KRİZDEN ALINACAK ÖĞRETİCİ DERSLER

08/11/2018 20:01 72

 

Hayatın başlangıç ve bitiş noktasındaki yaşam döngüsü, insana sürekli bir şeyler öğretiyor. Evde, okul da, iş hayatında, sosyal ve kültürel yaşamda… Hep öğreniyoruz, hep öğreniyoruz. Bu kimi zaman yenilikler silsilesi olurken, kimi zamanda hatalardan ders çıkarmak şeklinde oluyor. Yıllar öce bir dostum şöyle demişti:

-Okuduk öğrendik, öğrendik öğrettik, hala okuyor, hala öğreniyor ve hala da öğretiyoruz…’’

Yıllar içinde bunun ne anlam ifade ettiğini, daha iyi anladım, daha iyi kavradım…

Öyle ya, insan hem öğrenen, hem öğreten, hem yaşayan, hem yaşatan bir varlıktı… Yeryüzünde, müspet ilimler dışında( Matematik, Fizik vb. gibi) sürekli değişim yaşanıyor. Farklı görüşler, farklı yorumlar oluyor. Oysa müspet ilimde öyle değil. 2, 2 daha 4 diyoruz. Ve dünyanın neresine gidersen git, bu tanımlama, bu gerçek hiç değişmez; aynıdır.

Ancak, müspet ilim dışındaki her alan da, değişimler olur, oluyor da.. Kimi zaman sınama yanılma yoluyla doğruya ulaşırken, kimi zaman da yapılan hatalardan çıkarılan derslerle, iyi, güzel, doğru ve yararlı sonuçlara ulaşıyoruz. Ünlü bir filozof bu durumu bakın nasıl nitelendiriyor?

-Üstat; doğru neye denir?

-Yanlışın Kazaya uğramış şekline, doğru denir.’’ Evet değerli okurlar…Şimdi gelelim içinde bulunduğumuz ekonomik sıkıntılara…

Başlığa “öğretiyor” yazdım, çünkü kriz daha bitmedi ve bir zaman daha sürecek. Dolayısıyla öğrendiklerimiz bu yazının içeriğiyle sınırlı kalmayacak, ilerdeki zamanda da yeni şeyler öğreneceğiz.!Bakalım bu kriz bize neler öğretti?

*“TL değer kaybedeceği kadar kaybetsin, nasıl olsa bir yerde durur, önemli olan faizlerin düşük kalması” faraziyesinin yanlış olduğu ilk başta öğrenmemiz gereken şeymiş.!

*Kuru,stabilize edemez isek, enflasyonu da kontrol edemiyormuşuz.

*Yükselen ve yüksek enflasyon ekonominin tüm dengelerini bozduğu için de yabancı yatırımcı ülke ekonomisine güvenini kaybedip, gelmiyor, kaçıyor veya içerdeki parasını korumak için dolarda kalıyormuş.

*Kuru stabilize etmeden, yani cari açık ve dış borç ödemeleri yüzünden yabancı sermayeye muhtaç olan bir ekonomi enflasyonu da kontrol edemiyor, bir başka anlatımla, ekonominin dengelerini yeniden kuramıyormuş.

*Bunun için de el mahkûm, yabancı yatırımcının istediği faizleri vermek gerekiyormuş. Ekonomiyi durdurmak pahasına da olsa!

*Demek ki cari açık demek, dışa bağımlılık demekmiş.

*Para bulamadığınızda paranızın değeri düşer. Onun için de dış dünyayla, özellikle finans merkezleriyle iyi geçinmek önemlidir. Seçim meydanlarında atıp tutup sonunda ayını merkezlerden para istediğinizde sizi zora sokarlar. Komşularla iyi geçinmek, ideolojik kavgalara girmemek, ülkeyi jeopolitik risklerin içine çekmemek de önemliymiş.

*Jeopolitiğin de ülke kredibilitesinde önemi varmış.

*Ekonomik karar vericilerin doğru zamanda doğru kararları verebilmesi için TCMB’nın bağımsızlığının ne kadar önemli olduğunu da öğrendik.

*TCMB ve maliyenin sürekli tutmayan tahminler yapmasının ekonomiyi yanlış yollara sürüklediğini, sübjektif müdahalelerin ve ideolojinin liyakat yerine geçmesinin bizi nerelere getirdiği gördük.

*Öğrendiğimiz bir başka konu;devalüasyonun enflasyon geçirgenliğinin TCMB’nın iddia ettiği gibi, %15 civarında olmayıp, sektörüne göre %25-35 arası olduğuymuş.

*Analistlerin, ekonomistlerin önemli bir kısmının doğruları yazıp söylememekle, aslında kimseye bir iyilik etmediğinin farkına vardık; üstüneüstlük  onlara olan inancımızı yitirdik. *Tüm önlemlerin mecburiyetten, parça parça ve gecikmeli olarak alınmasının, bu önlemlerin etkisini nasıl düşürdüğünü yaşadık.!

*Ekonomiyi canlı tutmak için, “biraz enflasyonun” ne çok enflasyona gittiğini hayretle izledik. Tasarrufları desteklemek ve arttırmanın katılım bankaları veya altın günleriyle gerçekleşmediğini, tasarrufçuya önce güven sonra da enflasyon üzerinde ciddi bir reel faiz vererek gerçekleşebileceğini öğrendik.

*Betona yatırımla sürdürebilir büyümenin mümkün olmadığını gördük.

*Tarımı ihmal etmenin enflasyonu nasıl köpürttüğünü çaresiz seyrettik.

*Yatırım yapmak için ilk şartın, hukuk güvencesi, Adalet ve demokrasi, medya bağımsızlığı olduğunun altını çizdik.

Netice de; zamanında alınamayan tedbirler, gerçekleştirilemeyen yapısal reformlar, ekonomik krizi, kucağımızda bulmamıza zemin hazırladı. Gerçekçi olmayan yaklaşımlar, yüksek, yüksek makamlara yaranmak için işleri savsaklamak, günü kurtarmaya çalışarak,cesur ve adil kararlar alamamak, daha neler neler???

Ha, bana sorarsanız seçmen saplantı içinde olduğu, kalıpları kıramadığı sürece öğrendiğimiz birkaç şey de yarın unutulur. Sürdürülemez bir büyüme hırsıyla seçim kazanmak için ülkenin feda edilmesi sonunda çıkmaz bir sokaktır. Allah, bu mazlum Milleti, felaketlerden korusun.

Oysa biz biliyoruz ki; Büyük önder; Mustafa Kemal Atatürk’ün işaret ettiği gibi: ‘’Söz konusu vatansa, gerisi teferruattır.’’

Mezarlıkların ziyaretinde bunu çok daha iyi anlayabiliyoruz. Kalıcı olan iktidar değil, vatandır, ülkedir, Millettir…İktidarda kalmak pahasına, ülke feda edilmemelidir.

Çünkü kimse vazgeçilmez değildir. Ya yanlışlardan, hatalardan ders alırsınız, ya da tarihin karanlığında kaybolup gidersiniz. Dedim ya; mezarlıklar, vazgeçilmez sanılanlarla doludur…

Bu dünya sultan Süleyman’a bile kalmamış… Sana, bana hiç kalmaz…

SON SÖZ : ‘’BİR MUSİBET, BİN NASİHATTEN İYİDİR.’’