“Varoluştan ne anladım” kitabından bölümler…

24/05/2018 23:08 2090

“Varoluştan ne anladım” kitabım 2016 yılında yayınlandı. Ramazan ayı münasebetiyle, kitabın İslam’ı bakış bölümünden bazı başlıkları paylaşmak istedim. Ramazan ayının ülkemize ve şehrimize hayırlar getirmesi dileğiyle…
Mehmet Acevit
Allah CC.
Allah ismini Kur-an tanıtıyor. Allah ismi yaratıcı kudreti ifade için Kur-anda en çok kullanılan kelime olarak yer alıyor. İsim olarak 2690 civarı Kur-an da yer alıyor.
Allah kelimesinin bu güne kadar kökü, dil kaynağı, türeyişi hakkında kesinlik kazanmış bir bilgi ortaya konamamış. Arap dil kurallarına uymayan kendine özgü bir yapısı ile gramer kurallarının çoğuna uymuyor. 
Allah özel bir isim olarak Kur-anda yer alıyor ve bu özel yapısıyla insanı şaşırtıyor.
Allah bir olan ilah. Hz. Musa peygamber ile Tevrat’ta verilen isim “Elohim” olarak geçer.
Esmâ-ül Hüsna (Allah’ın güzel isim ve sıfatları) birincisi olan “Allah” kelimesidir. “Esma” isim kelimesinin çoğulu anlamında, “Hüsna” en güzel manasında olarak birleşmişlerdir. Esmâ-ül Hüsna,  Allah’ın yalnız isimleri ile değil sıfatlarını da belirten Kur-anın temel kavramlarındandır.
Esma-ül Hüsna, Allah’ın isim ve sıfatları olarak sadece 99 isimden oluştuğu gibi söylemler, aslında doğru değildir. Sonsuz kere sonsuz olasılıkları yaratan Allah’ın isimlerini bir sayıyla sınırlandırmak, Allah’ı ve yaratıcılığının sonsuz kudretini kavrayamamak anlamını taşır. 
Allah’ın isimleri de sonsuzdur.
CelleCelaluhu (CC) “Onun şanı ne yücedir” anlamına gelmektedir.

Allah kavramı

Allah insana sonsuzluğun ne olduğunu öğretir. Allah’ı kavramak insanın hayal gücünün sınırlarının zorlanmasıdır. 
İnsan Allah’ın yarattıklarını ne kadar bilirse, Allah’ın ne olduğu konusuna vakıf olmaya başlar. Kendisinin de yaratıcısı Allah olduğunu bilir ve tanrısal bir varlık olur. Allah’ı bilemez ise, sıradan bir madde gibi olur.
Tanrısal bir varlık olduğunu bilmek aynı zamanda sonsuz olduğunu da bilmektir.
Gerçekte yaşadığımız Dünya ve kısıtlı bilgilerimizle, sonsuzluğu ve Allah’ı bilinçli bir şekilde idrak etmek, hiçte kolay bir kazanım değildir. 
Bu kazanımı başarmışlara, Allah’ın vaadi olan Cennet haktır. 

Allah ve sonsuzluk

Allah sonsuzdur. 
Sonsuzluğu idrak etmeden Allah’ı kavramak zordur. 
Sonsuzluğu idrak etmek için 
Önce “kendi sonsuzluğunu”  kavraman gerekiyor.
Sonsuz varlık olmak,
Sınırsız düşünebilmek,
Soyut ile somutu birlikte kavramaktır.
Sınırsız düşünebilmek, 
Ne kadar geniş bakabildiğinle ilgilidir. 
Allah, neden görünmüyor?
Allah, neden elle tutulmuyor?
Neden tüm yarattıklarından münezzeh?
Kavramak lazım!
Çoğu zaman bu soruların sorulmasından bile korkar, 
Bu konuda düşünmek bile istemeyebiliriz. 
“Biz kim, sorgulamak kim” diye kendimizi küçümseriz. 
Oysa Allah bizleri yaratırken, 
Bu idrak gücünü de vermiş. 
Korkmadan istemek ve derinleşerek yol almak 
Tüm insanlar için geçerlidir.
Allah’ın sonsuzluğu ile insanın fani yanı arasında, 
Hiçbir benzerlik yoktur. 
Allah’ın insan ile benzerliği ruhtadır. 
Çünkü Allah, kendi ruhundan insana üflediğini belirtiyor. O ruh, ete-kemiğe bürünerek, 
Bir nefis ile yaşamaya koyuldu. 
İçinde “ego” taşıyan bir Rabbani oldu.
Yunus Emre, 
“Ete kemiğe büründüm ve Yunus gibi göründüm.” diyor. 
Sonsuz, soyut ile somutun toplamını temsil ediyor. Varoluş ile soyutla- somut bir birinden ayrışıyor. Sonsuzdan soyuta iner, soyuttan en dipte kendini somutta bulursun. Sonsuzluk bir hayal kadar uçsuz ve geniş, eline aldığın taş kadar gerçektir. Biz insanlar mevcut yapımızdaki algılama kapasitemizin bile yarısını kullanabiliyoruz. Bilim adamlarımız her bulgudan sonra, önlerinde sonsuz bir bilinmeyen deniziyle karşılaşıyorlar. Gördüğümüz renkler üç ana rengin tonlarından oluşuyor. Algılayabilsek daha kaç renk var acaba?
Allah sonsuzluğu çağrıştırıyor. Ruh da, Allah tarafından üflenmiş olarak sonsuzluğu çağrıştırıyor. Ruhun rengi, ruhun melodisi, algılayabilsek nasıldır acaba? Sonsuz renklerin tayfı içinde, devinimlerle saçtığı ışımayı görsek, bu devinimler ile çıkan sonsuz notalardan oluşan melodileri duyabilsek, hareketlerinin ritmini muhteşem bir dans gibi seyredebilsek, özünde ruhu görebilsek, neler hissederiz diye hiç düşündünüz mü?
O ruhun bizim ruhumuz olduğunu anlayabilsek. Allah’ın yarattığı sonsuz kere sonsuz kadim bilgilerden çok azına sahip, küçük bir çemberin içindeyiz. Biz insanlar, bu çemberin her noktasındayız. Ya çemberin dışı, bizim için bilinmeyen, yani Kur-an ifadesiyle “Gayp” değil midir? 
Sonsuz, ulaşılacak son sayı mı, bir başka ifadeyle hiçbir zaman ulaşılamayan bir sayımıdır? 
Allah, önce matematiği mi yarattı? 
Sayıların gizeminde, 1 ile 2 hiçbir zaman birleşmiyor. Sayılar 1 den 9’a ve tek başına bir hiç gibi olan sıfırla, önümüze sonsuz sayıları getiriyor.
Sıfır tek başına bir şey değilken, asal sayılarla birleştikçe çokluğu ortaya çıkarıyor.
Sıfır hiç bilinmez iken, bilindikten sonra biri on, onu yüz ve keza yürüttü sonsuzluğa sayıları.
Tıpkı boyutsuz bir noktadan, Allah’ın “Ol” komutuyla meydana gelen Evrenimiz gibi, sıfır da değersizken, kudret oldu.