Şimdi tüm ülke görev başına

13/08/2018 23:13 2128

 

Türkiye amiral gemimizdir. Ve amiral gemimiz, geliyorum diye uzun süredir sinyal veren ekonomik kriz bombasıyla patlatıldı. Gemimiz su almaya başladı ve hepimiz geminin içindeyiz.

Yaşımız itibariyle patlatılan eski bombaların acısını biliyoruz. Hatırlarsanız, bu günkü Tayip Erdoğan iktidarına giden yolda, rahmetli Ecevit’in DSP’si ile Devlet Bahçelinin MHP’sinin ortak olduğu iktidar döneminde, yine çok daha ağır bir ekonomik kriz içine girmiştik. O zaman bankacılık sistemimiz bu günkü gibi sağlamda değildi. Bir fiske vuruşla ve ekonomimiz yerle bir olmuştu.

O günleri hatırlayınca…

Altın koza şirketinin genel müdürlük görevinden istifa etmiştim ve başkan danışman olarak hizmet etmemi istemişti ve bende kalmıştım. Ancak aradan geçen kısa süre sonra, üretmeden kazanmaya tahammülüm olmadığı için emeklilik dilekçemi vermiştim. Uzatmayalım o ara, küçük bir dükkan bulup, eşimin adına fotokopiişine başlamıştık. Fotokopi makinasını satanlar, bankadan kredi imkânlarını biliyor ve satış yapabilmek için yardımcı oluyorlardı. Biz Ecevit dönemi krizine geldiğimizde, eski makinanın yerine Leasing sistemiyle dövizle borçlanmış ve renkli fotokopi makinası almıştık.

Ecevit dönemi krizle birlikte dolar aldı başını gitti. Ne yapacağımızı şaşırmıştık. Yıllarca çalışıp aldığımız eski reno arabayı hemen sattık. Ardından hayat sigortası aklımıza geldi ve ne kadar ödemişsek, sigortamızı iptal ettirip paramızı geri aldık. Yetmedi tabi, hanıma hediye ettiğimiz ne varsa bozdurduk.

Birileri aymazlık yapıyor, yanındaki yağcı iş bilmez lafazanlara kanıyor, başka ülkelerin himayesine güvenip vatandaşını bir gecede rezil ediyor.

Eski sistemde başbakan yalakaları, yeni sistemde Cumhurbaşkanı yağcıları, kendilerine yer edinebilmek için gaz verip, karar vericilerin hata yapmasına sebep oluyorlar. Bizim ülkemizde iki dudak arası bir demokratik sistem var. Bu sistemde yürütülen siyasi partilerin durumu da bilindiği gibi. Liderin yakın çevresibaşkaları araya girmesin diye o kadar etrafını sarıyorlar ki, liderlerinin ülke gerçeklerini görmesine mani oluyorlar. Sonuç dışardan, içerden bilinen ama, görünmez ellerin organizasyonuyla Türk halkı soyulmaya devam ediliyor. Döviz artışı ile yapılan bence soygundur.

Bir örnek olsun diye anımı anlatayım.

Sayın Aytaç Durak belediye başkanı olunca, ben Selahattin Çolak belediyesinden Genel müdür olarak kalmıştım. Başkan benimle çalışmaya devam edeceğini söyleyince kalmış ve görevime bahsettiğim emekliliğime kadar devam etmiştim. Bir gün telefon geldi ve başkan toplantı yapacak, sizinde gelmenizi istiyor dediler. Konu hakkında her hangi bir bilgi yoktu. Bende gitmek üzere hazırlandım. O ara telefon çaldı, bir başka yönetici, başkanın toplantıdaki beklentisini bilip bilmediğimi sordu. Sonra yine bir telefon ve başka bir bürokrat, başkanın düşüncesini öğrenmemiz ve ona göre cevaplamamız lazım dedi.

Çok şaşırmıştım. Anladım ki, başkanın fikrine yakın duran bürokrat olup, başkanın nezdinde puan kazanmak amacındaydılar.

Toplantıya bende katıldım ve başkan Atatürk parkı içinde olan ve sağlık merkezi olarak kullanılan yer için etrafındaki üst düzey yöneticilerin fikirlerini alıp, karar vermek istiyordu. Her bürokrata sırayla söz verip görüşlerini aldı. Bir türlü farklı görüş gelmiyor ve biraz canı sıkılıyor gibi gelmişti bana. Ben eski yönetimden kalma genel müdür olduğum için, en son bana söz verdi. Benim görüşüm ‘eskinin yenisi olmaz’ şeklindeydi. Daha önce tadilat yapılmış ve masraf edilmiş, ancak istenilen verim olmamıştı. Sadece bir kısmının bırakılarak park içinde sanatsal bir mekân olarak kullanılması düşüncemi söyledim. Aslında başkan tamamen yıkılması taraftarıymış. Hiç unutmadığım başkanın serzenişi olmuştu. Başkan ‘Ben sizin fikirlerinizi anlamaya çalışıyorum, siz lafı eveleyip geveliyorsunuz’ diye toplantıya katılanlara çıkşmıştı.

İşte ülkemizin yönetimindeki açmazların getirdiği yer burası…

Bu açmazları gören yöneticilerdenbir çoğu, etrafındaki kendisini kapatan, yalnızlaştıran, kalabalıklardan kurtulabiliyorlar. Ama bu çözüm değil ki. Çözüm yandaş kayırmacılığıyla ülkenin kaderiyle oynamak değil. Tek adamlık ve iki dudak arası demokrasi hiç değil. Siyasi partilerdeki lider hâkimiyetiyle oluşturulmuş parlementolar olduğu müddetçe, tek adamlık devam ediyor.

Hukuk sistemi özgür ve adil olacak ki, dünya üzerinde güven duyulan bir ülke olarak tartışılmayacağız.

Ya olduğun gibi görün, ya da göründüğün gibi ol…

Mevlana hazretleri ne güzel söylemiş.

Biz ülke olarak nasıl göründüğümüzü biliyor muyuz?

Olduğumuz gibi görünebiliyor muyuz?

İşte yine duvara çarptık. Seksen bir milyon bir ülke ve üzerine birkaç milyon göçle yüklenmişiz. Yıllardır, siyaset arenasında gevezelik peşindeyiz. Sen- ben – o kavgası. Böl, parçala, yönet siyaseti. Sonuçta her şey geniş halk kitlelerinin sırtına biniyor.

Şimdi geçmişte yapılan hatalar ve bu güne gelişimizin, hesaplaşmasını erteleme zamanıdır diye düşünüyorum. Ülke yönetiminde siyasi yandaş döneminin de ertelenmesi ve ülkenin yetiştirdiği kendi dalında önemli değerlerin göreve çağrılması zamanı geldi ve geçmiş durumda.

Ayrıca muhalefette partilerimizin, seçim dönemi tartışmalarını erteleyip, ülkemizin bekası için, somut eylem ve söylemlerle içine düştüğümüz bu açmazlarla dolu krizden çıkmaya katkı koymaları gerekiyor.

Cumhurbaşkanı, tüm siyasi partilerin görüşünü almalıdır. Ülkemize karşı bu yıkıcı uygulamalara, ancak top yekûn bir duruşla karşı koyabiliriz.

Şimdi yapıcı siyaset ve ülkesini seven farlı görüşteki insanların, birlikte mücadele zamanıdır diye düşünüyorum.