Vazgeçilmez ve Devredilemez Haklar

08/08/2019 05:56 762

 

Birkaç gün geç oldu ama; Elvan Kılıç’ın, İnsan Hakları ve ifade Özgürlüğü konusundaki  gönderisi okunmaya değer.

Avukat Elvan Kılıç, 24 Temmuz Gazeteciler ve Basın Bayramı öncesi Türkiye’de ifade özgürlüğünün sınırlarını yorumladı…

“İnsan hakları din, dil, ırk, mezhep ayrımı gözetmeksizin herkesin eşit şekilde sahip olduğu haklardır. Doğumla başlayıp ölümle sona eren, dünyanın her yerinde geçerli olup, evrensel olan haklardır.

Vazgeçilmez, devredilmezdir.

Özgürlük ise herhangi bir kısıtlama ve zorlama olmadan düşünme veya davranma, herhangi bir şarta bağlı olmama durumudur.

Temel hak ve özgürlükler, Anayasa ve AİHS (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi) tarafından koruma altına alınmış haklardır.

 İstisnalar dışında bu hakların kullanımı engellenememektedir.

İfade özgürlüğü ise temel hakların olmazsa olmazıdır.

İnsan düşünebilen bir varlıktır ve düşüncelerini özgürce ifade edemeyen insanların bir robottan farkı kalmamaktadır.

Düşünce özgürlüğü, bilgi edinme, ifade özgürlüğü ve kanaat özgürlüğü gibi temeller üzerine kurulmuştur.

İfade özgürlüğü Avrupa Hukukunda da en temel insan hakkı olarak kabul edilmiştir.

Buna ilişkin Anayasa madde 26/1’de ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10. Maddesinde düzenlenmiştir.

Buna göre “Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar.

Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir” denmektedir.

Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar.

Bu madde, devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine tabi tutmalarına engel değildir” şeklinde AİHS’de ayrıntılı ve açık şekilde bu hakkın nasıl kullanılacağı belirtilmiştir.

Basın organları aracılığı ile ifade edilen düşünceler, fikirler, milli güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, suçların önlenmesi, cezalandırılması, devlet sırrı olarak belirtilen bilgilerin açıklanması ya da başkalarının özel ve aile hayatını koruma amacıyla sınırlandırılabilmektedir.

Bunun dışında herkes fikrini açıklamada ve yaymada özgürdür. Hukuken bilinir ki bir kimsenin özgürlüğü bir başkasının özgürlüğünün sınırlarına yaklaşana kadardır.

Devlet sırlarını açıklamak gibi ifade özgürlüğünü çok geniş bir çerçevede kullanmak, kamu ve devlet güvenliğini tehlikeye atabileceğinden ifade özgürlüğü kısıtlanmaktadır.

Sendikanın verilerine göre 136 gazeteci ve medya çalışanı cezaevinde

Basın organları aracılığında bulunan gazete aracılığıyla ifade özgürlüğü, ülkemizde çok büyük kısıtlamalara sahip olmaktadır.

Bu sebeple de Türkiye’deki gazetecilerin haklarını korumak için sendika kurulmuş, fikirlerini gazete aracılığıyla yazan yazarların ülkede korunması amaçlanmıştır.

Son dönemlerde yazılarından dolayı cezaevlerine giren ve haklarında davalar açılan gazetecilerimiz için dayanışma oluşturan Türkiye Gazeteciler Sendikası, 10 Temmuz 1952 yılında kurulmuş olup o günden bugüne kadar gazetecilerin haklarını korumaktadır.

 Sendikanın verilerine göre şu an 136 gazeteci ve medya çalışanı cezaevinde bulunmaktadır.

Özellikle bu durumun kamuoyuna ve dış basına yansıması ülkedeki insan haklarının ve ifade özgürlüğünün ne konumda olduğunu göstermektedir.

Basın ifade özgürlüğü ve düşünce özgürlüğü her ne kadar Anayasa ve AİHS tarafından koruma altında olsa da yapılan baskılar ve sansür uygulamaları nedeni ile hak ihlalleri olmaya ve insanların sesi olan gazeteciler, muhabirler tutuklanmaya devam edecektir.

Bu konuda mahkemelerin daha çok inisiyatif kullanmaları gerekmekte, ifade özgürlüğüne daha çok önem veren emsal kararlar çıkmalıdır. Çünkü bu kararların bir ucu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne dokunmaktadır ve yine son verilere göre AİHM tarafından 2018 yılında tüm Avrupa'dan gelen toplam 77 davada ifade özgürlüğü ihlaline hükmedilmiştir. Bu kararların 40’ını Türkiye’den gelen davalar oluşturduğu gözlemlenmiştir.  Bu sebeple yerel mahkemelerin daha fazla ifade özgürlüğüne ağırlık vermesi ve davalarda daha fazla emsal karar alması gerekmektedir.