KÜRESEL VE YEREL SİYASETİN DİLİ

01/05/2019 03:05 1760

 

Son günlerde daha çok etkilerini hissettiğimiz yerel siyasetin kırıcı, ötekileştirici, ayrımcı ve kutuplaştırıcı dili, sonunda Küçük Millet Meclislerinin gündemine de girdi.

Aslında bu kin ve nefret dili yerine barış dilinin kullanılması, farklı görüş ve inançların bir zenginlik olarak değerlendirilmesi fikri, kuruluşundan beri Küçük Millet Meclislerinin hep gündemindeydi.

Bu konuda azımsanmayacak bir yol kat ettiğimiz gerçeğini de kabullenmemiz gerekiyor. Aksi halde Türkiye gibi aykırılıkların, ayrılıkların daha çok öne çıkarıldığı bir ülkede sivil bir diyalog platformunun 11 yıl ayakta kalması ve düzenli toplantılar yapabilmesi mümkün olamazdı.

Mayıs toplantılarında küresel ve yerel siyasetin, özellikle de alabildiğine kirlenen yerel siyaset dilinin toplumsal yansımaları da masaya yatırılacak.

Küresel siyasetin gelişmiş dünya ülkelerinde ve demokratik yönetimlere sahip batı ülkelerinde biraz daha evrensel bir dil kullanıldığını söylesek de yine de; teknolojinin müthiş geliştiği, yenilendiği dijital çağda milliyetçi akımların etkisine girdiğini görüyoruz.

Kuşkusuz yaşamın her alanında olduğu gibi siyasetin gidişatını ve sonuçta dilini de ekonomik koşullar ve üretim ilişkileri belirliyor.

Ulus-devlet ilişkilerinin yeniden sorgulandığı küresel dünyada makro düzeyde bir milliyetçilik akımı son günlerde kendine hayli geniş bir alan buldu.

Dolayısıyla yabancı düşmanlığı ve yerlicilik hem küresel düzeyde hem yerel düzeyde siyasetin malzemesi oldu.

Yani demem oki; siyasette son zamanlarda sık kullanılan nefret ve kavga dili doğal olarak toplumda zaten var olan kutuplaştırmayı, kaos ve kargaşayı daha çok artırmaktadır.

Bu kavgacı dil; o dili kullananların da, muhataplarının ve karşıtlarının da davranışlarını, yaşam biçimlerini, karşılıklı ilişkilerini ve hatta sosyal ve psikolojik dengelerini de olumsuz etkilemektedir.

Kültür ve sanatı ne denli derinden etkilediğini söylemeye bile gerek yok.

Aynı keza, aile yaşamında en yakınlarımızla olan ilişkilerimizde bile bu kin, nefret söylemlerinin izine rastlamak mümkün.

Durum böyle olunca küresel siyasete müdahale etme şansımız olmasa da, yerel siyasetin dili üzerine biraz çaba göstermemiz gerekecek diye düşünüyorum.

Aksi halde; Kılıçdaroğlu’na yapılan çirkin saldırı benzeri siyasi gerginliklerin, kavgaların olması kaçınılmaz hale gelecektir.

Topluma, özellikle de siyasetçilere hakim olmuş bu kin ve nefret dilinin yerini barış ve sevgi dilinin alabilmesi yine siyaset dışı sivil unsurlara düşüyor ne yazık ki!

Türkiye Küçük Millet Meclisleri bu konuda çok önemli bir görev üstlenmiş durumdadır. Çok kısıtlı olanaklarıyla, farklı bölgelerde bir avuç insanın inanılmaz fedakarlıklarıyla 11 yıldır sürdürülen bu projenin devamı, Siyasi parti yönetimlerinin ve Sivil Toplum Kuruluşlarının gösterecekleri duyarlılıklarla mümkün olacaktır.

Kuruluşundan bu yana hiçbir siyasal ya da kamusal gücün arka bahçesi olmamış, farklı siyasal görüşlere sahip gönüllülerin omuzunda yürüyen bu hareketin doğurduğu sinerji, kimi zaman müthiş bir enerjiye dönüşebiliyor.

İnsan ve sevgi odaklı bu çalışmanın hamurunda dostluk, kardeşlik ve hoşgörü vardır.

O yüzden önyargıları sokmuyoruz toplantılarımızdan içeri!

O yüzden tüm siyasi yapılara eşit uzaklıkta durmaya özen gösteriyoruz.

O yüzdendir ki; bu kadar uzun zaman hiçbir karşılık beklemeden bu mücadelenin, bu onurlu çalışmanın hamallığını yapanlar, saygın birer kişilik olarak bulundukları yerlerde ilgi ve saygı görüyorlar.

Ne siyaset kurumuna, ne yargısına, ne de kamu yönetimine güvenin kalmadığı bir ülkede, her şeye rağmen; geçmişte birbirlerine selam vermeyen kişi ve grupları bir masa etrafında ortak akıl arayışı çerçevesinde bir araya getirme başarısını göstermiş Küçük Millet Meclislerinin mayıs toplantıları bu gündemle toplanacak.

İnanıyorum ki benzer çalışmalar arttıkça zaman içerisinde siyasetin yalnızca dili değil, siyaset yapma tarzı ve siyaset yapan insanların kalitesi de artacak.

Yerel seçimlerin sonuçları ve sonrası gelişen siyasi atmosfer, değişimin ipuçlarını veriyor. Siyaset aktörleri de, siyasi parti örgütleri de bu yeni dönemde, yeni konjoktöre uygun yeniden yapılanacak gibi görünüyor.

Kendine, ailesine, yaşadığı çevreye ve ülkesine karşı sorumluluk duyan; barış ve demokrasiden, özgürlükten yana her yurttaşın bu yeni dönemde daha duyarlı davranması, görev alması, mücadele etmesi gerekiyor.

Hiç kimsenin bu zorunlu ve onurlu görevden kaçma lüksü olamaz.