MASADAKİ ABD

09/09/2019 02:53 855

 

Amerikalı Evanjeliklerle masaya oturanlar, ister siyasetçi, ister diplomat, ister asker, ister tüccar, akademisyen, STK temsilcisi olsunlar, önce kiminle masaya oturduklarını bilmeleri gerekir. Bunun nedenlerini kısaca özetlemeye çalışacağız. Çünkü, rakibini ya da engelini ne kadar iyi tanırsan, o kadar sonuç odaklı olursun. Aksi takdirde telafisi mümkün olmayan yollara girebilirsiniz. Bilmemek, tanımamak çok büyük bir eksiklik ve zaaftır, zayıflıktır.

Çarşamba günü, önemine binaen, bu konuya değineceğiz.

Kimilerine göre, karşılarındaki, “İnsan kılıklı bir Şeytandan’’ başka birisi değildir. Onlar ise kendilerini, “Tanrının Krallığının yeryüzündeki temsilcisi” olarak gösterebilir, “Tanrının kılıcı”, “Tanrının gölgesi”, “Tanrının partisi”. “Tanrıyı kıyamete zorlamak” gibi bir misyon da üstlenebilirler. “Tanrıları ile güreşebilirler”. Başlarındaki yönetici “Tanrı tarafından seçilmiş biri” olduğu için ona mutlak itaat gerekir, çünkü tasarruflarında özgür ve yanılmazdır. Yani “Tanrısal bir masumiyet ve bağışlanma” imtiyazının sahibidirler.

Bizdeki “Hizbullah”, “Seyfullah”, “Zıllullah” isimlerinin haddi aşan bir ölçüde kullanılarak “Mücessem ve müşahhas” hale geldiğini düşünün,…İşte öyle bir şey. Aynı şekilde, bizdeki “Allah’ın rızasının tecellisinin vesilesi olmak”, “Allah’ın bizim elimizle zalimleri cezalandırmak ve mazlumlara yardım etmek istemesini” dini bir görev, ahlaki bir sorumluluk ötesinde hiyerarşik ve birileri ile doğrudan ilişkilendirilmiş bir misyon yüklemesi olarak düşünün, işte böyle bir şey.

Osmanlıdaki, Lale devri sonrası, tebasına “kullarım” diye hitabeden sapmayı düşünün… !!! İşte öyle bir şey. Oysa sahih gelenekte, “Kula kulluk yoktur”. Ama ‘Efendilerimiz’ (!) huzurlarında bizden “musalla taşında meyyid” gibi olmamızı istemektedirler. FETÖ, İŞID, Husiler, Hizbullah tartışmaları, aslında bizde bu çerçevede ortaya çıkan tartışmalardır.

Bakın, Şeytan belli bir zaman ve belli bir mekana hapsedilmiş değil. Hz. İbrahim’e nerede geldi? Ya da Hz. Yakub’a Hz. Eyyub’a… Şeytan hep Siyonistlerle, Evanjeliklerle, LBGT’lilerle, ateistlerle olacak değil elbette. Bütün tecrübesi ve hileleri ile gelip aramızda dolaşıp, kulağımıza fısıldayacak nefsimize gelip kurulacaktır. Onun için dikkatli olalım, her daim!

Netflix’de Amerikan yapımı bir belgesel var. 50 dakikalık, 5 bölümlük bir dizi: Family! Evanjelikleri anlatıyor. Özellikle bu Amerikalılarla teması olanlar mutlaka izlemeli bu diziyi. Ha! Bu arada, bunlar da “Cinsiyet eşitliğine’’ karşılar. Yahudi olmadıkları halde Siyonist bir toplulukturlar. Bu arada “İsevi Müslüman” ya da “Siyonist Müslüman” prototipine, aramızdaki en uygun hareket olarak “Gülen hareketi” gözüküyor. Yani onlar da “Aramızdaki Evanjelikler” olmuş oluyor. Onun için başları sıkışınca ABD’ye kaçtılar.

Evanjelizm, “kutsal kitaba/Müjdeleyen habere yönelmek” demek. Yunanca dedikleri dilde “iyi haber” ve/veya “müjde” anlamına gelen “evangelion”dan üretilmiştir. Bu isim ilk kez kilise reformunu savunan Luther ve arkadaşları için kullanılmıştır. Bunlar Tora da ki İsrail oğullarının üstün ve “Tanrı’nın Seçilmiş Halkı” olduğuna inanırlar ve bunun sonucu olarak Filistin topraklarının münhasıran onlara Tanrı tarafından vaad edildiğini savunurlar. Yahudilikteki “Meşiah” inancının Hz. İsa’nın geri dönüşü ile karşılık bulacağına ve Hz. İsa’nın kendilerini birleştirerek yeryüzünde altın bir çağın başlayacağına inanırlar. Meşiah inancının en önemli temsilcilerinden biri de Sabatay Sevi’dir. Mesela, Kemalizm’i bir ideoloji olarak bu anlamda yeniden yapılandırmak için büyük çabalar gösteren “benzeme benzet” metodunu kullanan kişi de, “Tekin Alp” ismini kullanan “Moiz Kohen”dir. “Dinde reform” ya da TSE damgalı bir din arayışı bu projenin bir parçası idi. Bu hedefe ulaşmak için Mesih’in geri dönüşünü kolaylaştırmak adına, işlerin insan eli ile düzeltilemeyecek kadar karışması gerektiğine inanırlar ve onun için de “Tanrıyı kıyamete zorlamak” adına, Mesih’in gelişinin kolaylaşması için bozgunculuk yapmaktan çekinmezler. Derin devlet anlayışının teolojik, felsefi ve zihinsel altyapısı için Mitra geleneğinde de olduğu gibi bu düşünce altyapısı çok uygundur ve Tapınakcı gelenek, 2. Dünya savaşı sonrası hızla bu yönde evrilmiştir.

“Hıristiyan Siyonizmi“ olarak da adlandırılan bu hareketin kökeni 17.YY İngiltere’sindeki isyankâr püritenlerin burjuvazi içindeki örgütlenmelerine kadar uzanır. Sömürge döneminin ardından Vatikan’a karşı kilise hiyerarşisi dışında kalan kesimden sert eleştiriler yöneltilmektedir. Servet, silah ve iktidarın siyasal otoritelere devredilmesi istenmektedir ki, “Laiklik”, “ulus devlet” tartışmalarının “Vestfalya süreci”ne doğru evrildiği dönem, bu dönemdir.

Salı günü devam edeceğiz…