30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMININ ANLAM ve ÖNEMİ…

Tarihini, geçmişini bilmeyen milletler, geleceğin de kıymetini bilemezler. Tıpkı; ‘Tok, Açın

Halinden Anlamaz’ Misali…Ezilmeye, haklarının gasp edilmesine, sömürülmeye ve hatta işgale uğramaya maruz kalırlar… Nasıl ki yeni doğan bir bebeğin, meydana gelişi, anne ve baba ile olur, anne baba olmadan(erkek-kadın) bebek olur mu? Olmaz… İşte ülkeler de özgür ve bağımsız olabilmek için; ‘Güçlü Ekonomi- Güçlü Ordu-Güçlü Ülke’ triosuna sahip olmak durumundadır…Bu üçlü, ülkenin geleceğinin garantisidir, teminatıdır…

Emperyalist ülkeler emperyalizm felsefesinin temsilcileri olan, birinci dünya savaşının galipleri, Osmanlı’ya ‘SEVR’ antlaşmasını dayatmış, gücünü tamamen yitirmiş Osmanlı’da, bu ölüm fermanı gibi olan antlaşmayı, imzalamıştır. 1683 Viyana bozgunu ile mağlubiyet yaşayan Osmanlı, 1699 Karlofça Antlaşması ile toprak kaybına uğramış ve arada kazanılan birkaç zafer dışında, hep gerilemeye, hep toprak kaybetmeye başlamış, bu kayıplar yıldan yıla artarak devam etmiş, taa 1922 yılına kadar gelebilmiştir. Osmanlının ordusu dağıtılmış, silahları elinden alınmış, jandarma ve polis teşkilatının kurulmasına bile gözetim altında, sınırlı sayıda izin verilmiştir. Para yok, ekonomi yerlerde sürünüyor, el de silah yok, asker yok, fakr-ü zaruret maksimum düzeyde, işsizlik ve geçim derdi her şeyin önüne geçmiş, insanlar karnını doyurmaktan başka bir şey düşünemez durumda… Yıllarca süren savaşlar, halkı bıkkın, bezgin, umutsuz, çaresiz bir durumda bırakmıştır. Fakirlik diz boyu… Fakirlik ve yoksulluk öyle bir boyuta ulaşmış ki; ‘’ Bir İpliğini Çeksen, Kırk Yamalık Dökülür’ sözü, adeta slogan olmuş…Tam bir, yokluklar ülkesi durumundayız, o tarihlerde…İşte bu ahval ve şerait içinde, Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları, ülkemizi işgal eden, emperyal güçleri, vatandan söküp atmanın hesaplarını, planlarını yapmaktadırlar…

Birinci İnönü, İkinci İnönü, Sakarya zaferleri kazanılarak, Afyon’a, Dumlupınar’a yönelmişiz… Arkasına, İngiltere başta olmak üzere, Fransa ve İtalya’nın desteğini alan, devrinin en güçlü, en teknolojik silahları ile donatılan, emperyalistlerin maşası Yunanlılar, sadece İzmir’i işgal etmemişler, adım adım ilerleyerek, Afyon’a kadar gelmişler…Halkımıza, her türlü, tecavüzü ve işkenceyi, yakıp yıkmayı reva görerek…O dönem de, çok büyük acılar yaşanmış. Öyle ki; Yunan ordusu işgal ettiği her köy, kasaba, şehirde, Hamile kadınları bile süngülemekten çekinmemişler…Mustafa Kemal ve silah arkadaşları, İmkansızlıkların, yoklukların had safha da olduğu bu dönemde, ya hep, ya hiç sloganı ile yola çıkarak, büyük taarruz başlatmışlardır.

Büyük Taarruz, 1922 yılında, Ağustos'un 26'sını 27'sine bağlayan gece, Afyon'da başladı, 30 Ağustos 1922 Aslıhan civarında kuşatılan düşman birliklerinin, Mustafa Kemal Paşa'nın idare ettiği Dumlupınar Meydan Muharebesi'nde imha edilmesi ile Türk ordusunun zaferiyle sonuçlandı. Türk tarihinin dönüm noktası olan bu savaşta, yürekleri yakan bir ‘ÇİĞİLTEPE’ olayı var ki; anlatırken bile insan göz yaşlarını tutamıyor. Miralay (Albay) Reşat bey ve emrindeki silah arkadaşlarını bu hazin hikayesini her Türk Vatandaşı bilmeli.. Bilmeli ki vatan sevgisi, her şeyin üstündedir… Ölümse ölüm, can verilecekse, can vermek… Kutsal vatan için, canını, kanını hiç düşünmeden feda etmektir…

İş te O hazin hikaye;

26 Ağustos 1922 sabahında başlayan ‘BÜYÜK TAARRUZ’ sırasında, cephe genelindeki harekatta, başarılı sonuçlar alınmasına karşın, Çiğiltepe bölgesindeki 57. Tümen’in ilerlemesi, olumsuz arazi koşulları ve kuvvetli düşman tahkimatı nedeniyle, bir süreliğine yavaşlamıştır. 27 Ağustos’ta 57. Tümen taarruzlarını tekrar hızlandırmak için, ihtiyatlarını da muharebeye dahil eder. Tam o sırada Mustafa Kemal Paşa, Sahra telefonu ile saat:10.30 sularında Reşat Komutanı arar, ‘’-Reşat Bey, bu önemli tepeyi ne zaman alacaksınız?’’ diye sorar..

Albay Reşat’ta, -‘’ Yarım saat sonra alacağız’’ der. Saat: 10.45’ olmuş, düşman hala direnmektedir. Mustafa Kemal Paşa, saat: 11.00’de 57. Tümen Karargahı’nı yeniden aradığında, Albay Reşat’ın ‘yarım saat zarfında bu tepeyi almak için söz verdiğim halde, sözümü tutamadığımdan dolayı yaşayamam’ notunu bırakarak intihar ettiğini öğrenir.

Mustafa Kemal Paşa, çok duygulanır ve göz yaşlarına hakim olamaz…Bu satırların yazarı da, şu an göz yaşlarına boğulmuş durumda… Bu vatan böylesine kahramanlık hikayeleri eşliğinde, bağımsızlığına, özgürlüğüne kavuştu…

Yarın devam edeceğiz….