“TOPLUMDA MEVKİ

05/04/2019 22:10 850

Toplumda mutlaka, ama mutlaka aşılması gereken konulardan biri de mevki meselesidir. Yani, diğer bir deyişle, insanların toplumdaki konumları, durumları, mevki ve makamları meselesidir. İşte bu konu, belki de toplumlararası farklılıkların belirlenmesinde de önemli bir ölçü ve kıyas oluşturmaktadır.

Bu konuda şöyle bir yaklaşım sergilemek gerektiği kanaatindeyiz. İnsanların toplumdaki durumlarını, konumlarını, makam ve mevkilerini ikiye ayırmalıyız. Bunlardan birincisi sosyal durum, mevki ve ikincisi de resmî durum, mevkidir. Biz bunlardan birincisini güçlendirme ve yüceltme eğiliminin insanlarda daha kuvvetli bir istek halinde yerleşmiş olması gerektiğine inanıyoruz. Yine inanıyoruz ki; toplum içerisinde, inanlar arasında sosyal mevkii olmayan, hasbelkader elde ettiği resmî makam, konum, o insanın değer ve kıymetini artıramaz. Resmî makamlar gelici ve geçicidir. Halbuki, sosyal mevki, yani insanlar arasındaki itibar ve saygıdeğerlilik, kalıcı ve hatta öldükten sonra dahi devam edici niteliktedir.

Toplumun fertleri olarak, çevremizi ve çevremizdekileri algılamamız da aynen bu şekilde, ikili durum ayrımı ile olmalıdır. Aksi takdirde, bugün içinde bulunduğumuz kaos ve karmaşa kaçınılmaz olmaktadır. İşin diğer bir şekilde anlaşılması ise şudur; resmî makam, mevki, konum ve kazanç elde etmek için her yol mubahtır ve denenebilir anlayışı, insanlara ve buradan gelişerek tüm topluma hâkim olmaktadır. Kişilerin menfaatleri dışında hiçbir şeyin önemi ve değeri olmayacaktır. İnsanı insan yapan değerler ortadan kalkacak, bozuk dengeli insanların oluşturduğu, hastalıklı bir toplum haline dönüşülecektir.

Bugün, ülkemiz, maalesef, bu tehlikeli duruma hızla sürüklenmektedir. Tek kurtuluş yolu, hemen ve herkesin, çevresindeki insanları değerlendirme ölçüsü olarak, resmî kazançları değil, sosyal kazançları kullanmasıdır. Aksi takdirde, bindiğimiz dalı kestiğimizi fark bile edememek durumunda kalıyoruz. Resmî kazançları elde etmek için gösterilen gayret başka, her şeyi resmî kazanca göre ayarlamak başka bir şeydir.”

Yukarıdaki yazı bir yerel gazetede 16 Nisan 1996 tarihinde çıkan bir yazım. Gerek, yazım şekli ve gerekse kullanılan kelimeler anlamında bu yazıma, bugün, bir takım eleştirilerim ve eksik bulduğum durumlar olabilir. Ancak, yazının içeriği hakkında, bugün geldiğimiz bir takım isabetli uyarılar olduğunu görmek beni hem şaşırttı, hem de üzdü. Özellikle, o gün, olabilir diye uyardığım konuların, bugün, çok daha ağır şekilde yaşanıyor olması, en büyük üzüntü kaynağım olmuştur.

Keşke, haklı olmasa idim.

Bu yazıyı bugün yayınlamamın, içinde bulunduğumuz özel dönemle tam bir ilgisi vardır.