ŞİMDİ SINAV ZAMANI

19/12/2018 04:57 2257

 

Yerel seçimlere yüz gün kala siyasetin nabzı yükseliyor.

Siyasi partiler bir yandan ittifak görüşmeleri yaparken, bir yandan da aday belirleme çalışmalarını sürdürüyor.

Ve bizler, başkan ve adamlarının belirlediği adaylar içerisinden birilerini seçmek zorunda bırakılacağız. Sonra da bunun adına demokrasi diyeceğiz!

Kimse bizim aklımızla alay etmesin.

Sermaye çevrelerinin kendi çıkarları için tüm siyasi partiler içerisinde kendilerine yakın isimleri aday göstermek için verdiği mücadele orta yerde dururken; temayül yoklaması, kamuoyu araştırması, anket çalışması diye bizleri oyalayan siyasi parti liderleri ya kendilerini çok kurnaz, ya da bizleri çok aptal sanıyorlar.

“Ülkenin içinde bulunduğu özel durum bunu zorunlu hale getiriyor, zaman çok dar, sağlıksız üye yapısıyla yapılacak önseçimlerden sağlıklı sonuçlar alamayız” türünden gerekçelere artık kimse inanmıyor.

Sandıktan çıkacak bir adaya aklı başında kimsenin karşı çıkması mümkün değilken, aynı kişiyi siz merkezden atama yoluyla aday gösterirseniz, adayın şahsıyla ilgili olmasa da yöntem nedeniyle en azından beklenti içinde olan diğer aday adaylarında bir burukluk ve hatta kimilerinde isyan söz konusu olacak.

Demokratik yöntemlerle kolayca çözebileceğiniz bir sorunu, çözülemez hale getirmenin ne anlamı var?

İktidar partisinde, iktidar olmanın cazibesi nedeniyle adayların koşulsuz biat etmesini anlamak mümkün de muhalefet partilerinde antidemokratik bir yöntem olan merkezden atamaya aday adaylarından, parti tabanından tepki gelmemesini anlamak mümkün değil.

Özellikle de salt seçimi kazanmış olmak adına; parti ilkeleriyle uyuşmayan, ideolojik ve politik hiçbir yakınlığınızın olmadığı potansiyel adayları zorla seçmenlere dayatmanız; hem tabanda onarılmaz kırılmalara neden oluyor, hem de zaten kirlenmiş siyasete toplumda güven tamamen yok oluyor.

İktidar partisi çalışmalarından memnun kalmadığı belediye başkanlarını istifa ettirerek kendince çözüm bulabiliyor. Ya diğer partiler?

Ana Muhalefet partisi CHP de sorunlu bir dolu belediyeye genel merkezin tek bir müdahalesini göremediğimiz gibi, belediye başkanları da nasıl olsa halkın tercihiyle göreve gelmedikleri için hesap verme gereği duymuyorlar.

Ve hatta her şey kendilerinden menkul gibi, partisini ve partilileri küçümseyen, kimi zaman hepten yok sayan, kendi başına buyruk, otoriter tavırlarıyla hem hizmet vermesi gereken kente hem partisine çok büyük zararlar verebilmektedir.

Hele de politik bir duruşu olmayan, ideolojik kaygıları bulunmayan, dışardan ithal adaylar; kendilerini siyasetin ve partinin önüne çıkarıp, kişisel ego ve çıkarları için kullanmaktan geri durmuyorlar.

Somut bir örnek vermek gerekirse, seçildiği günden itibaren Muğla Büyükşehir Belediye Başkanlığına adaylığını açıklayan, Büyükşehir başkanıyla 5 yıl boyunca kavga eden Bodrum Belediye Başkanı CHP Genel Merkezi tarafından yeniden Bodrum Belediye Başkanlığına aday gösterilmek isteniyor.

Şimdi sormak gerekmez mi?

5 yıl boyunca bu kavgayı seyretmekle yetinen CHP üst yönetimi, boşa geçen bunca yıldan sonra nasıl bir değerlendirme yaptı ki kavganın iki tarafını da yeniden aynı görevlere getirmek istiyor?

Kocadon haklıysa niye Osman Gürün’ü atadınız? Üstelik Mehmet Kocadon Muğla Büyükşehir’e aday iken!

Yok eğer Osman Gürün haklıysa, bir beş yıl daha kavga etsinler diye mi Mehmet Kocadon’u yeniden aday yapmaya çalışıyorsunuz?

Şimdi biz kime inanacağız?

“Gerekirse bağımsız olarak seçime girerim ama Muğla’ ya aday olurum, kesinlikle Bodrum’a aday olmam” diyen Kocadon’a mı?

Öte yandan Kocadon aday olmayacak diye ortaya çıkan, aday adayı olan 8 insanın bunca emeği ne olacak? Kendi partisi için hizmet adına ortaya çıkıp mücadele veren 8 kişiyi bir anda silip atarsa, Genel Merkeze nasıl inanacağız?

Kocadon’un adaylığı gündeme geldiğinde hemen geri çekilenlere söyleyecek sözüm yok. Ancak İlçe yönetimi ve diğer aday adayları için artık sınav zamanı.

Her biri bu görevi, en az geçmişte yapanlardan çok daha iyi yapacak birikim ve yeteneğe sahip aday adayları için şimdi dik durma zamanı. İlçe yönetimi de en baştan aldığı kararın arkasında durarak bu sınavdan alnının akıyla çıkmalı diye düşünüyorum.

Aksi halde partilerde ne ilke, ne program kalır. Daha çok kazanma hırsıyla her yöntemi uygun gören şirketlerden farkı kalmaz.