Lanet, ya da nefretle anılmak 

10/02/2019 23:11 821

Üniversitede bir panel.

Doğan Cüceloğlu soruyor;

-Arkadaşlar aranızda, ölümcül hastalığı olan var mı?

Bir katılımcı cevaplıyor;

-Allaha şükür, bildiğimiz kadarı ile yok hocam.

-Ne güzel…Peki bana, istisnasız tüm insanların, yani yer yüzünde yaşayan 7 milyar insanın da başına geleceği garanti olan bir şey söyleyebilir misiniz?

Bir katılımcı, hemen herkesin aklından geçen cevabı söyler;

-Ölüm!

Doğan Cüceloğlu;

-Gerçekten de ölüm, tüm insanların başına geleceği kaçınılmaz olan tek şeydir. Doğum da tüm insanların başına kesinlikle gelmiştir, ama bundan sonra gelmesi kesin olan tek şey ölümdür. Hastalık gibi, kaza gibi diğer şeylerin hiç biri, insanların tümünün başına gelmeyecektir. Peki madem öleceğimiz garanti, bu benim ölümcül bir hastalığım olduğunu göstermez mi?

Katılımcılar burada sessizce, başlarını sallayarak onaylamaya başlarlar.

-Öleceğim belli ise, benim ölümcül bir hastalığım olduğu da açıktır. Peki bundan hareketle sorayım…Ne zaman öleceğimizi biliyormuyuz?

-Hayır.

-Şu saniye içinde olma olasılığı var mı?

Var.

-Yarın.

-Evet.

-30 yıl sonra?

Bir katılımcı;

-Olabilir.

Cüceloğlu;

-Peki bunlardan hangisinin sizin başınıza geleceğini biliyor musunuz?.Mesela bu akşam, eve sağ salim varacağınızı nereden biliyorsunuz?

Gençler sessizce dinlemeye devam eder. Çünkü yaşama genellikle hiç böyle bakmamışlardır..Bir de tersini düşünelim. Bu akşam eve döndüğünüzde, bu sabah evden çıkarken “sağ-salim” bıraktıklarınızı aynı şekilde bulma garantiniz nedir?

Böyle bir garanti var mıdır?

-Yoktur da, artık konuyu değiştirsek hocam.

-Ama en yalın ve açık gerçek üzerine konuşuyoruz. Biraz daha devam edelim bence….Peki acaba bunu dün gece bilseydiniz, yani evde akşam birlikte olduğunuz kişilerden birinin, yarın ‘ölüm günü’ olduğunu bilseydiniz, o zaman aynı dün geceyi olduğu biçimde mi geçirirdiniz, yoksa farklı şeyler mi yapardınız?

Bir katılımcı emin biçimde cevaplar;

-Kesinlikle çok farklı geçerdi hocam.

-Şimdi sizden rica ediyorum. Lütfen bir an arkanıza yaslanın, gözlerinizi kapatın ve bu sabah evden çıkarken, geride bıraktıklarınızdan birinin gerçekten öleceğini bildiğinizi düşünün. Dün akşamınızı aynı mı geçirirdiniz? Aranızdaki iletişim aynı mı olurdu? Onunla aynı konuları mı konuşurdunuz? Aynı konular tartışma ya da gerginlik yaratır mıydı? Yoksa önemsiz bir hale mi gelirdi? Bu sabah evden çıkarken, bu son görüşünüzde ona ne derdiniz? Onun boynuna sarılmakta tereddüt eder miydiniz? Ona çok sıkı sarılmaya mı, yoksa sokağa çıkmadan önce son defa aynaya mı bakardınız?

Bu etkili konuşma bazı katılımcıların ağlamasına neden olur.

Belli ki dün akşam yaptıklarından bir kısmının ne kadar anlamsız olduğunu şimdi fark etmişlerdir.

Doğan Cüceloğlu şöyle tamamlar;

-Şimdi gözlerinizi açabilirsiniz. Acaba kaç tartışmamızı bu kadar gereksiz biçimlerde yapıyoruz. Şu ölümlü Dünya’da yarattığımız kırgınlıkları tamir etme olanağımız gerçekten de var mı?..Buna zamanımız gerçekten kaldı mı?

***

Yarın ya da 30 yıl sonra siz de öleceksiniz.

Yani bu Dünya, daha doğrusu Türkiye size de kalmayacak.

Peki böyle (uzun- ya da kısa) geçici bir süre için bu güzel ülke üzerinde oyun oynamaya değer mi?

Atın eteklerinizdeki taşı.

Bir asra yakın süredir büyük zorluklarla inşa edilen “Atatürk Türkiyesi”nin altını dinamitlemeyin.

Bırakın laik düzen de devam etsin, inanç hürriyeti de.

Bu ülkeye zarar değil, yarar getirin.

Lanet ya da nefretle değil, rahmetle anılırsınız