SİYASETTE TANIMLAMALAR… 2

03/12/2019 20:42 52

 

Hani derler ya, imam ne yaparsa cemaat ne yapmaz ki! Eğer halk, siyasilerin birbirilerine karşı sözlerini ciddiye alıp, kendi mahallelisine karşı böyle davransa mahallede kan gövdeyi götürür. O zamanda okumuyor, dinlemiyor işte. Pek az bir grup militanca bu durumu savunuyor. Meşhur bir Fil hikayesi vardır; Fil çok güçlü. Yaralarsan tedavisi neredeyse imkânsız. Uyutmak da kolay değil. O zaman nasıl avlayacaksınız fili? Şöyle bir senaryosu var bu işin. Filler su içmek için genellikle aynı yolu izliyor. O yolun kenarına bir çukur kazıp üzerini örtüyorsunuz. Filler oradan geçerken, seçtiğin fil tam tuzağın yanına gelince havaya bir el ateş ediyorsunuz. Panikleyip kaçmak isteyen fil çukura düşüyor. Diğerleri oradan uzaklaşıyor. Fillerin diz eklemlerinin hareket kabiliyeti sınırlı olduğu için daracık çukurdan kurtulamıyor. Siyah bir adam, siyah elbiseler giymiş geliyor, başlıyor fili dövmeye, file su da vermiyor, yiyecek de. Bir gün sonra yine aynı durum. Sonra beyaz elbiseler giymiş beyaz bir adam geliyor. Başlıyor siyah adamı döver gibi yapmaya. Siyah adam kaçıp gidiyor. Beyaz adam file kova ile su veriyor, sonra yiyecek. Fili çıkarmak için başlıyor çukuru kazmaya. Beyaz adam geldiği yoldan giderken fil de kurtarıcısının ayak izlerinden ilerliyor. Vadide kendilerini bekleyen TIR’ın konteynerine bindiğinde TIR’ın şoför makamında oturan o kendini döven siyah derili oturmaktadır.

BÇG ya da FETÖ, PYD ve IŞİD fark etmiyor. Sağ ya da sol da fark etmiyor birileri için. Bu şekilde bizi terbiye etmeye çalışıyorlar. Aslında kurtarıcı zannettiğimiz, bizi tuzakta döven siyahinin patronudur. Bunların kadrolarında şeyh de var fahişe de. Bunların erkek ya da kadın oldukları bile bazen gerçek olmayabilir.Ne yazık ki bu günkü durum bu.

Oysa siyasetin maksadı, maslahat olmalı. Yani sulh etmeli. İnsanları birbirinin yüzüne bakamaz hale getiren, söylem, dil ve yöntemler siyasetin gayesi ile örtüşmez. Aksine kötü örnek olur. Sonuçta “Batılın tasviri saf zihinleri iğfal ediyor”. Birinin yanlışı bir başkasının yanlışının vesilesi oluyor. Bir kez daha yazalım: Hani Firavuna bile “güzel söz ve hikmetle” Hakkı söyleyecektik. Ayağımıza taş atsalar yoluma diken dökseler, arkamızdan küfretseler de Taif’e giden peygamber gibi olacaktık…!!! “Bizi öldürmeye gelenler bizde dirilsinler” diyecektik. İnsanları yanlıştan kurtarmaya çalışacaktık! Halimiz ortada.

MS 847 yılında yaşanan bir Papa Joan olayı vardır. Papa 4. Leon’dan sonra Papa olan Joan aslında kadındı. Kendini John Anglicus olarak tanıttı. 8. Joan adı ile Papa seçildi. Gerçek anlaşılınca da idam edildi. Bu yaygın bir örnek olmasa da, İnsanları “Allah’la aldatmaya çalışan”, “Biz ıslah edicileriz diyen bozguncular”, “Melek maskeli Şeytanlar”ın sayısı az değildir. Özellikle dünyanın birçok bölgesinde, servet iktidar, silah ve güçle sarhoş olup, insanlara karşı İlahlık ve Rablik taslayarak, onlar üzerine kendi heva ve heveslerine göre, otoritesine güvenerek “hüküm koyma” ve insanları Firavun örneğinde olduğu gibi “terbiye etmek” isteyen “Tanrı kral” olmaya özenenleri görmek isterseniz, tarihe de bakabilirsiniz, Bugün kendini dünyanın jandarması ilan eden ya da onunla yarışan, onun himayesinde onun izinde “Tanrıcık” olma yolunda, bazen demokrasi makyajı bazen muteber ne varsa kendini ona benzeten ya da ona nispet eden, VIP konumdaki “beyaz” efendileri “!?” görebilirsiniz…Oysa bilinmesi gereken ve değişmeyen mutlak bir sonuç var: ‘ÖLÜM…’

Bu sonuçtan, hiçbir canlı kurtulamaz… İlahi kudret öyle nizamlamış… Her canlı, ister insan olsun, ister hayvan olsun, isterse bitki olsun, mutlak surette  ölümü tadacaktır. Bunun kurtuluşu olmadığı kesinlikle bilinmelidir. Yani bu fani dünyada, hiçbir canlı kalıcı değil. Bizler, emanetçiyiz. Er ya da geç emaneti sahibine teslim edip, bu dünyadan gideceğiz. O halde, bu durum biline biline, bu hırs, bu kibir, bu üstünlük arayışları, bu haksızlık ve adaletsizlikler niçin? Ne kadar sürecek ki? Değer mi, yakıp yıkmaya, değer mi huzur bozmaya?

Ömer Hayyam’ın belirttiği gibi;

*NİCELERİ GELDİ, NELER İSTEDİLER,

SONRA, DÜNYAYI BIRAKIP GİTTİLER,

SEN, HİÇ GİTMEYECEKSİN GİBİ DEĞİL Mİ?

O GİDENLER DE, HEP SENİN GİBİYDİLER…’’

Hangi makam ve mevkii de olursan ol, ne iş yaparsan yap, İnsan oğlu nefsine yenik düşmemeli.. Hırsını aklının önüne bırakmamalı… Egosunu ve kibrini, mağrurluğu sıfırlamalı.

Adaleti, doğruluğu, yardım ve iyilik etmeyi asla ve asla elden bırakmamalı…Her daim liyakate önem vermeli… Aksi halde, er ya da geç, sonuç; hüsran olur…

SON SÖZ:’’ KIBLESİ DOĞRULUK ve ADALET OLMAYANIN GÖNÜL EVİ OLMAZ.!!!’’