık bu işin şakası kalmamıştır. Absürt komedinin yerini, hafiften endişe ve hüzün almaya başlamıştır. Evet, evler belki daha sessiz ama bu sessizlik sağır edici. Erkekler, "Şunu oraya koyma demedim mi sana!" diyen o sesi bile özler hale gelmiştir. Tıpkı mağarada kalmış gibi… Ama mağarada tek başına oturup, duvara bakmanın nesi eğlenceli ki? Erkekler, duygusal destek arayışıyla birbirlerine sarılıp ağlamaya başlar. Futbol maçları 90 dakika boyunca dertleşme seanslarına dönüşmüştür.
***
5. Gün: Küresel diplomasi kriz ve ekonominin çöküşü…
Dünya liderlerinin katıldığı zirveler iptal edilirdi. Çünkü kimse kravatını bağlayamaz. Hastanelerde hemşireler olmadığı için, doktorlar stetoskoplarını nereye koyduklarını unuturdu. İnsan Kaynakları Departmanları boşaldığı için, şirketlerdeki "duygusal zekâ" seviyesi sıfıra iner. Toplantılar sadece "Hallederiz" ve "Aynen" kelimelerinden oluşan ilkel homurtularla geçerdi. Yapay zekâya güvenen CEO’lar ise, zekanın sadece yapay olduğunu anlayana kadar..!
6. Gün: Tam teslimiyet ve ilkel yaşama dönüş…
Artık umut kesilmiştir! Evler, pizza kutularından kalelerle dolmuştur. Salonun ortasında, "bir ara katlarım" denilip bırakılan çamaşır tepesi, zamanla Everest boyutuna ulaşmıştır. Erkekler, hayatta kalmak için kabileler halinde yaşamaya başlamıştır. Çorabın tekini bulanlar ve hala arayanlar olarak ikiye ayrılırlar. Medeniyet, ince bir ipliğe bağlıdır ve o iplik de sökülmüş bir düğmenin ipliğidir.
7. Günün sonu: Büyük geri dönüş…
Ve tam bir hafta dolduğunda, kadınlar bir anda geri dönmüştür. Karşılaştıkları manzara aynen şudur; Yanmış tencereler, dağ gibi birikmiş bulaşıklar, birbirine girmiş kıyafetler içinde gözleri yaşlı, saç sakal birbirine girmiş ve salonun ortasında cenin pozisyonunda yatan erkekler..!
Gördüğü manzara karşısında şoke olan kadınlar, iki eli bellinde sert bakışlarla, “Keşke dönmez olaydım!” derler, derler de… Erkeklerin yüzünde ise, "Kurtarıcı Meleğim dönmüş" ile "Annesini pazarda kaybedip, sonra bulan çocuk" karışımı bir duygu olurdu. Kimse "Neredeydiniz?" diye sormazdı. Sadece derin bir "Oh be!" sesi yankılanırdı gezegende.
***
Sonuç…
Kadınlar geri döndüğünde, erkekler ilk yarım saat onlara sarılıp bırakmaz. Sonra ne mi olurdu? Biz erkekler hemen, "Her şey kontrolüm altındaydı canım, biraz dağınıklık oldu sadece. Sıkıntı yok!" moduna geri dönerdik.
Ama içten içe hepimiz şu gerçeği çok acı bir tecrübeyle öğrenmiş olurduk; Bu dünya, kadınların o sihirli dokunuşları, kıymet bilinmeyen emekleri, vicdanı, duygusallığı, kıvrak zekâları ve evet, bazen de o tatlı dırdırları olmadan, sadece 7 günde Taş Devri'ne dönebilecek kadar kırılgan bir yerdir.
Ne diyeyim; Allah başımızdan eksik etmesin…