KÜRESELLEŞME VE MUSTAFA KEMAL ATATÜRK - 3

24/06/2019 20:21 1211

Yazı dizimizin ilk 2'sinde, 18. yüzyılın ikinci yarısından başlayarak I. Dünya Savaşı Dönemine kadar geçen dünya olaylarını özetlemiştik. Buna göre, anılan bu dönemde, İngiltere'nin dünya gücü olması Küreselleşme olgusunun ilk dalgası olarak değerlendirilmiş ve !9. Yüzyılın son çeyreğinden itibaren Avrupa devletleri arasında pay kapma yarışından söz ederek, I.Dünya Savaşı Dönemine gelmiştik.

1905 Rus-Japon savaşında, Rusya'nın yenilmesi, gözleri tamamen Osmanlı toprakları ve özellikle Boğazlar'a çevirmişti. Çünkü, varlığını devam ettirebilmek için uzun asırlardan beri sıcak denizlere çıkmak isteyen Rus Çarlığı, Japonya'yı yenerek bu hayalini gerçekleştirmek istemiştir. Ancak, Japonya karşısında ummadığı bir yenilgi alınca, tekrar bizim Boğazlar'a dönmüştür.  

Bu paylaşımda, elbette Boğazlar ve İstanbul olmak üzere Osmanlı toprakları paylaşımcıların en önde tuttukları bölgeler idi. Ancak, çok ilginçtir, I. Dünya Savaşı, Princip adlı bir Sırp katilinin Avusturya veliahdı Ferdinand'a suikastı ile başlamıştır. Osmanlı bu olayın GÖRÜNÜRDE neresinde vardır? İşte, bu durum nedeni ile diyebiliriz ki; aslında, dünya paylaşımı, 20-30 yıllık bir yarıştan sonra büyük devletler arasında aşağı-yukarı bir anlaşma ile tamamlanmış olmasına rağmen, Rus Çarlığı, Japon yenilgisinden sonra, yeniden batıya dönerek, varılan bu Sömürge anlaşmalarını kendi adına bozmuştur. Çünkü, Sırbistan, Rus Çarlığı'nın Panslavizm tuzağının en önemli bir parçasıdır. Avusturya-Macaristan İmparatorluğu yıkılmazsa, Rus Çarlığı'nın Boğazlar ve İstanbul üzerindeki planlarını uygulaması zor görünmektedir. Bu durumda Rusya, Avusturya-Macaristan'ı aradan çıkartıp, Osmanlı'nın paylaşımında elini güçlendirmek istemektedir. Bu olayların bu şekilde geliştiğini anlamak için, o dönemlerde Rus Çarlığı'nın Dışişleri Bakanlığını yapan Sazonof'un Sırbistan ile yaptığı haberleşmelerini incelemek gerektir.

Bu arada, bu anlattıklarımızı tamamlamak üzere, Clinton'un 1999 yılında Ülkemizi ziyareti sırasında, TBMM'de yaptığı konuşmanın içerisine gizlediği şu şifrelere LÜTFEN çok dikkat edelim:

"İyi veya kötü, o zamanların olayları, Osmanlı İmparatorluğunun dağılması ve yeni Türkiye'nin yükselmesiyle, bu yüzyılın tüm tarihini şekillendirdi. O imparatorluğun yıkıntılarından, Bulgaristan'dan Arnavutluk'a, İsrail'e, Arabistan'a ve Türkiye'nin kendisine kadar, yeni uluslar ve yeni ümitler doğdu; ancak, eski düşmanlıkların kaybolması zor oluyor. Sınırların değiştirilmesi ve gerçekleşmeyen iddiaların karışımından bir asır süren çelişkiler oluştu; bunlar, Birinci Balkan Savası ve Birinci Dünya Savaşıyla başladı, Ortadoğu ve eski Yugoslavya'da bugünkü çelişkilere kadar uzadı." Neden LÜTFEN diyorum? Çünkü, ülkemizde bu sözler, hiç tartışılmadı. Durumu görüyor musunuz? Koskoca 20. yüzyılın tarihini biz şekillendirmişiz. Yani, dünya tarihinin iki büyük savaşı bizim paylaşılmamız yüzünden çıkmış.

Bu arada, Clinton'ın TBMM'deki konuşmasından bir cümleyi daha alarak, bugünümüze ışık tutması açısından önümüze koyalım:  

"20. Yüzyılı anlamak için, Türkiye'nin tarihi, bir anahtardır; ancak, ben inanıyorum ki, Türkiye'nin geleceği, önümüzdeki binyılın ilk yüzyılının şekillenmesinde de son derece önemli bir rol oynayacaktır." Bu cümlede, 2000'e girerken, bugün ve yakın geleceğimizin şifrelerini görmekteyiz.

Yeri gelmişken, bir konuyu daha açmak istiyorum. Konuşma yaptığım yerlerde, dost meclislerinde vs. bir süreden beri bir soru soruyorum: "1999'da Clinton'ın ülkemize gelişinden aklımızda ne var?" Bu soruya verilen cevapların hemen hemen tamamı, "bebeğin, Clinton'ın burnu ile oynaması". Bu Toplum Mühendisliği'nin, Algı Yönetimi yapmasıdır. Yukarıda bahsettiğimiz TBMM'deki sözler, sadece ilgili yerlere şifrelenmiştir ve kamuoyunun algısı istendiği gibi oluşturulmuştur.

Sonuç olarak: Dünya Savaşı, sömürgeci Avrupa devletlerinin, 20-30 yıllık bir yarıştan sonra, başta Osmanlı toprakları olmak üzere, "Savaşmadan Paylaşmak" anlayışı ile bir paylaşıma gidilmesi döneminde, Rusya'nın Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nu bir engel olmaktan çıkarmak üzere hareket etmesi üzerine başlamıştır.

Bu büyük savaşta, biz, bir asırdan fazla zamandır, Osmanlı Devletimizin savaşa girip girmemesi, nasıl girdiği üzerine tartışıyoruz. Yok Goben, Yok Breslau gemileri, yok Amiral Şuson vs. tartışıp duruyoruz. Oysaki, Osmanlı Devleti'nin savaşa girip girmemek gibi bir egemenlik kullanabilme imkânı olmadığını hiç düşünmüyoruz. Herşeyden önce, Osmanlı Devleti, 1881 Muharrem Kararnamesi ile iflasını ilan etmiş, Düyun-u Umumiye kurularak, ekonomisine çok büyük oranda el konulmuş yarı-sömürge bir devlettir. Meşhur 93 Harbi adı verilen 1877-78 Rus Harbi'nden sonra ise, paylaşılmaya başlanmıştır. Örneğin; bu harbin sonunda yapılan anlaşmalardan itibaren, Kıbrıs, Mısır işgal edilmiş, Tunus işgal edilmiş, Bulgaristan Özerk hale gelmiştir.

Şu veya bu şekilde, I. Dünya Savaşı başlamış ve dünya yeni bir dönemece girmiştir. Bundan sonra bu dönemeçten itibaren yazmaya devam edeceğiz.