Yazın adı Ayas’tı..

02/01/2019 15:08 999

 

Evet, benim çocukluğumda yazın adı Ayas’tı. onbeş haziranda okulların kapanması ile gidilen onbeş eylülde okulların açılması ile dönülen, üç ay boyunca soluksuz yüzülen tertemiz maviliklerdi Ayas. Kumulların üzerinde gece gündüz çıplak ayakla gezilen, her gün anneden gizli kız kalesine yüzülen, bulduğun her komşu tekne ile gizlice denize açılıp, lacivert derinliklere dalınan bir rüyaydı O. İkinci konutların kol gezmediği yıllarda, bazı yazlar çadır kamplarında maceranın  sınırsızlığındaki heyecan, bazı yazlar ise kiralanan geleneksel mimarideki taş evlerin nemli yosun kokusundaki mutluluktu Ayas. Geceleri gazinolardaki müziğin ritmi ile kıyıya vuran minik dalgaların dansıydı.

O zamanlar bilmiyordukAyas’ın adının Yumurtalık,Yumurtalık Lagününün de önemli bir biyolojik habitat olduğunu.. Çevresindeki kumul alanları ile birlikte ekolojik olarak çok değerlibitki örtüsüne sahip olduğunu,  kuşların üreme ve yaşama alanlarının bu bölgede toplandığını ve nesli tehlike altındaki yeşil kaplumbağaların da buraları kışlama alanı olarak kullandığını… bilmiyorduk.

Zengin ekolojik değerlere sahip doğal sitlerinin ve zengin tarihe sahip topraklarınınve antik kentlere sahip arkeolojik sitlerinin olduğunun da farkında değildik, onu medeniyetlerin beşiği yapan tarihi kültürel mirasının da  ayırdında değildik. Arkeolojik Sit alanlarını oluşturan Kız Kalesi, Markopolo İskelesi, Süleyman Kule,Ayas Kalesi bizim için tarihi bir doku değil gizemdi, mitti, masaldı hep merak edilen.

Eşemen, Yapı, Avcıali ve Ömer Gölleri’nin oluşturduğu alanların, Arapboğazı ve Suluklu Gölün bulunduğu arazilerin zengin bir ekolojik değer olduğunun bilincinde ise hiç değildik.

Ayas antik kentinin, Helenistik devirde dünyanın üç tıp okulundan birine ev sahipliği yaptığından, Ortaçağ'da doğunun Akdeniz'e açılan en önemli liman kentlerinden biri olduğundan da habersizdik.

Ama artık haberliyiz ve bilinçliyiz, ve sahip çıkamadığımız topraklara dilimizin döndüğünce sahip çıkılmasını isteyeceğiz karar vericilerden bıkmadan, usanmadan.

Yaradan’ın cömertçe sunduğu zengin doğal potansiyeli, atalarımızdan yadigar kültürel ve tarihideğerleri hakça korumalı hakça kullanmalıyız geleceğimize zarar vermeden, doğayı ve diğer canlı yaşamını yok etmeden, bu topraklarda her yaratılanın yaşam hakkı olduğu gerçeğini unutmadan…

Evet tahmin ettiğiniz gibi termik santrallere geleceğim.. içim acıyarak, kömürün geleceğimizi karartan karasına geleceğim.. yüreğim sızlayarak. Verdiği zararları geri dönülmez tahribatları kısaca kelimelere dökmeye çalışacağım, yenilenebilir temiz enerji yatırımları varken neden hala çağın gerisinde kalmış kömür ile enerji üretimine tutunduğumuzu sorgulayacağım iç sesimi dinleyerek, vicdanımı yoklayarak.

Bir yandan turizm bölgesi ilan edilirken bir yandan enerji ve sanayi bölgesi kararı verilmesi arasındaki yaman çelişkiyi irdeleyeceğim bilimin ışığında.

Ceyhan  ve Yumurtalık arasında uzanan deniz kıyısında onlarca termik santral..soğutma suyunu denizden alan, sonra yine denize deşarj eden, birbirlerine 3-4 km. mesafelerde konumlanmış doğa ile tezat.Hergün on binlerce ton kömür yakacak, o oranda da kül çıkaracak ve tonlarca gazı atmosfere salacak, bir kısmı asit olup yeryüzüne inecek, denizden on binlerce ton aldığı suyu  işlemden geçirip  ısınmış olarak tekrar denize salacak… 49 yıl boyunca…

Sonuç itibarı ile;

Denizlerdeki biyolojik yaşamı tehlikeye sokacak termal kirlilik yaratacak.

Asit yağmurları ile toprağı çoraklaştırıp, bitki örtüsünü yok edecek.

Sera gazı salınımı ile iklim değişimi yaratarak,  küresel ısınmayıtetikleyerek, çölleşmeye sebep olacak.

Bölgede kanser vakalarını hızla arttıracak.

Tarımsal üretim kapasitesini düşürecek, su ürünlerini yok edecek ve turizm potansiyeli bitirecek.

Yaşam kaynağımızolan hem yüzey hem yeraltı sularını kirletecek.

Doğal SİT alanları ve ormanları yok olma tehlikesi ile karşı karşıya bırakacak.

Hava kirliliğini arttıracak ve solunum yolu hastalıklarını nüksettirecek.

Ve daha sayamadığım bir çok yaşamsal tehlike ile karşı karşıya bırakacakbölgemizi.

Peki biz fosil yakıt tüketen bu yıkıcı, yok edici enerji üretimine yoğunlaşırken gelişmiş ülkeler ne yapıyor?

Düşük karbonlu ekonomiye geçiyor,  toplam enerji tüketiminde yenilenebilir temiz ve ucuz enerji payını yükseltmeyi hedefliyor, enerji verimliliğini artıran yöntem ve politikaları hayata geçiriyor, sera gazı emisyonlarını öncelikli oran olarak %40 sonrasında ise %80  azaltmayı hedefliyor.  Enerji kaynaklı CO2 emisyonlarını ise tamamen  ortadan kaldırmayı sağlayıcı enerji politikalarını ve uygulamalarını başlatıyor. Kömür madenlerini ve kömürlü termik santrallari kapatıyor.

Bize termik santral kuran Alman şirketler kendi ülkelerinde ucuz, yenilenebilir ve temiz enerji üretmek için güneş sistemleri kuruyor. Güneş potansiyelleri bizden %90 daha az olduğu halde..

Kalkınma, istihdam, ekonomi için diyen sesinizi duyar gibiyim. Ekonomi ve istihdam sadece kömür ile olmaz Sevgili Yumurtalık’lıhemşehrilerim. Yukarıda saydığım potansiyelleriniz bacasız fabrikadır, doğru teşvik, politika ve yatırımlarla. Tarımsal kapasitesi en az %60 olan bölgemizde çiftçi desteklense, tarımsal ürün kapasitesi artsa, köylü ürününü değerinden satsa, refah içinde yaşasa, satar mı toprağını termik santral için, vazgeçer mi ekmeğinden kömür karası için. Tanrı’nın verdiği doğal güzellikler, tarihin sunduğu kültürel zenginlikler, arkeolojik varlıklar eko-turizm ile çiftlik turizmi ile desteklense. Turizm teşvikleri yükseltilse, Dünya çapında tanıtım kampanyaları ile yatırımlar ve değerler tanıtılsa Ayas kimliği yaşatılsa, bacasız fabrika tütmez mi, pansiyonlarda, butik otellerde, çiftlik evlerinde… koruma kullanma dengesiyle sürdürülebilir turizme imza atsa Yumurtalık, tarım ve hayvancılığı güçlendirse devlet, su ürünlerini geliştirse desteklese, kömürde işçi olmaktansa kendi işinin patronu olsa evlatlarımız, kim evet der kömüre ve bitmeyen çilesine, derdine…

Siz bir daha düşünün derim Yumurtalık’lı, Adana’lıhemşehrilerim bir daha düşünün getirisini, götürüsünü.. ve gidenin geri dönemeyeceğini bilerek bir kez daha düşünün derim.. çevre bilinci ile, doğa sevgisi ile, gelecek neslimizin kaygısı ile..

Sağlıkla olun, sevgiyle kalın..