KIYMET BİLMEK

19/06/2019 13:27 582

 

Günümüz de hızlı bir tüketim toplumu oluştu. Her şey o kadar hızlı bir şekilde unutuluyor ki;

Çalışma, emek, gayret, alın teri, akıl teri, çaba gösterme, azmetme, sabretme, sebat etme hak getire. Nerede ise insanlar, hiç çaba sarf etmeden, emek vermeden, bol kazanç, masa başı iş istiyor. Rahatı böyle elde etmek istiyor. Kazanmadan harcamak, adeta moda oldu. Nerede kolay var, nerede hazır var, insanoğlu ona yöneliyor. Tutumlu olmak nedir? Çoğu kişi bunu bilmiyor dahi… Tutumlu olmak, emeğin, üretimin, yetiştirmenin kıymetini bilmek hak getire… Zahmetsiz kazanç peşindeler. Harcayalım, her istediğimizi alalım ama çalışmayalım, emek sarf etmeyelim.

İşte bu duruma güzel bir örnek…

Beş yaşında idim. Rahmetli babaannem pirinç ayıklıyordu. Bir tane yere düştü.
Babaannem eğildi aramaya başladı. Sağa bakıyor sola bakıyor bulmaya çalışıyordu.
Çocukluk iste;
-‘’Aman babaanne dedim.
-Bir pirinç tanesi için bu kadar caba harcamaya yorulmaya değer mi?’’

Rahmetli ilk defa sertleşti, bana karşı öfkeyle doğruldu.
-‘’Sen oturduğun yerden ahkâm kesiyorsun’’  dedi.
- ‘’Hiç pirinç üretilirken gördün mü? İnsanlar ne kadar zorluk çekiyorlar. Bir pirinç tanesinde kaç insanın göz nuru, alın teri emeği çilesi var biliyor musun?’
Utancımdan kıpkırmızı olmuştum. Aradan yıllar geçti. Hukuk Fakültesinde öğrenciyim.
Alain’in proposlarini okuyorum. Birden irkildim. Baba annemi hatırladım.
Alain ;
‘’Bir insan yerde bir iğne görüp de eğilip almazsa, bütün uygarlığa karşı ihanet etmiş olur ‘’ diyordu.
İlave ediyordu. Bir iğnenin üretiminde binlerce insanın alın teri, göz nuru el emeği vardır diyordu.

On dokuz yıl evveldi. Stockholm’e gitmiştim. Bir otele indim.
Geceydi.
Sabahleyin tıraş olmak için lavaboya gittiğimde, aynanın yanında ilginç bir not gördüm;
‘’Lütfen tıraştan sonra jiletinizi çöpe atmayın, yanda bir kutu var, oraya bırakın bir tek jiletle dahi olsa İsveç çelik sanayisine yardımcı olun’’ diyordu.
Doğrusu hayretler içinde kaldım.!!!
Çocukluğumdan beri çelik eşya denince akla İsveç çeliği gelir.
Birçok eşya üzerinde’ İsveç Çeliğinden yapılmıştır’ diye yazardı.
İste o ülke, kullanılmış bir tek ufacık jiletin bile çöpe gitmesini istemiyor ona sahip çıkıyor gelen turistlere rica yollu uyarıda bulunuyordu.

İsviçre’de zaman zaman belli periyotlarda radyolar televizyonlar bir haberi duyurur.
‘Şu tarihte su saatte adamlarımız gelecek. Siz lütfen hazırlığınızı yapın.
Okumadığınız ilgilenmediğiniz kullanmadığınız ne kadar kitap dergi gazete varsa kâğıt ambalaj kutu varsa velev ki bir ilaç prospektüsü dahi olsa kapının önüne koyun. İsviçre’nin kalkınmasına yardımcı olun. Fazla ağaç ziyanına engel olun.’

Japonlar son derece sade basit yalın mütevazı yasayan insanlardır.
Evlerini mobilya ile eşya ile dolduranlar Japonlara göre ruhen tekamül edememiş hayatın manasını anlayamamış zavallı kimselerdir.
Böyleleriyle; evini mezat salonuna çevirmiş zavallı diye eğlenirler.
Bir insanın gösteriş için eşyanın esiri olması ne kadar acıdır.
Vaktiyle Japon ekonomisi darboğazdan geçiyor. İç borçlar, dış borçlar, gırtlağı aşıyor.

Zamanın başbakanı meclisi toplar. Kürsüye çıkar. Durumu olanca açıklığı ve tehlikeleri ile anlatır ve;
- ‘’Şu andan itibaren der,
- Tanrı şahidim olsun ki, Japonların iç ve dış borçları son kuruşuna kadar ödenmeden pirinçten başka bir şey yemeyeceğim.
-Şu üstümdeki elbiseden başka elbise giymeyeceğim.’’
Dediklerini yapar en üstten en alta bir israftan kaçınma kampanyası açılır.

Japonya bütün borçlarını öder. Bu durumun toplumun bütün kesimlerini tek istisna olmadan kapsadığını söylemeye gerek yok.
Geçenlerde Japon imparatorunun sarayını gördüm.
Ya rabbim ne kadar sade ne kadar mütevazı ne kadar gösterişten uzak…

*Gerekmediği halde elektriği yakmakla, suyu kapamadan bos yere akıtmakta, gece çamurlu ayakkabılarımızı temizlemeden yatmakla, yemek yediğimiz kapları yıkamadan bırakmakla biz de zalimler sınıfına geçmiyor muyuz?

*Hayat çok ince akil almaz incelikte ipliklerle örülmüştür. Her şey o kadar birbirine bağlıdır ki İlkokul okuma kitabımızdaki bir sözü hiç unutmadım.

Bir mıh bir nalı kurtarır,
Bir nal bir atı,
Bir at bir komutanı,
Bir komutan bir orduyu,
Bir ordu bir ülkeyi kurtarır diyordu.

Maddi durumumuz ne olursa olsun, ister zengin olalım ister fakir hepimiz çok dikkatli olmak zorundayız.
Burada parayı da maddiyatı da aşan büyük bir sorumluluk duygusu edep ve incelik vardır.

SON SÖZ: ‘’TUTUMLULUK BİR EDEPTİR.’’