OSMANLI 4

21/01/2019 03:57 1477

Osmanlı serimize, genel bir vurgulama ile son vereceğiz. 3 makale yazdığımız serimizin konusu Osmanlı olunca elbette ilgi çekecekti. Belki daha fazla yazmak gerekir. Ancak, şimdilik burada noktalayacağız.    

Her şeyden önce şunu söylemeliyim. Tarih, bize, diyor ki; “bir devlette, devleti oluşturan milletle, o devletin yönetim kadrosunu özdeş tutmayalım.” Özellikle, katılımcı parlamenter sistemin uygulanmadığı ülkelerde, tarihin bu söylediğini göz önüne almalıyız. 

Bu konu o kadar önemli ki, eğer bu konuyu göz önüne almaz isek, yanlışlıklara düşmek, farklı yorumlara gitmek işten bile değil. Çünkü, devletin yönetim kadrosu geçicidir, şahsîdir. Diğer bir ifade ile, baştaki yöneticinin çapına, kişiliğine, düşüncesine göre bir yönetim şekli oluşur. Yönetim anlamında kurumsallaşma, tek kişilik yönetimlerde bir yere kadar işlevini yapmaktadır.

Bu anlattığımız konu, Osmanlı için uygulandığında, çok açık ve net sonuçlara ulaşıyoruz.

Neden?

Çünkü, Osmanlı Devletimiz, kişilere göre şekil almış, o saray içi ve dışı bürokratik yapı, kurumsal idarî yapı, padişaha göre şekil almış, çok büyük ölçüde onun kararları ile yönlenmiştir.

Bu işin yönetim yönü.

Benim, asıl üzerinde durmak istediğim ise, bir başka yön.

Tamamen kişiye bağlı yürüyen bir yönetim şekli varken, bir de, devleti oluşturan millet var. Osmanlı’da, devletin kurucu ve aslî unsuru Türk Milleti’dir. Aynı şekilde, Selçuklu Devleti’nin dekurucu ve aslî unsuru Türk Milleti’dir. Birbirinin devamı olan bu iki devletin toplumu aynı insanlardan oluşmuştur.

Türk Milleti, yönetim kadrolarında ne olursa olsun, kendi benliğini, kendi özelliğini korumuştur. Yönetim kadrolarında, hatta yönetimin en tepesinde kim olursa olsun, hangi özelliğe sahip olursa olsun, kendi dil yapısını, kendi tarihî gelenek ve göreneklerini, kendi tarihî özelliklerini korumak adına olağanüstü gayret göstermiştir.

Bu durumun en açık göstergesi dil konusudur. Selçuklu’da yönetim kadrosu, Farsçayı adeta anadil olarak kullanma durumlarına rağmen, insanımız, Türkçesini bozmamış ve devam ettirmiştir. Dil konusunu Osmanlı’da daha net görüyoruz. Çünkü, adına Osmanlıca denen, Farsça, Arapça ağırlıklı ve içinde çok az da Türkçe olan bir dil, sarayda kullanılmasına rağmen Türk insanı yine Türkçesini korumuştur, tıpkı Selçuklu döneminde olduğu gibi.

Bu nedenle, bir devlette, yönetim kadrosu ile devletin aslî unsuru arasında, özellikle, tek kişilik yönetim şekillerinde, farklı bakmak gerektir. Tek kişilik yönetimlerde, o tek kişinin özelliği yönetimi etkilemekte ve yönetim şeklini belirlemektedir. O tek kişi, kurucu ve aslî unsura rağmen yönetmeye kalktığında ise, aslî unsur direnç göstermektedir. Bu direnç konusu, Osmanlı döneminde Celalî İsyanları adı verilen, aslında bir Türkmen İsyanı olan kalkışmada bariz bir şekilde görülmektedir.

Diyeceğim odur ki, Osmanlı dönemi Padişahlarını değerlendirirken, bu tepe yöneticilerimizin özelliklerini, kişiliklerini, aile yapılarını elbette bilelim. Ancak, kişilerin geçici olduğunu, kalıcı olanın devleti oluşturan toplum olduğunu unutmayalım.

Neden?

Çünkü, eğer insanımızın özellikleri her şeye rağmen ayakta olmasaydı, ÇANAKKALE GEÇİLİRDİ. Ama daha da önemlisi, MİLLÎ MÜCADELE olamazdı.

Bu anlayışı, bugün de unutmadan YÜRÜMELİYİZ ve HER ŞEYE RAĞMEN.