PERDE ve EKRAN

01/08/2019 03:49 504

 

İnsan yaşamının iki vazgeçilmezi; ‘Perde ve Ekran’...Perde hayatımıza daha önce girdi ama ekran, hayatımıza geç girmesine rağmen, rahatlıkla söyleyebiliriz ki, perdeyi geçti…

Yaşamımızın sosyal ve kültürel aktive ile tamamlanan bölümü, şüphesiz ki bizim için çok önemli.

İnsanlar bir film seyrederken ön yargılımı seyreder diye hep düşünmüşümdür. Çocukken film seyretmeye bayılırdım. O dönemler de daha ziyade Türk Filmi seyredilirdi. Filmde iki kişi kavga eder, hatta komedi filmlerinde bile… Alsaray sineması, Sun sineması, Erciyes sineması gibi kaliteli sinemalar vardı. Lorel ve Hardy komedi filmi o zamanlar meşhurdu ve bu sinemalarda oynanıyordu. Erciyes’te localar vardı. Locadan seyretmek bir başka zevkti. Film komedi türü bir kurgu idi ve bol miktarda bir birine tokat atan bir zayıf diğeri ise aşırı şişman iki kişinin 1946-7 li senelerde çekilmiş bir filmi idi . Şişmanı diğerine bir tokat atıyor, zayıfı ise yerlerde yuvarlanıyor, ben ise o sahnelerde duygulanıyordum. Hatta yer yer ağlayanların sessiz çığlıklarını duyuyordum. Demek ki, olaya duygusal yaklaşan, sadece ben değildim. Sinemada ise herkes gülmekten kırılıyordu. Bu feryat figan hallerde , filmi yarıda bırakıp çıkanlar da oluyordu. Büyükler çıkışta kızarlardı; ‘’ Senin yüzünden bir film seyredemedik’’ diye…

Bu durum , Üniversite yıllarıma kadar devam etmişti. Arkadaşlar la toplanır, o sinemaya gidelim, bu sinemaya gidelim diye aramız da konuşurduk. En çok ta komedi filmlerine gitmeyi tercih ederdik. Bir keresinde unutup, ‘ Bir Aşk Hikayesi yani ‘Love Story‘ adlı bir esere gitmiştik. Film boyunca gözlerimiz ağlamaktan kızarmıştı. Birde komedi diye ‘’ Tatlı Kaçık’’ adlı bir tiyatro eserine gitmiştik. Nevra Serezli’nin oynadığı. Son sahnede herkes başladı kahkahalarla gülmeye, orada da durduk yere duygulanmıştık…

Bekarlığa veda edip, evlendikten sonra da eşimle sinemaya gitmeye, film seyretme devam ettim. Bilhassa dönemin yazlık sinemaları bir başka hava katardı zevkimize. Uzun seneler sonrası eşimin çok ısrarı ile bir Türk filmine gittik. Film bir baba ve oğul arasındaki duygusal yaşamı anlatıyordu. Benim bu tür filmlerde duygusallaştığımı bilen eşimin, film seyretmeye bir tomar selpak mendille geldiğini sonradan anladım. Dakika başı bana bir mendil uzatarak gözlerimden akanları silmeme yardım etti. Aradan geçen yıllar çok şeyi değiştirdi. Artık eskisi gibi sık film seyretmiyorum. Nedeni ise, dünya ve ülkedeki durum. Dünya ya gelişle başlayan ağlama, ne yazık ki giderek dozunu artırarak devam ediyor. Gelirken ağlamaya başlıyoruz. Taa gidene dek de ağlıyoruz. Bu nedenle ben, beni neşelendirecek konuları seyretmeye gayret ediyorum. Stres ve üzüntüye yol açan filmlerden, uzak duruyorum.

Günlerdir hatta aylardır Türkiye’nin gündemini meşgul eden İstanbul belediye başkanlığı seçimlerinde ve bunun yenilenmesi konusunda ki dönem de bunu yaşadık. Tamamen seçime odaklanan toplumun ve siyasilerin hallerini görünce, ne kadar haklı olduğumuz anladım. Bu süreçte Ekonomi ile dahi doğru dürüst ilgilenilmedi diyebiliriz. Enflasyon tavan yapmış, işsizlik almış başını gidiyor, kimsenin umurunda bile değil, kimseyi ilgilendirmiyor adeta… Genç nüfusta işsizlik oranın % 23 e dayanmış olmasının son derece tehlikeli olduğunun farkında bile değiller.

Senelerdir siyasi seçimlerin, belirli düzeyde ve belirli bir ahlak seviyesinde cereyan etmesini bütün toplum arzu etmekteydi. 23 Haziran seçimi öncesi, bir Pazar günü, ayrı partilerin desteklediği, iki rakip aday arasında çeşitli soruların sorulduğu bir ekran programını hepimiz izledik. Gönül isterdi ki İstanbul için göreve talip bütün başkan adayları bu programda konuşsaydı diye düşünmüştüm, ancak başı çekecek olan 2 adayın bu programda olması uygun görülmüştü. Sorular ve cevapların dışında her iki adayın konuşma ve dinleme adabı konusundaki davranışları, dinleyiciler tarafından değerlendirildiğini düşünmekteyim. Birinin diğerine hakaret edercesine ‘Yalan Söylüyorsun’ demesini bile hoş gören terbiyeli bir genç nesil izledik. Sayıştay raporlarını bile okuyan, değerlendiren bir adayın öne çıkması, Metropol şehirde yaşayan yurdum insanlarını ümitlendirdiğine inanmaktayım.

Bu programı sonuna kadar izledim. Her ikisini de ön yargısız dikkatle dinledim ve her şeyin çok güzel olacağını düşündüm. Demek ki kalite ve seviye düşürülmezse ( geneli iyi idi) program ilgi çekici olabiliyor, izlenmesi hem zevk veriyor, hem de umut..

İşte bu nokta da ekran, perdeye galip geliyor.

SON SÖZ:’’ PERDE GEÇMİŞİ, EKRAN ANI YANSITIR.’’