YAZIKLAR OLSUN!

28/08/2019 04:04 610

 

Türkiye yeni bir kadın cinayetiyle sarsıldı.

Kırıkkale’de kızının gözleri önünde vahşice öldürülen bir kadın için yaşlı annesinin feryadıydı bu. ”Yazıklar olsun”

Ne olur ölme anne” diye çığlık atan 10 yaşındaki masum kızın ninesine söyledikleriyse toplumsal bir ayıbı dile getiriyordu. ”Annem ölüyor, onlar çekim yapıyorlar”

Bu cinayet; ülkemizde yaşadığımız ne ilk, ne de son kadına yönelik şiddet!

Geçmişte benzerlerini çok gördük, ancak bu son cinayet; hem işleniş yöntemi, hem de tanık olanların duyarsızlığını gözler önüne seren çarpıcı bir örnek.

Bir yanda vücudu kanlar içerisinde” ölmek istemiyorum” diye yardım isteyen şiddet mağduru bir kadın, öte yanda, film izler gibi olayları seyreden bir insan güruhu!

Seyretmekle kalmayıp, bu vahşi görüntüleri kaydedenlere insan denebilir mi?

Geçtiğimiz günlerde atanmış birinin gece yarısı operasyonuyla görevden alınan seçilmiş belediye başkanlarına yapılan bu uygulamayı “ ama, fakat” gibi mazeretlerle ifade etmeye çalışanlara demokrat denmeyeceği gibi……..

Yapılan bu haksızlıkları demokratik yollardan protesto edenleri yaka paça sürükleyerek, orantısız şiddet uygulayanlar için ”kibar davrandılar” diyene gazeteci denemeyeceği gibi!

Her gün sayısız kadın tacize, tecavüze uğruyor, şiddet mağduru oluyorken,  Emine Bulut cinayetinin göz önünde gerçekleşmesi ve vahşice uygulanması nedeniyle kamuoyunda fazla ilgi görmesi bizi yanıltmamalı.

Önemli olan öldürüldükten sonra ardından ağıt yakmak değil, olay sırasında müdahale etmek gerekmez miydi?

Kuşkusuz, toplumun farklı kesimlerinden çığ gibi yayılan dayanışma mesaj ve eylemleri toplumda duyarlılığın artması açısından önemlidir.

Ancak birçok hakları mücadele etmeden elde eden halkımızda ne yazık ki, toplumsal direnme kültürü gelişmiş değil.

Öyle olunca da egemen güçler bize lütuf gibi verdikleri kimi hakları, işlerine gelmediği zaman yine aynı şekilde geri alıyorlar.

 1960 da verilen kısmi hakların, 12 Mart ve 12 Eylülde nasıl geri alındığını, çözüm sürecinde davul zurnayla duyurulan haklardan bugün hiç eser kalmadığını hep birlikte yaşayarak acı biçimde gördük.

Aynı keza her fırsatta kadınlara seçme seçilme hakkı dahil birçok hakların kimi gelişmiş batı ülkelerinden bile önce verildiğiyle övünürüz her fırsatta.

Ama gerçek ortada!

Ülkemizin en önemli sorunu olarak gösterilen terör olaylarında yaşamlarını yitirenlerden çok daha fazlasını kadın cinayetlerinde yaşıyoruz.

Kadın ve çocuklara yönelik baskı, şiddet, taciz ve tecavüz olayları her geçen gün, üstelik de daha vahşi ve acımasız biçimde artarak devam ediyor.

Bir kez daha altını çizerek vurgulamakta yarar var.

Mücadele edilmeden alınan haklar, toplumun gözünü boyamak için siyasi gerekçelerle egemenler tarafından verilen sözde tavizlerdir.

Ancak bugün bilinçlenen, gelişmeleri ve dünyayı sorgulayan, özgürlük ve eşitlik mücadelesi için sokaklara çıkan kadınlar kimi hakları söke söke alıyorlar ve kesinlikle bu haklardan geri adım atmıyorlar.

İşte o zaman kadınlar toplumsal işlevini yerine getiriyor, tarihi sorumluluğuna uygun davranıyor.

İşte o zaman egemen güçler, kadının bu yükselen mücadelesinden, örgütlü gücünden korkmaya başlıyor ve daha azgın, daha bir şiddet ve nefretle saldırıyor.

Ne zaman kadınlar, toplumsal yaşam içinde eşit yurttaş olarak yerini alıyor, eğitimine, yeteneğine, birikimine ve kadınlık onuruna yaraşır görevler üstlenmeye başlıyor, erkek egemen iktidarlara rahatsız olmaya başlıyor.

Demem o ki; erkekler ne kadar rahatsız, kadınlar o kadar huzurlu.

Bunu söylerken erkeklerin mutsuzluğu üzerinden bir kadın mutluluğu senaryosu  değil anlatmak istediğim.

Erkeklerin mutluluğunun, rahatının da güvencesinin kadınlar olduğu gerçeğini hatırlatmaya çalışıyorum.

O yüzdendir ki, ülkemizdeki kimi kadın topluluklarına da sinmiş, erkek zihniyetinden kurtulmadan biz erkeklere de rahat yüzü yok.

Kendi rahat ve huzurumuz için de olsa; kadın ve çocuklara hak ettikleri sevgi, saygı ve değeri göstermekler yükümlüyüz.

Kadın cinayetlerinin, baskı ve şiddetin son bulması dileğiyle……………….