MEVSİMLİK İŞÇİLERİN DRAMI

23/09/2019 22:33 624

 

Ülkemizin kanayan bir sosyal yarasıdır, mevsimlik işçilik. Neden kanayan yaradır sorusuna gelince;

Bir kere. Adı üstünde,  ‘Mevsimlik İşçi’ yani belirli bir dönem için, çalışan kişi. İşi, sürekli değil, süreli bir iştir. Başta Çukurova Bölgesi olmak üzere, Söke Ovasından, Manisa’ya,

Adapazarı’ndan Karadeniz’e kadar, geniş bir coğrafya da, mevsimsel çalışırlar. Çukurova ve Söke, İzmir yöresinde, pamuk toplarken, Manisa Akhisar yöresinde üzüm, Balıkesir Edremit tarafında zeytin, Zonguldak’tan Ordu, Giresun’ kadar olan yörede, Fındık, Rize yöresinde Çay, Trakya da  Üzüm hasat ederler. Ortalama süre; 2-4 ay arasıdır. Ancak, bir göçebe gibi yaşayan bu mevsimlik işçilerin, barınma, eğitim, sağlık,  güvenlik, hijyen gibi sorunları, yürek yakan  cinstendir. Derme çatma kulübelerde, naylon çadırlarda, eskimiş, paslı tenekeden mamul barakalarda kalırlar. Doğru dürüst içme suları dahi yoktur. Genel de Nisan ayında başlayıp Ekim ayında sona eren bu göçebe hayatı süresinde pek çok sıkıntıya göğüs gererler. Sırf, üç beş kuruş kazanıp, kış mevsiminde bir nebze rahat etmek için. Çünkü ikamet ettikleri köy, kasaba ve şehirde iş yoktur. Mecburen diğer illere giderler…Ne yazık ki, insan haysiyet ve onuruna yakışmayacak koşullarda, çalışmak durumunda kalırlar.

Özellikle yaz aylarında yazılı ve sanal medyada mevsimlik işçilerin dramları hakkında on binlerce haber yayınlanır, görsel sanatlara konu olur ve ağıtlar yakılır.

Ancak, anılan yayınlarda konunun neden-sonuç ilişkilerine değinen yaklaşımlar ya çok cılızdır ya da egemenler tarafından görülmez.

Mevsimlik işçileri yaratan neden; bir zamanların meşhur banka reklamı, ”Yok Birbirinden Farkımız, Hepimiz Osmanlı Bankasıyız” dercesine, bütün partiler tarafından göz ardı edilir.

Neredeyse medya da aynı görünümdedir.

Konunun, temelinde, emek-sermaye çelişkisi bağlamında feodalitenin, bir başka deyişle özellikle Güneydoğu ve Doğu Anadolu Bölgesindeki ağalıkla bağlantılı yanı ihmal edilir. Üstelik ağalık düzeni, terör sorununun da ekonomik kaynağıdır.

Bilindiği üzere, Cumhuriyet’in ilanıyla birlikte M Kemal Atatürk’ün bütün istemlerine koşut olarak, çeşitli dönemlerde toprak dağıtımı temelli reformlar yapılmıştı. Konu önemli ölçüde 60’lı yıllardan sonra da, Türkiye’nin önemli gündem maddesi olmuş ve bu amaçla Toprak Reformu Müsteşarlığı bile kurulmuştu. Ancak, toprağı işleyecek gerekli donatımlardan yoksun bırakılan köylü, devletin verdiği toprakları değerlendirip işleyememiş ve  yine ağalara satarak, topraklarını kaybetmişti.

Toprak Reformu konusu,12 Eylül 1980 Amerika destekli askeri darbesiyle gündemden kaldırılmıştı. Belki anımsayanlar olabilir; 12 Eylül’cüler hazırladıkları anayasa desteği için, Güneydoğu ve Doğu Anadolu Bölgesi’ndeki ağaları televizyon kanallarında konuk bile etmişlerdi.

Özetle; Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Güneydoğu’da feodal sisteme yenik düşmüştür. Toprakları elinde tutan ağalık düzeni, kendi hukukunu da oluşturmuş, devlet bölgede zaman zaman egemenliğini kayıp eder duruma düşmüştür.

Bu bağlamda, siyaset sahnesinde tek parti iktidarından tutun, çok partili dönem de dâhil, günümüzde de siyasi partilerden milletvekili olmuş, çok sayıda aşiret reisi, ağa ve şeyh görebilirsiniz.

Sözgelişi,24 Eylül 2009 tarihli bir haberde, şimdiye dek ağalık sisteminin düzene sağladığı yararlarını anımsatan aşiret, ağa ve şeyh kökenli milletvekillerinin yanı sıra, Güneydoğu ve Doğu Anadolu Bölgesi’nde ortaya çıkan terör sorununun ağalık düzeninden olmadığını savunan yazarların olduğu da belirtiyordu.(http://haber.sol.org.tr/devlet-ve-siyaset/agalik-duzeni-isteruk-haberi-18427)

Mevsimlik işçilik, bölgedeki yoksulluğun giderek derinleşmesinin bir sonucu. Bölgede karnını doyuramayan yoksul köylüler, uygun olmayan koşullarda bile geçimlerini ,Türkiye’nin başka ilerinde arıyorlar.

Tekrarlayalım, Güneydoğu ve Doğu Anadolu sorununun kökeninde, bölgenin feodal yapısı ve geri kalmışlık sorunu vardır. Sorun, aynı zamanda ayrılıkçı hareket tarafından kullanılıyor.

Bu durum, işsizlik ve de yoksulluğu yaratıyor. İşsizlik;  topraksızlık, toprak yetersizliği ve bölgedeki sanayi ve hizmet sektörünün eksikliğinden besleniyor.

Soruna çözüm yollarının aranmasında, ekonomik yapı, bir başka deyişle üretim biçimi ve ilişkileri temel alınmalı. Bu bağlamda öncelikle üzerinde politika yapılan yöre insanlarının seslerine de kulak verilmeli.

Çözümün birinci ayağı; “Sosyal Devlet İlkesinin’’  gerçekleştirilmesi.  Ve Bölgede “Sosyal Devlet İlkesinin gerçekleştirilmesidir; Bunun için:

* Kalıcı bir toprak reformunun yapılması,

* Toprak reformu ile birlikte çiftçilerin kooperatif örgütlenmesini egemen kılınması,

* Kamu yönlendiriciliği ve egemenliğinde tarımsal sanayinin kurulmasından geçiyor.

Mevsimlik İşçiler İçin, Timsah Gözyaşları dökmek yerine, gerçeği görmenin zamanı gelmişte, geçmek üzeredir.

SON SÖZ: ‘’ İNSAN, HER KOŞULDA İNSANDIR ve YAŞAM HAKKINA SAHİPTİR.’’