40 YIL ÖNCESİNDEN HABERLER

Size kırk yıl öncesinden başlayan ve uzun yıllar devam eden bazı haberleri sunmak istiyorum.

Bir örnek.

Milliyet Gazetesi, 17 Mayıs 1990.

Dini kitap satışında patlama başlıklı, "Gül Atasavun'un haberi; dini içerikli kitap satışları yüzde elli arttı. Toplumsal içerikler ise aynı oranda azaldı. Yayıncılar, dini yayınların çok satması toplumun bir din toplumuna yönelmekte olduğunu gösterir dedi."

Başka bir örnek haber daha sunalım.

Zaman Gazetesi. 4 Kasım 1991. "Hekimoğlu İsmail'in köşe yazısından: Şimdi İslâmi Yayından söz edilebilir. Yüz yetmiş kadar kitapçı dini yayın yapmaktadır. Kitap işinde oldukça ileriyiz."

Yetmez ise bir örnek daha olsun.

Sabah Gazetesi. 16 Şubat 1998.

"Ulusal, bölgesel ya da yerel süreli yayınların sayısında son on yılda büyük artış görüldü. Halen yayınını sürdüren 13 bin 500 gazete, dergi ve bültenden 12 bininin son on yılda yayın hayatına girdiği belirlendi. 1987'de toplam 1,200 olan süreli yayın sayısı 1997'de 13,400'e yükseldi."

Bir alıntı daha yapalım mı?

Haydi yapalım.

"1999'a gelindiğinde Türkiye'de laik demokratik cumhuriyet düzenini kötüleyerek yığınlara din devleti özlemi aşılayan 5854 eğitim kurumu, 124 radyo, 41 televizyon, 5,200 yerel gazete ve dergi, 4,500 vakıf oldu."

Yukarıda yaklaşık kırk yıl öncesinden başlayan ve on yıldan fazla süren haberlerle ilgili bazı örnekler verdim. Bu örneklere bakarak günümüzü değerlendirelim. Bu değerlendirmeler sonucunda elbette bazı çıkarımlar yapılacaktır. Benim yaptığım çıkarımlardan en önemli iki tanesini yazabilirim.

Birincisi, Toplumsal olaylarda ve gelişmelerde tesadüfe çok az yer vardır.

İkincisi ise şudur: Bu kadar çabanın sonucu ne oldu? Bugün insanımızın ve gençliğimizin ciddi bir kısmı dinden soğudu ve daha da önemlisi büyük bir kesimin inancı ile ilgili olarak kafası karma karışık oldu. Peki neden? İşte bu neden sorusunun cevabı oldukça önemlidir. Bu cevap aslında çok etkili sonuçlar yaratacaktır. O kadar etkili sonuçlar ki, ülkemizde alttan alta fokur fokur kaynayan bir öze dönüş hareketine zemin hazırlamaktadır. Dolayısıyla, Milli Devlet ilkesi ve gerçeği en az kurulduğu dönemdeki kadar önümüzde bir zorunluluk olarak durmaktadır. Bu konuyu kamuoyu önünde tartışmak ve yazmak gerektir. Biz de sırası geldikçe bunu mutlaka yapacağız.