Uyarılara rağmen

05/10/2019 19:35 225

 

Adana’da çiftçiler her yıl yüzlerce kez anız yakmaya karşı uyarılıyor. Ama buna rağmen Adana hem buğday hem de mısır hasadı sonrasında duman altında almaya devam ediyor.

Ziraatçılar, yerel yöneticiler, siyasetçiler ve din adamları her dönem buğday ve mısır üreticilerini hem ekolojik döngü, hem çevre kirliliği ve hem de dini açıdan uyarıyor. Ayrıca anız yakan üreticilere cezai işlem yapılması konusunda da güvenlik güçleri çalışmalar yapıyor.

Fakat sonuç ortada… Her yıl olduğu gibi bu yıl da yine Adana duman altında… Sebep üreticiler anız yakmaya devam ediyor. Peki uzun yıllardan gelen bu alışkanlık nasıl sonlandırılacak?

Evet ziraatçılar, yerel yönetimler, sivil toplum kuruluşları, din adamları ve siyasiler üreticilere neden anız yakmamaları gerektiği konularında mesajlar veriyor. Ama bu mesajlar sanıyorum yerine ulaşmıyor.

Üreticiler ise buğday ve mısır hasadı sonrasında tarlada kalan bitkisel atıkları yok etmenin en kolay ve en etkili çözümünün anız yakmanın olduğunu söylüyor. Anızları yok etmek için aslında modern tarım araçları var. Fakat üreticini bunu ek bir külfet olarak görüyor. Bu nedenle de böyle bir masrafa girmek istemiyor.

Belki buğday ekimi yapılan bir tarla hasat sonrasında tekrar işlenirse, toprak altında kalan buğday bitkisine ait kalıntılar çürümeye başlayacaktır. Fakat mısır üretimi sonrasında tarlada kalan kökleri bu yöntem ile imha etmek daha uzun bir süre gerekiyor. İşte üretici bu süreyi büyük bir zaman kaybı olarak görüyor. Zaman kaybını önlemek için üretici anız yakma yöntemine başvuruyor.

Yaz mevsiminde Çukurova’da yaşanan bu olumsuzluk peki nasıl giderilecek? Sözlü yapılan uyarıların yerini artık somut uygulamaların alması gerekiyor. Bunu önleme adına güvenlik güçleri birkaç yıl önce cezai işlem uygulaması yapmaya başladı. Fakat bu yetkinin kullanımında delil olması gerekiyor, yani tarla sahibi üreticinin anız yakarken suçüstü yakalanması gerekiyor. Bu da çoğu kez mümkün olmuyor.

Verilen mesajlar ise yaşanan olumsuzluğun kökten çözümünü sağlamıyor. Örneğin ziraat mühendisleri yakılan anız ile birlikte toprakta bulunan faydalı minerallerin yok olduğunu, din adamları tarlada yanarak telef olan yüzlerce canlı olduğunu, yerel yöneticiler ise duman altında kalan kocaman şehirde bu durumdan bebeklerin, yaşlıların ve hastaların olumsuz etkilendiğini anlatıyor. Çevre kirliliğini anlatmaya bile gerek yok…

Artık bu uyarıları, mesajları hem üreticiler, hem de Çukurova bölgesinde yaşayan herkes biliyor. Fakat bu bilgileri bilmek anız yakmanın önüne geçmiyor. İşte bu yüzden yaşanan bu çevre katliamına ilişkin farklı çözüm yolları aranmalıdır.

Örneğin bu konuda muhtarlara görev verilebilir. Muhtarlık bünyesinde görevlendirilecek bir ekip bölgelerinde bulunan tarlaları tek tek kontrol ederek hangi tarlada anız yakıldığını tespit edebilir. Yine bu noktada güvenlik güçleri de devreye girebilir; hem havadan hem de karadan ekim yapılan tarlaları gözetim altında tutabilir veya anız yakmayan üreticileri farlı bir destekleme primi verilebilir. Ama bu işe kökten çözüm olacak bir yöntem, uygulama bulunmalıdır.

Artık üreticilerin vicdanı ile baş başa bırakılmaması gerektiğini düşünüyorum. Tabi ki toplumun, yerel yöneticilerin, akademisyenlerin, ziraat mühendislerinin, din adamlarının, güvenlik güçlerinin veya siyasilerin de üreticileri vicdanı ile baş başa bırakmama adına ortaya sağlam çözüm formülleri çıkarması gerekiyor. Öyle sağlam çözüm önerileri bulunmalı ki, hem tarlalar, hem de tarlada yaşayan canlılar yanmaktan, diğer taraftan bölgede yaşayan insanların duman ve kül altında yaşamaktan, hem de üreticileri anız yakarak çevreye verdiği zarardan dolayı bu vebalden kurtarmalıdır.