YARGI REFORMU GECİKMEMELİ

25/06/2019 21:44 1042

                   

            Adalet; çok tartışılan , kişiden kişiye- toplumdan topluma ve de zamana göre değişen soyut , oldukça muğlak bir kavram , aynı zamanda bir erk.

            Bir tanıma göre adalet; davranışlarda , kararlarda , hükümlerde haksızlıktan kaçınma , eşitlik-insaf ve ölçülülük içinde hareket etmektir.  Cinsiyet , renk , ırk , dil , din , kültür , milliyet , bilgi, varlık , makam farkı gözetmemektir.

            Ahlaki bir kavram olan adalet; kişisel-toplumsal iyiliktir, toplumsal namustur , toplumsal vicdandır.

            Toplumu ayakta tutan , huzuru-güveni-barışı sağlayan önemli ve temel bir unsur adalet. Doğru yoldan ayrılmamak , hakkı gözetmek , hakkı yerine getirmektir.

            Adalet ve hakkaniyet iç içedir ve birbirini tamamlar. Soyut bir kavram olan adalet , somut bir olaya uygulanırsa hakkaniyet işlemeye başlar.

            Adaletten ayrılma , sapma ciddi bir insanlık ayıbı.

            Adaletin yerine getirilmesi düzgün yasalarla ve bu yasaların , tarafsız-doğru biçimde uygulanmasıyla gerçekleşir.

            Yasalar; hukuka , sosyal realiteye , etik değerlere , örf ve kültüre uygun düşmeli ve eşitliği gözetmelidir.

            Hukuk; sosyal hayatı , ahlaki değerlere göre düzenleyen , bunu da maddi yaptırımlarla sağlayan davranış kurallarıdır, ilişkiler kompleksidir. Yani hukuk , devlet gücüyle yaptırıma bağlanmış kurallar bütünüdür.

            Adalet ve hukuk birlikte yürümeli , birbirine ters düşmemeli. Yasalar hukuka uygun , fakat adil değilse , toplum vicdanını yaralar , zorlamalara-sıkıntılara-kargaşaya neden olur. Yasalar, adaleti önlememeli , tersine adaletin önünü açmalıdır.

            Demokrasinin en sağlam güvencesi olan yargı , her türlü baskıdan , özellikle siyasi baskıdan uzak tutulmalı. Yargı, tam anlamıyla bağımsız ve özgür olmalı. Tehdit , rüşvet , rica , dostluk , düşmanlık , sevgi , nefret , öfke , kin , ön yargı ve inançlar etkilememeyi yargıyı.

            İyice incelenmeden, savunma hakkı tanınmadan, vicdanın sesi dinlenmeden, karar vermemeli , infaza kalkışılmamalı. Çünkü , bu adaletten ayrılmak olur ve de zulme yol açar. Özgürlüğü yok eder. Sosyal çöküntü yaratır, düzeni, barışı bozar.

            Hukuk , adalete hizmet etmeli , adaletin gerçekleşmesini sağlamalı. Adaletin olmadığı yerde hukuk ta yoktur , demokrasi de. Bu yüzden adalet mülkün ( devletin ) temelidir denmiş.

            Bağımsız mahkemeler kurulmadan önce , yargı görevini dere beyler , asilzadeler , krallar , padişahlar , halifeler , kiliseler ve kadılar yapıyordu. Verilen cezalar da dine , örflere göre idi.

            Batı dünyasında bağımsız mahkemelerin kuruluşu ,laiklikle birlikte oldu. Laiklik sayesinde devlet kiliseden, hukukta dinden ayrıldı.

            Son yıllarda atılan önemli bir adım hukuk devleti kavramıdır. Bu sayede devlet gücü anayasa ile yasal hale geldi. Devlet gücünün sınırları da Temel İnsan Hak ve Özgürlükleriyle belirlendi. Yasama , icra , yargı birbirinden ayrıldı. Devlete , ulusal birliği ve barışı sağlamada önemli bir unsur olan vatandaşlarına eşit muamele yapma yükümlülüğü getirildi. Bu ilkelerle vatandaşlar, devlete karşı yargı koruması altına alındı. Ayrıca, eğer devlet , gücünü yasalara uymayan bir biçimde kullanırsa, vatandaşına tazminat ödeme zorunda bırakıldı.

            Ülkemiz, yargı – hukuk – adalet yönünden acaba ne durumda? Şöyle bir bakalım. 1961 deki bir hukuk ve yargı utancı Yassı ada mahkemeleri , Fetonun yargıda oynadığı oyunlar , davaların çok uzun sürmesi , Avrupa insan hakları mahkemesindeki davaları kaybetmemiz yargıya olan güveni derinden sarstı , yaraladı şimdide bir hakim , savcı açığı var. Güvenin , itibarın tekrar kazanılması için , ciddi bir reform şart. Bazı olumlu işlerin yapıldığı bir gerçek ama yeterli değil. Eksikliklerin kısa zamanda tamamlanacağı ümidiyle.