YEŞİLİN ve ORMANIN FAYDALARI

30/09/2019 04:16 664

 

Orman sadece ağaç bir topluluğu değil, yaşam alanı sunduğu, tüm bitki ve hayvanları ile bir ekosistemdir. Dolayısı ile hangi nedenle olursa olsun bir ormanın tamamının ya da bir kısmının yok edilmesi ile sadece ağaçlar değil, bir ekosistem yok ediliyor. Habitata verilen geri dönülemez zarar, kentlerin gittikçe azalan yaşam alanlarını daraltıyor. Yok olan orman ekosisteminin yeniden oluşması için uzun yıllara ihtiyaç vardır.

Kentsel Kimlik Değişiyor…

Toplumların nasıl bir kent istediği, aslında nasıl bir hayat sürmek istediği ile doğrudan ilişkilidir. Anayasa ile garanti altına alınan “Sağlıklı ve Dengeli bir Çevrede Yaşam Hakkı” çerçevesinden bakıldığında da, bir şehrin  ciğerlerininin bir bölümünü oluşturan  yeşil alanların korunması gerekiyor. Buna AOÇ’yi örnek verebiliriz. AOÇ’nin Ankara’da kültürel ve tarihi öneminin yanı sıra, yeşil alanlar ve içinde barınan doğal varlıklar gibi Ankara’nın kentsel kimliğini oluşturan önemli unsurlarından biri konumundadır.. Kentlerin doğal kimliğini oluşturan yeşil alanlar, sulak alanlar, ormanlar, su havzaları, tarım alanları gibi doğal varlıklar ve ekosistem bileşenleri; yapılaşma ve kirlilik gibi nedenlerle tahrip edildiğinde ve/veya değiştirildiğinde, kentsel kimlik de değişiyor. Kentlerde yaşayanların belleği ve yaşadıkları yer ile kurdukları ilişki de zarar görüyor.

Kent insanı için doğayla bütünleşme olanağı tanıyan alanlar…

Sıkışık kent dokusu içinde, doğa ile bütünleşmeye imkan veren yeşil alanlar, insanların dinlenmesi, gezinmesi ve doğaya yakınlaşmaları amacıyla düzenlenen ortak kullanım alanlarıdır. Şehirlerin yeşil alanları, ağaçları bu  açıdan da korunmalıdır. Yeşil alanlar, insan ile doğa arasında bozulan ilişkiyi dengelemede, toplumsal ilişkilerin geliştirilmesinde ve kentsel yaşam koşulları ile yaşam kalitesinin iyileştirilmesinde etkilidirler. Kentlerin imar planlarıyla, hem var olan yeşil alanları korumaya, onları sanayileşme ve kentleşmenin yıkıcı etkilerinden kurtarmaya, hem de onlara yenilerini katmaya bu nedenle özel önem verilmelidir.

İşte bu nokta da, tarafıma ulaştırılan bir bilgi notunu, siz değerli okurlarımla paylaşmak istedim…

Emeritüs Profesör,Dr( Indiana Üniversitesi) İlhan Baş Göz Hocamızın anlattıkları:

‘’Uzun zaman, bir Amerika şehrinde yaşadım.
Yılda bir sömestre olsa da hâlâ bu şehirde yaşıyorum.
Burası küçük bir üniversite şehri.
70 bin nüfusun yarısı öğrenci. Şehir tertemiz.
En yağışlı günde yürü, ayağına bir parça çamur bulaşmaz.

Hani halkımızın bal dök yala dediği türden.

Yeşil, yeşil, yeşil… Hangi sokakta yürüsen, seni iki yandan kucaklayan bir yeşil güzellik içinde yürürsün,
Yalnız en işlek yollarda değil, en yoksul mahallelerde bile yeşilin eksikliği yok.
Evlerin çok büyük bir bölümü iki kat ve önlü arkalı, bahçe içine oturmuşlar.
Şehrin dört yanı ormanla çevrili. Merkezden bir kaç kilometre ayrılırsan kendini bir ağaç denizinde bulursun.

Nedir bu yeşilin sırrı diye hep düşünürdüm…!!!  Elbette ki halkın, kültürel yapısı ve  gelir seviyesi önemli.
Sonra bir olaya karıştım…
Yeşili kimin koruduğunu ve hangi usullerle koruduğunu öğrendim.
Sizlerle bu bilgiyi paylaşmak istiyorum…

Yıllar önce, bir ev yaptırıp satmak sevdasına tutuldum. İnşaattan hiç anlamam. Ancak burada bir akrabam var. Tek başına bir evi temelden çatıya kadar yapar. Yapıp kiraya verdiği veya sattığı evlerin sayısı, 12’yi geçmiştir.
Bugün de yapar satar. Benim aklımı çeldi. Güzel bir arsa varmış, şunu alalım dedi..

Şehrin değerli bir yerinde, her yanı ormanlık. Cennet gibi bir yer. Arsa, dört tane bahçeli ev yapacak kadar geniş. Ancak, şehir planında buraya bir ev yapılması uygun görülmüş..

Tek bir ev yapılırsa kazançlı değil, iki ev yapılırsa kazançlı. Bize belediyeye başvurun, iki ev yapılmasına müsaade alabilirsiniz dediler.

Belediyeye başvurduk.
Bize dediler ki; “İlk adımda bütün komşularınıza iadeli taahhütlü bir mektup gönderecek ve bu arsaya iki ev yapmak istediğinizi bildireceksiniz. Gelen cevaplarla, filan gün gene gelin.”
Arsanın komşularına birer mektup gönderdik. Şimdi gelen cevapları özetliyorum:

Bir komşu diyor ki;
‘’-Evlerimizin önünden geçen yol dardır. Bu yoldan geyikler geçer. İki evin en az iki arabası olacağına göre dar yolun trafiği artacak.
Geyiklerimiz daha büyük bir tehlike içine düşecek.”

İkinci komşumuz şöyle diyor: “Biz çocuklarımızı her gün okula götürüp okuldan getiriyoruz. Yolumuzda trafik çoğalmasını istemeyiz.”

Üçüncü komşu da diyor ki:
“Bu arsada iki büyük çam ağacı var. Bunların kesilmesini istemiyoruz. Bu çamları özel yöntemle yerlerinden söksün, arsanın başka yanına diksinler.”

Bir başka komşunun isteği şu:
“İki ev yapılırsa elbet, evler ana yola arsa içinden bir yolla bağlanacak. Bu yol ya asfalt olacak veya beton. O vakit bu yolun iki tarafındaki ufak ağaçların köküne su gitmeyecek. Ağaçlar kuruyacak. Bu ağaçların en az sekiz yıl, özel bir şekilde sulanıp, gübreleneceği garanti edilsin.”

Başka bir komşu; “evin planını görelim” dedi, “Bakalım bizim evlere yakışacak mı, kötü ve küçük bir ev yapılırsa bizim evlerin değeri düşer.”

Bir başka bir komşumun derdi şu;
adam spor hocası, çok geniş, önlü arkalı bir bahçesi var. Etrafında çit filan yok. Bana komşu gelirse bahçelerimizi bir çitle ayırmam gerekecek.
Yeni evler de etraflarına çit çekecek. Ne onlar bahçelerini sınırlasın, ne ben. Böylece geniş yeşilliğimiz kaybolmamış olur.

Devamı yarın…