PROJE İMAMOĞLU (!) RUM İMAMOĞLU (!)

11/06/2019 23:41 1352

Kaldı mı daha fazla linç, yetti mi gari bu psikolojik şiddet…

Nasıl anlatsam? Nereden başlasam?

Sizler gibi ben de hem bir siyasetçi, hem  bir vatandaş olarak Sayın Ekrem İmamoğlu’nu izliyorum aday olduğu ilk günden bu yana heyecanla… İlk televizyon röportajlarında açıkladığı şehircilik projelerini, konunun uzman akademisyeni olarak takip ettim detaylıca, hayranlıkla izledim her projesindeki vizyonu, ulaşımdan alt yapıya, çevreden planlamaya. ‘İşte bu’ dedim ‘bu’, vizyoner, akılcı, metropoliten ölçekte ekonomik küçük projelerle büyük işler, büyük düşünceler… İstanbul’u hakkettiği yere taşıyacak, İstanbulluya nefes aldıracak, ormanlarını yağmalatmayacak, yeraltı sularını koruyarak gelecek nesillere hayat verecek, sevgisiyle ekolojik sistemdeki her canlıyı yaşatacak, demokrasi olgusu ile katılımcı belediyeciliği hayata geçirecek. İstanbul’un önemli kararlarını, İstanbullu ile alacak ve yaşanabilir bir kente imza atacak, Dünya’nın en güzel coğrafyasına yakışır bir şekilde. Çok heyecanlandım, bu vizyonla, bu kararlılıkla gelen başkanın, aurasından aldığım enerjiyle.

Başka ne mi gördüm Sayın İmamoğlu’nda? Akıllara ziyan sükunet ve sağlam bir psikoloji gördüm, çoğu insanda birazcık ta olsa bulunabilen narsisim den hiçte payını almamış sıfır ego gördüm. Ve sevgi hissettim yüreğimde, onu seven milyonlar gibi. Bir liderde olması gereken her vasıf sanki sentezlenmiş bünyesinde akıl ve zekayı da harmanlayarak. Yoksa katlanabilir miydi bu kadar iftiraya ve siyasi linçe.  Malum medya el ele tutuştu, ne Rumluğunu bıraktı, ne küresel projeliğini , ne de teröristlerin işbirlikçisi olduğunu… Taş olsa çatlardı orta yerinden, ama bozmadı sükunetini, halel getirmedi efendiliğine. Yetmedi VIP salonlarına alınmadı, tüm Karadeniz sel olmuşken arkasında.

Farz edelim ki İmamoğlu VIP listesinde değildir. VIP kuralları gayet basittir. Eğer bir bakan, bir milletvekili, bir vali, bir rektör makam sahibi olarak uçuyor ise, mahiyetinde ekip arkadaşlarını alabilir VIP geçişe. Eğer makam sahibi kendisi olmadan,  eşi ve çocukları kullanıyorsa VIP hizmet hakkını mahiyetlerinde kimseyi geçiremezler (ki bu kural bile çoğu zaman esnetilir). İmamoğlu’nun heyetinde milletvekilleri vardır ve dolayısıyla, kendi makam hakkı yoksa bile yanındaki milletvekillerinin mahiyetinde geçiş hakkı vardır ve bu konu bu kadar basittir. Ordu-Giresun Havalimanında kasıtlı engellenmiştir VIP geçişi. Karşılaştığı inanılmaz öngörülemeyen sevgi seli ile ilçe ilçe miting yapmak durumunda kaldığı Karadeniz gezisi bitiminde yaşadığı insan üstü yorgunluğun üzerine karşılaştığı psikolojik şiddet ile sinir sistemi test edilmiştir. Sayın İmamoğlu buna rağmen krizi yönetmiştir, bir halk kavgasına ve kaosa fırsat vermeden.  Uhuletle ve suhuletle partilileri ve halkı yatıştırarak VIP salondan çıkmaya ikna etmiş ve diğer halka açık terminallerden giriş yapmıştır hiç gocunmadan. İlgili amatör ve profesyonel tüm videoları titizlikle izleyip incelediğim için rahatça yazabiliyorum. Ağzından spontan çıkan tek bir istemsiz tepkisel kelime cımbızlanmıştır büyük bir özenle.  Haksızlıklara dayanamayan ruhum dayanamadı susmaya, kendi ülkemizde konuşmaktan korkar hale geldiğimiz bugünlerde…

Okan Müderrisoğlu  “CHP'nin adayı, Ekrem İmamoğlu 10 yılın sonunda üretilen "karma özellikli proje aday!" Ne demek bu? Kökleri sağda ama dalları solda, Atatürk'ü de biliyor, caminin yolunu da (!) Bir eli Türk milliyetçilerinde diğer eli HDP çizgisindeki Kürtlerde...Trabzonlu ama İstanbullu. Sakin güç izlenimli lakin asabi. Güya hesap soran ama hesap vermesi beklenmeyen...” sözleri ile   gazetesinde kaleme aldığı yazısında  Sayın İmamoğlu’nu infaz etmiş kendi darağacında.

Soruyorum Sayın Müderrisoğlu’na… hem Atatürkçü olup hem camiye gitmek suç mudur, günah mıdır? Cami’ye gitmek sadece belli bir kesimin mi tek elindedir ayrıştırdığınız Türkiye’de? Bu ifadeniz ile sadece İmamoğlu’na değil Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e de hakaret ediyorsunuz, cami tezatında ima ettiğiniz subliminal mesaj ile. Ayrıca toplumun tüm kesimlerini sağcı-solcu, mavi gözlü-kahverengi gözlü diye ayrıştırmadan kucaklamak ve hizmet götürmek bir belediye başkanının asli sorumluğu ve görevi değil midir? Hem Trabzonlu, hem İstanbullu olmak suç mudur? Şimdi de mikro milliyetçilik ile kentlerimizi mi ayrıştıralım, ayrıştıra ayrıştıra bitiremediğimiz ülkemizde.  Zira İstanbul, her kentimizden insanımızın göç edip yaşadığı küçük bir Türkiye’dir demografik olarak. İstanbul; Adana olmuştur, Van olmuştur, Elazığ olmuştur, Edirne, Tekirdağ, Diyarbakır olmuştur. El insaf deyin ve tekrar düşünün derim, el insaf.

Yazımı sonlandırırken son bir anekdot eklemek istiyorum çok sevgili Volkan Ağabey’in affına sığınarak (CHP Trabzon önceki milletvekillerinden ve Trabzon önceki Belediye Başkanlarından Volkan Canalioğlu). Sayın İmamoğlu’nu Beylikdüzü Belediye Başkanı aday adaylığı sürecine dahil olmasını ısrarla öneren ve destekleyen en önemli isimlerden birisidir Volkan Ağabey. Hatta o dönem Sayın Gürsel Tekin’in de önerdiği başka bir aday adayı ile yarışmıştı parti kurullarında Sayın İmamoğlu. Eğer bir projenin parçası olsaydı bu kadar siyasi yarış ve çabaya gerek kalmazdı, doğrudan aday yapılırdı rakip tanımaksızın, tanıtmaksızın. Yani Sayın Müderrisoğlu, her siyasi partide olduğu gibi işleyen basit bir süreçti  bugünlere geliş.  Biz CHP’li dostların sohbetlerinden tanık olduk küresel proje olmayan bu adaylık yarışının başlangıcına o günlerden bugünlere.

Ve Sevgili EKREM İMAMOĞLU, Türk Milleti seni sevdi… bağrına bastı… yüreğine aldı… ve İstanbul’u çoktan verdi gönlünde… adaletin ile, bilgin ile, donanımın ile, tüm insani sevgin ve sevecenliğin ile yönet diye… Ve sen kazanacaksın ve yöneteceksin Dünya Kentimizi en adaletlisinden, karıncanın dahi hakkını koruyarak…

YOLUN AÇIK OLSUN… KİM TUTAR SENİ BU SEVGİ SELİNDE….  X KUŞAĞI, Y KUŞAĞI, Z KUŞAĞI ARDINDA… KOŞARAK GELİYOR SANA.

Sevgiyle kalın…