12 EYLÜL BLANÇOSU

Ne çok ocaklar söndü. Ne çok genç tahsilini, eğitim hayatını sonlandırdı. Nice felaketler yaşandı. Maddi manevi kayıplar yaşandı. Niçin? Neden darbe yapıldı?27 Mayıs 1960 darbesi, ve 12 Mart 1971 muhtırasının ardından, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde, Silahlı kuvvetlerin yönetime karşı gerçekleştirdiği üçüncü ve son askeri müdahalesidir . Elbette ki 1980’den bu tarafa 40.yıl geçti, ama 12 Eylül Darbesinin izleri hala silinemedi. Hala 12 Eylül yasalarının ve 12 Eylül Anayasasının bağlayıcı maddeleri ile yönetiliyoruz. YÖK yasası, Siyasi Partiler Yasası, Seçim Yasaları, Anayasa Mahkemesi, Danıştay, Yargıtay, HSYK,TRT, Sendikalar yasası, Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt kanunu gibi, sayısı 669’u bulan yasa çıkarıldı, 12 Eylül 1980’den, 6 Aralık 1983’e( Parlamentonun toplandığı tarihtir) kadar geçen sürede, görev yapan, ‘Milli Güvenlik Kurulunca…’ Yaklaşık, 39 aylık sürede…

Daha çok ölüm, daha çok patlama, daha çok kaos çıkması sonucu beklendi adeta... 12 Eylül öncesinde insanlar sokağa çıkmaktan, işine gitmekten korkar olmuştu. Kan gövdeyi götürüyordu. Maraş ve Çorum Olayları, 1 Mayıs 1977 Taksim olayları ve münferit olaylar, almış başını gidiyordu. Her gün en az 5-6 kişi muhtelif nedenlerle öldürülüyordu… Kanlı Pazar diye anılan Taksim Mitinginde, 34 vatandaşımız hayatını kaybetmişti. Keza, 8 Ekim 1978’de, Ankara Bahçelievler Mahallesinde, Türkiye İşçi Partisi, Üyelerinden 7 kişi katledilmişti…Oysa Her taraf ta ateş vardı, kan ve göz yaşı vardı. Olayların, ölümlerin ardı, arkası kesilmiyordu. Sanki birileri, Milletin birbirini boğazlamasını, daha çok kan dökülmesini, daha çok insan öldürülmesini istiyordu. 1977 yılı başından itibaren şiddetini artıran olaylar, halk nezdinde umutsuzluğa, yılgınlığa ve güvensizliğe yol açmıştı. Bir kurtarıcı bekleniyordu. İnsanların tahammül gücü kalmamıştı. Bıçak kemiğe dayanmış, artık ne olacaksa olsun aşamasına gelinmişti. Halk, Orduyu göreve çağırıyordu. Bitsin di artık bu kardeş kavgası. Bitsin di bu ölümler, faali meçhul cinayetler… Kim vurdu ya giden canlar. Belli kesimlerde oluşan kin, nefret ve öfke bitmeliydi. Oysa, ’ATEŞ SADECE ŞEYTANI BÜYÜTÜR.’ Karanlığı büyütür.
Nitekim büyüttü de…
Vatanı için gencecik yaşında canını verebilen gençler ezildi, öldürüldü, asıldı, sürüldü, meslekten atıldı.
Böylece; vatanı ganimet olarak gören vatansızların tohumları ekildi, bereketli topraklarımıza…
İşgalcilerin yaptığı işkenceler yapıldı gencecik çocuklarımıza… ABD’nin yarattığı karanlık savaş sembolü olan Guantanamo hapishanesinde yapılan işkence benzeri işkenceler yapıldı. 1980 yılının ABD Savunma Bakanı, Cyrus Vance ve Genel Kurmay Başkanı, Orgeneral David Jones,

ABD Başkanına rapor verirken, ‘’ Bizim çocuklar darbe yaptı’’ diyecek kadar fütursuzdu… Kenan Evren ve arkadaşlarına adeta alkış tutuyorlar, onlardan bahsederken; ‘’Bizim Çocuklar diyorlardı.’’ Bu da gösteriyor ki, 12 Eylül Askeri Darbesi, tamamen ABD genel Kurmayı ve Dışişleri Bakanlığının bilgisi dahilinde yapılmıştı. Kuşkusuz ki darbe planlarının yapılmasında da, CİA ve yakın işbirlikçisi, MOSSAD’IN rolü büyüktü…

*Silahlar ülkeye rahatlıkla sokuldu. Sağ-sol gruplara dağıtıldı. Ülkede;
Gümrük Bakanı vardı, İçişleri Bakanı vardı. MİT vardı. Emniyet vardı. Jandarma vardı. Vardı, vardı ama hiçbiri silahların ülkeye girişini ve dağıtılmasını egelle(ye)medi. O günlerde Özel Kuvvetler CİA’nın üssü gibiydi. Kirli silahlar gençlerin eline tutuşturuldu. Tutuşturanlar bazen bir polis, bazen bir öğrenci başkanı, bazen bir istihbarat görevlisiydi. Bazıları hedefe koydukları gence kirli silah verip sonra ihbar etti. Silahla işlenen bütün suçlar hedef gencin üzerine kaldı.
Polis, asker, dernekler, sendikalar, mahalleler ikiye bölündü. Gazeteler öldürülmesini istediği isimlerin ilan listesi gibiydi. Çünkü bir ismin gazete manşetine taşınması aslında ölüm emriydi. Sağcı gazeteler sol isimleri, solcu gazeteler sağcıları hedef gösteriyor, hedef gösterilenler öldürülüyordu.

*Sağ hükümetler, solcu memurları Çankırı, Yozgat gibi sağın elinde bulunan illere sürgün ediyordu. Bu illere gönderilen memurun daha şehre indiği an vurulacağını bile bile…
Sol hükümetler, sağcı memuru Tunceli, Kars gibi illere sürüyordu. Öldürüleceğini bile bile…
Polis POL-DER VE POL-BİR olarak ikiye bölündü. Öğretmenler TÖS ve TÖB-DER diye ayrı ayrı sendikalara, derneklere ayrıldılar… Şimdiki Baro yasası gibi… Bölündüler…Okulları jandarma ve polis beklediği, her öğrenciyi yokladığı halde, okulların içinde, tuvaletlerinde bombalar, silahlar patlıyordu...

Yarın devam edeceğiz…