Vicdansız dumanlılar

28/08/2018 22:56 1886

Çukurova gibi bereketli topraklarda kurulmuş bir kentte yaşıyoruz. Topraklarımıza bereket güneşimizden geliyor. Ama bereketli toprakların çocukları olan bizler, oluşan sıcağın çilesini çekmekle bedelini ödüyoruz. Durumu iyi olanlar ve zamanı elveren Adanalılar, çareyi yaylalar ve deniz kenarlarında bulunan evlerine kaçarak serinliğe kavuşuyorlar.

Yaz günleri Adana da kalınca…

Sıcak günlerle yaşamaya alışmak zorundasın. Beton binalar yaz güneşiyle ısındıkça, evler gece bile dayanılmaz hale geliyor. Hava dostumuz oluyor. Pencerelerimiz ardına kadar açılıyor ve küçücük bir esinti bile bizi mutlu ediyor.

Biz bir esinti beklerken çıldırtan sesler…

Hoparlör bağlanmış araçlarla bağıran satıcılar mesaiye başlıyor. Üç-dört adet eskici, yıllardır sesini ezberlediğimiz overlokçu, yeni peydahlanan eski halı toplayan tezgâhçı, zücaciyeci, terlikçi ve son zamanlarda kasayla domates satanlar ortaya çıkıyor. Gürültü kirliliği belediyelerimizce serbest bırakılmış ve çekeceksin kardeşim diyorlar.

Bir esinti beklerken duman altı yaşamak…

Pencereler kapansa ev seni boğacak sanki ve klimalar ile vantilatörler ancak sana çare olacak. Elektriğe gelen zamlar ve imkânı olmayan insanlar, bu şehirde çoğunlukta ve esen yerlerde, gölgeliklerde çare arıyorlar. Derken aman Allah, bir duman sarıyor ortalığı. Biri ateş yaktı da bu duman oldu mu diye bakıyorsun, şehrin her yerini sardığını görünce anlıyorsun.

Anız belasının dumanı şehre basınca…

Evvelsi gece bir akrabamızın düğünü için Erzin’e gittik. Oto yoldan Ceyhan yakınlarına gelince, zaten var olan hafif duman birden çoğaldı. Sağ tarafımızda tarlalar yakılmış ve ortalığı dumana boğuyorlardı. Göz önünde her türlü yasak olduğu bilinmesine rağmen tarla sahipleri umursamazca tarlalarını cayır- cayır yakmışlardı.

Dumanlardan yol güvenliği azalmıştı. Yavaşlayıp daha dikkatlice yolumuza devam ettik.

Kendimce düşündüm ve ‘bu tarlalar tapu sahiplerinin olsa da, kamu malı niteliğinde değil mi’ diye.

Tarım alanlarını koruma kanunu olduğunu biliyorum.

Ayrıca anız yakmanın, 9/8/1983 tarihli ve 2872 sayılı Çevre Kanunu ve 31/8/1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanunu ile yasaklandığını da biliyoruz.

Ayrıca anız ateşi yüzünden toprağın veriminin düştüğünü de, uzman görüşlerinden biliyoruz.

Anız ateşi yüzünden toprakta yaşayan birçok canlının zarar gördüğünü, doğal dengenin bozulduğunu, da biliyoruz.

Doğal dengenin yanı sıra birçok canlının beslenme, barınma ve korunma ortamının yok olduğunu da biliyoruz.

Anız ateşinin yakın tarlalara, ormanlara veya benzeri yerlere ateş sıçratıp daha büyük zararlara sebep verdiklerini de biliyoruz.

Anız yakılmasa tarlalarda hangi faydalar var…

Uzman görüşlerinden alıntı olarak,

“Toprakta bulunup gözle görülmeyen mikroorganizmaların faaliyetleri sonucunda organik madde parçalanır, ayrışır ve humus dediğimiz şekle dönüşür. Bu da toprakta bitki besin elementlerinin çoğalmasına, toprağın su tutma kapasitesinin artmasına, bu nedenle tarımsal üretimde verimliliğin artmasına sebep olurdu.” Şeklinde belirtilmiş.

Hangi zararlara sebep olduklarını bilmiyorlar  mı?

Anız yakan tarla sahipleri kendi ekonomisine ve ülke ekonomisine zarar verdiğini bilmiyor mu?

Çevreye zarar verdiğini ve hava kirliliği ile koca bir kentin insanlarına zarar verdiğini bilmiyor mu?

Tarla tapusu kendisinin olmasına rağmen, bu toprağın kamu yararına kullanılması gerektiğini bilmiyor mu?

Yaşlıları veya çeşitli nefes darlığı çeken insanların, anız ateşi yakanlarca oluşan ve şehri basan dumandan nasıl etkilendiklerini düşünmüyorlar mı? Bu yüzden ölenler olabileceğini düşünmüyorlar mı?

Bebekler doğuyor, tazecik bebeklerin o küçücük ciğerlerinin bu dumanla nasıl zara gördüklerini düşünmüyorlar mı?

Hadi başkası bir tarafa, aynı yerde kendisi ve ailesi yaşıyorken, bütün bu zararlara, neden sebep olduklarını hiç düşünmüyorlar mı?

Vicdan denilen bir insani duygu var. Bu duygudan nasiplenmemiş insanlara sen 48.88 TL dekar başına anız yaktıkları için ceza versen ne olur, vermesen ne olur?

Oysa dünya bunu çözmüş…

Bir uzman görüşünden alıntı olarak yazıyorum.

“ÜRETİCİLERİMİZ TOPRAK İŞLEMESİZ TARIMA YÖNLENDİRİLMELİDİR”

“Doğrudan ekim sistemleri dünya genelinde yaygınlaşmıştır. Ülkemizde de uygulanan ancak henüz yaygın olmayan bu sistemle, hiç toprağı işlemeden anız üzerine ekim yapılabilmektedir. Bu sistemle hem maliyetler düşmekte hem de anızın organik madde olarak tekrar toprakta kalması sağlanmaktadır. Üreticilerimiz, sürüm maliyetini en aza indiren, ‘anıza ekim yapılan toprak işlemesiz tarım tekniğine’ yönlendirilmelidir. Hasat sonrası ürün artıklarının özellikle erozyon riski yüksek olan bölgelerde, tamamen veya kısmen toprak yüzeyinde bırakılması gereklidir.“

Aciz devlet görüntüsü bizleri üzüyor…

Çözümü de var ama uygulanmıyor. Anızla milyarlarca liralık zaralar sineye çekiliyor.

Tembel ve bilgisiz çiftçiye bel bağlamış bir ülkeyiz. Koca üniversitelerimiz var, Tarım bakanlığı var, ziraatçıların birlikleri var ve bunlara rağmen, benim yaşadığım topraklardaki, hastam, bebeğim ve milyonlarca insanın sağlığı hiçe sayılıyor.

Bu suçmudur?

Bence suçtur. Sayın valimiz diyecek ki, ‘yasalardaki 48.88 TL ceza uygulanıyor, ne yapabiliriz? ‘

Sayın milletvekillerimiz, biz sizleri niye seçtik, parlamentoya gönderdik. Cezalar yetersizse, yasa koyucu olarak buna çözüm bulmak sizin göreviniz değil mi?

Ayrıca kamu malına ve verimliliğine zarar verilmektedir. Kamu malında hepimizin hakkı vardır ve bu hakkın karşılığı olarak, anız yakanlardan savacılarımızın hesap sorması gerekmez mi?

Duman altı yaşama mahkûm edilen milyonlarca insanın, sağlık açısından gördükleri zararların hesabı niye sorulmuyor sayın savcılarımız?

Aynı şey gürültü kirliliği yapan hoparlörlü satıcılar içinde geçerli. Belediyelerimiz bu durum yasak olduğu halde neden gürültü kirliliğine mani olmuyorlar? Diyecekler ki, ‘Ekmek parası, o yüzden göz yumuyoruz.’ O halde neden yasak koyuyorsunuz. Kendi sesiyle satış yapanlar için, ekmek parası olarak görüp, saygı duymak hepimizin anlayışla karşılayacağı bir durum.

Uzattık ama bu konuyu yazmamız elzemdi. Yıllardır savsaklanan konular bunlar.

Aciz devlet görüntüsü verilmesi bu ülkeye yakışmaz. İnsanlar sadece kendi çıkarlarına göre yaşayamaz. Topluma ve çevreye verilecek zararlarda, duyarlı olmak ve vicdan mahkemelerini çalıştırmak görevi, insan olmanın gereğidir.