Pazar avareliği

09/05/2019 23:35 1863

 

 

Bu gece Pazar ve benim haftanın salı yazısını göndermem gerekiyordu gazeteye. Ama unuttum. Yazılarımı hep son dakika baskıya yetiştirdiğim için, bugün de yazmayı unuttuğum için, özür dilerim.   Bu haftaki yazıyı ruhuma bıraktım ben de çekinmeden, umarım beni mahcup etmez, çünkü okurlarıma da yüzüm yoktu köşemi boş bırakacak. Ben de beni yazdım, elimdeki en kolayını.

İyi Parti kurulduğundan bu yana belki de ilk kez, kendimle kendime ayırmak istedim bu pazarı cömertçe, boşlukta olmak istedim avarece. Şımartmak istedim kendimi, şımarmak istedim kendimle…

Ankara Üniversitesi’ndeki protokol grubu master dersimi yaptım sabah büyük bir özenle, öğrencilerimi özlemle. Sevdiğim bir dost davetine gittim sonra kahvaltıya büyük bir keyifle, kadınca sohbetlerde ruhumu tazeledim, ciddiyetten uzak, siyasetten uzak, akademiden uzak. Ruh bu belli mi olur ne zaman ne isteyeceği, boşluk istedi bu gün, koca bir boşluk, kara delik gibi derin ama hafif, yenmiş yerçekimini zaferle uçarak havada.

Sadece güzelliklerine dair hayatın, suya sabuna dokunmayan, bahar tazeliğinde hafif sohbetleri özlemiş gönlüm içilen kahvelerin eşliğinde… ben de gönlümü eyledim  bugün Pazar avareliğinde…

Devamında yüzmek istedi gönül hidroterapi niyetine… serotoninin keyfinde. Dinledim usul usul ruhumu hiç ikiletmeden. Akşam da boş bir dizi keyfi ile tamamlanınca gün, gazeteyi unuttum, haftanın iş programını unuttum, hayatı unuttum. Affet beni Sefa’cım, her hafta baskıya seni beklettiğim için, bazı haftalarda yazı yetiştiremediğim için.

Bu hafta da böyle geçsin dedim, kaygılardan uzak, endişelerden ırak…

Biz insanlara dair değil midir? kaygılar, korkular, endişeler. Hiç ölmeyecekmiş gibi endişe ederiz hayattan, gelecekten… Oysa yolun yarısını geçmedik mi çoktan. Neyin yarışı bu, neyin hırsı dünyalığımıza dair. Kendimi de koyuyorum elbet bu serzenişe… Hep bir beklenti, sonu yakın sonsuzluğa .

Proje yetişecek mi? Oğlum sınavı kazanacak mı? Kızım TUS’u alacak mı? Terfi edecek miyim? Makam kapacak mıyım? Aday gösterilecek miyim? İhaleyi alacak mıyım? Onsuz ne yaparım? Bensiz ne yapar? Bu iş bitsin sonra, emekli olayım sonra, terfi edeyim sonra. Bitmez acabalar, sonralar hayat bitinceye kadar, eğer biz bitirmez isek beynimizde, zihnimizde.

Hayat yolun sonunda değil, yolda güzeldir. Yaşam sonuçta değil, süreçte güzeldir. Bırakalım beklemeyi mutlu sonları. Mutluluğu yolda yaşatalım kendimize, şımartalım kendimizi, özgürleştirelim ruhumuzu beklentisizce. Ne kadar az beklenti o kadar çok mutluluk, ne kadar çok beklenti o kadar hiç mutluluk.

 ‘İnsan ne ile yaşar’ demiş Tolstoy aynı adlı kitabında ve özetlemiş hiç de ihtiyacımız olmayan tüm hırslarımızı.

‘Hayat bir uykudur, ölünce uyanır insan, sen erken davran ölmeden önce uyan’ demiş Hz. Mevlana. Uyanalım ki bırakalım kaygıları, korkuları, endişeleri, kavgaları…  Bırakalım geleceği; gelecek, gelecekte kalsın. Biz bu günde olalım, bu anda, bu saniyede, şimdide, sevgide. Ne geçmişte, ne gelecekte. Unutalım geçmişteki pişmanlıkları, yaşanacak deneyimdi diyelim, öğretilerini sevelim. Affedelim geçmişte kalan üzeni, üzüleni… Kendimizi de affedelim unutmadan, unutturmadan. Bırakalım keşkeleri, bakalım önümüze. Rabbim neylediyse güzel eylemiştir. Teslim olalım ona açmazlarımızda, çıkmazlarımızda. Bilelim hep koruyup kolladığını, bilelim ki korkmayalım onun yarattıklarından, ürkmeyelim fanilerden. Cesur olalım Tanrı’nın içimize koyduğu ışığın aydınlığında, bırakalım yarınların korkusunu. Bugünlerin mutluluklarında var olalım tasasızca. Yarını yarın geldiğinde karşılayalım huzurla.

Ne olabileceklerle huzursuz etmeyelim ruhumuzu, olasılıklarla işkence etmeyelim bedenimize. Ya olmazsa tüm endişeler? ya gerçekleşmezse tüm kaygılar? Zehir etmeyelim hayatı kendimize, dünyamıza. Bugünün keyfini çıkaralım yarından korkmadan. Bugün mutluyuz, yarını yarın düşünürüz.

Ben de öyle yaptım bu Pazar,  hafifledim huzurun derin koynunda, saf mutluluğun rüzgarında…

Size de tavsiye ederim yaşamla tango’yu…

Pişman olmazsınız!!

Sağlıkla olun, sevgiyle kalın.