Rahat uyuyabilir miyiz?

17/10/2019 07:15 527

 

 Türkiye Selçuklularının çöküş hikâyesini, Hasan Hüseyin Yüce’nin Derviş Yunus Emre kitabından okurken, ilginç sebepler dikkatimi çekmişti. Bunlardan biri devlet yönetimindeki bölünmeler ve peşi sıra gelen zafiyetlerdi. Oysa Anadolu da Türkiye Selçukluları, o kadar değişken yapıda insan toplulukları olmasına rağmen, düzeni ve uyumu sağlamışlardı. Kurdukları düzen içinde dünyanın her yerinden gelenler, rahatça ticaret yapabiliyor ve oluşan zenginlik de, refah getiriyordu. Ama Moğolların güçlenmesiyle ve ordularıyla ilerlerken önünden kaçan insan toplulukları Anadolu’ya göç etmeye başladılar. Başlangıçta gelenleri uygun biçimde kaynaştırmayı başaran Türkiye Selçukluları, sonra göçlerin devamında, sarsıldı. Bilindiği üzere Moğol ordusu Anadolu’ya girip, yerle bir edip çıktıktan sonra, artık Türkiye Selçuklularının orduları dağılıp, vergi ödemek şartıyla barış yapmalarına rağmen, çöküşten kurtulamamışlardı. 

Göç dalgalarının yansımaları…

Kitaptaki bu bölümü okudum ve özetlemeye çalıştım. Bu gün yaşadıklarımız, tam böyle değil aslında. Ama göç meselesi, denize düşen gök taşları gibi denizi dalgalandırıp, sahile vurunca, sahildeki düzeni yerle bir ediyor. Çaresiz kalmış insanlar, önce vicdanları sızlatıyor. Ne kadar sahiplensen de, yaşam mücadelesinde, her türlü tesire açık vaziyette kalıyorlar. Gittikleri yerde, kendi yaşam kültürlerinde, ne biliyorlarsa onu kurmaya çalışıyorlar. Ülke içinde ülke, şehir içinde farklı kültürlerin yapılandığı şehirler oluşuyor.

Göçle gelen Suriyeliler, ‘Barış pınarı’ harekatının sonucunu, evlerine güvenle dönme umuduyla takip ediyorlar. Yalnız onlar değil, onları misafir edenlerde yorgun düştüler ve onların güvenle evlerine dönmelerini umuyorlar.

Koca Türkiye, 3-5 milyon göçle ne olur ki?

İyi soru değil mi? Kendini dev aynasında görürsen, cevabın ’Bize bir şey olmaz’  olur. Ama koca Türkiye Selçukluları, o kadar zenginliğe ve o zaman ki Anadolu’nun muhteşem topraklarına rağmen, tarihin sahnesinden silinip gitti.

                Valimizle konuşurken, bunları düşündüm. Toplantıya geldiğimde elimde iki Cv. vardı. Biri iki üniversite bitirmiş mimar, diğeri bilişim konusunda uzman bilişimcinin Cv’leriydi elimdekiler. İş arıyorlardı. Son nefeste, ben de elime aldım ve onlara bir umut açmak için sahaya indim. Benim gibi kaç kişi, eğitimli genç işsizlerimiz adına sahada, dost ve tanıdıklarına, iş imkânı var mı diye yollara düştü acaba? 

Adana yatırımları devam ediyor, henüz hepsi üretimde değiller…

Çukurova toprağının % 65 oranı sulanıyor. Valimiz %20 daha sulanabilir olması için çalışmalar yaptığını söyledi. Ceyhan ihtisas bölgesi yatırımları devam ediyor. Kimya Organize sanayi bölgesi umut vaat ediyor. Sera ORG gerçekten çok önemli ve katma değeri yüksek ürünlere bu sayede ulaşmak mümkün olacak. Patenti alınmamış onca ürün var ve bunların 32 adedi için patent alınmış.

                Daha birçok yatırım düşüncesi var ama hiçbiri henüz yıllardır beklediğimiz, bol istihdam yaratan güzel günleri bize bir türlü getiremedi. Geçmişten bu güne, bildiğimiz büyük Adanalı holdinglerimiz birer birer, Torosların ardına gidiyorlar.

Madalyonun öbür yüzü de var…

Valimize uzun bir Adana anlatımıyla sorumu sordum. O da ‘Bütün bu projeler bittiğinde,  Adana sıçrama yapacak’ şeklinde cevap verdi.

                Madalyonun bir yüzünde gelecek umutları varken, öbür yüzünde sıkıntılar var. Ülkemiz hemen sınırlarında oluşan riskleri ortadan kaldırmaya çalışıyor. Mehmetçikler, elleri tetikte canları pahasına operasyon yaparken, ‘Sizler rahat uyuyun’ diye bizlere bir de, moral veriyorlar. Yıllar önce Kıbrıs’ta, Rumlar katliam yaparken, Mehmetçik yine bu kez Kıbrıslı soydaşlarımız için kanını dökmüştü. Bu gün o Kıbrıs’ın Cumhurbaşkanı bizi eleştiriyor. Filistinli kardeşlerimiz, her gün andığımız, hallerine ağladığımız, din kardeşlerimiz, sıra bize gelince, nasıl da çekimser kalıyorlar.

İnsan şöyle düşünüyor; Türkiye’mizin her yeri düzgünde Adana mı, sadece sorunlu? 

                Hani biz her seferinde Adanalılıkta birleşelim deriz ya, bu kez, tüm ülkemizin insanlarının saflarını sıkılaştırması lazım. Bırakın sen- ben kavgasını! Emperyalist güçlerle yol alanlar, hiç ummadıkları anda, kendilerini açıkta buluyorlar.

 Tüm farklılıklarımıza rağmen, bize bizden başka dost yok be kardeşim.