YAŞADIĞIMIZ KENTE SORUMLULUKLARIMIZ VAR!

06/11/2018 22:39 99

               

Bu sabah Bitez sahilinde yürüyüş yapıp denize girdim.

Bitez gibi her bir koyu ayrı güzel Bodrum Yarımadasında hala yazdan kalma bir hava, deniz çarşaf gibi, havada bahar ve çiçek kokuları….

Yazın o insanı rahatsız eden kalabalığı, ses ve görüntü kirliliği yok.

Bodrum yeniden gerçek sahiplerine, yaşamını burada sürdüren insanlara kaldı.

Kuşkusuz, yalnız Bodrum değil, Ege ve Akdeniz sahilleri de aynı iklimi yaşıyor.

Böylesine huzur dolu bir kentte yaşamak gerçekten bir ayrıcalıktır.

Peki iklimi, doğası, tarihi ve kültürel değerleriyle dünyanın en güzel ülkelerinden olan yurdumuzda bizler ne kadar huzurlu, ne kadar mutluyuz?

Ne kadar biliyoruz değerini, bu güzel ülkenin?

Ülkeyi yönetenlerden memnun olmadığımız kesin de, bizler; bu coğrafyada yaşayan yurttaşlar, yaşadığımız kentlere karşı sorumluluğumuzu yerine getiriyor muyuz?

Yalnızca şikayet etmek, sorunları sıralamak yetmiyor, yönetime ve yönetenlere müdahil olmak gerekiyor.

Ortaya koyduğumuz her soruna bir de çözüm önerisi getirmek, sorunun değil, çözümün parçası olmak zorundayız.

Önümüzde ülkemiz adına tarihsel öneme sahip yerel seçimler var.

29 Mart 2019 da önümüze sandık gelecek ve bizler yaşadığımız kentleri yönetecek kişileri seçeceğiz.

Mahallede muhtar, İl ve İlçelerde, beldelerde Belediye Başkanları, Büyükşehir Belediye Başkan adaylarından birilerini tercih edeceğiz.

Cumhuriyet yönetiminde, halkı, yine halkın içinden, kendi seçtiği insanların yönetmesi esastır. Demokrasinin vazgeçilmez koşulu da halkın iradesine saygı göstermektir.

Tam da bu nokta da sorun başlıyor.

Önümüze gelen sandığa oy atarak, görevimizi yapacağız ancak aday tercihi yapma hakkı ne yazık bizlere verilmiyor.

Bize sunulan alternatifi partimizin tercihi olarak sandığa atarak bir anlamda vicdanımızı rahatlatıyoruz.

Ama vicdanımız rahat mı?

Gerçek anlamda halk iradesinin sandığa yansıdığına inanıyor muyuz?

Elbette hayır!

Şu an uygulamada olan mevcut siyasi partiler ve seçim yasası, demokratik bir seçim yapılmasının önünde önemli bir engel kuşkusuz, ancak siyasi partiler kendi içinde demokratik davranabiliyor mu?

Sanıyorum büyük çoğunluğumuzun cevabı da hayır, olacaktır.

Eğer büyükşehir sınırları içerisinde yaşıyorsanız, siyasi partilerin kurmaylarının belirleyeceği büyükşehir adaylarını beklemek zorundasınız, daha sonra büyükşehir adayının da etkili olacağı bir süreçte ilçe belediye başkan adayı belli olacak.

En sonunda da meclis üyesi adaylarının sıralaması yapılacak.

Kriterleri, yöntemi belli olmayan bu aday belirleme sürecinde halk nerede?

Parti üyelerinin görüş ve önerileri, tercihleri nerede?

Bir anlamda demokrasi oyunu oynuyoruz.

Tüm bu olumsuzluklara rağmen, sonuçta kendi yaşadığımız kente sorumluluğumuz gereği, sürecin kıyısından, köşesinden de olsa dahil olmak, daha yaşanır bir kent amacına yönelik çabalarımızı yoğunlaştırmak zorundayız.

Uygulanacak yöntem ne olursa olsun; kitlesel destek, kamuoyu baskısı, sosyal medya hala etkisini koruyor.

Bu nedenle, geçmiş siyasi deney ve birikimi, vizyonu, yetenekleri, mücadele geçmişi ve de en önemlisi kişilik ve inancını yeterli ve uygun gördüğümüz adayları desteklemeye devam edeceğiz.

İçinde bulunduğumuz koşullarda başkaca yapacak bir şey yok.

Her türden sosyal grup ve çevrenin temsil edilebileceği, liyakatın esas olacağı belediye meclisleri bence işin en önemli yanı.

Belediye meclisi üyelerini kollektif yönetim anlayışıyla değerlendiren, yetki ve sorumlulukları onlarla paylaşmasını bilen, özgüven sahibi, kompleksleri olmayan belediye başkan adaylarıyla birlikte seçilen meclis üyelerinin muhtar azası gibi davranmaması, proje üretmesi, iş takibi yerine proje takipçisi olması tercih nedeni olmalıdır.

Son yasal düzenlemelerle yetki alanları hayli genişleyen muhtarların seçimi de yaşadığımız kente sorumluluklarımızdan biridir.

Umarım yaklaşık beş ay sonra yapılacak yerel yönetimler seçimleri barış ve huzur içerisinde tamamlanır.

Dilerim bu seçimler ülkemizde cumhuriyetin demokrasiyle taçlandırıldığı bir sürece evrilir.