Kısa mesafede uzun seçim oyunu

27/05/2018 23:32 1511

Uzun zamandır yazmıyordum. Ramazan ayı münasebetiyle “Varoluştan ne anladım” kitabımın “İslami bakış”bölümünden seçtiğim bölümler Cuma günleri yayınlanmaya başladı. Bu arada ülkemiz kısa mesafeli bir seçim maratonuna girdi. Ben bulunduğum çağım gereği siyasetten kişisel beklentisi olan bir insan değilim. Geçmişte de siyaset bana hep uzak kaldı. Ancak siyaset olmadan geleceğimize yön veremiyoruz. Bu nedenle seçim dönemi gözlem ve fikirlerimi okuyucularımla paylaşmanın, geleceğimize yön verecek bu seçimler nedeniyle doğru olacağını düşündüm.

Yeni bir dönemin ayak sesleri kapımıza dayandı…

Yepyeni bir dönem başlıyor. Önüne ‘Cumhur’ konulan başkanlık sistemine doğru ülkemiz yol alıyor. Bu sistemle işlerin daha hızlı yapılacağı, sorunların kolayca çözüleceği söylemiyle yola çıkanlar vardı ve çekişmeli bir referandumla artık ülkemizin gündemine girdi. Karşısında olanlar parlamenter sisteme bağlı kalmayı seçiyor ve başkanlık sisteminin denetimden yoksun olması nedeniyle, ülkemizi totaliter bir rejime sürükleyeceği endişesini taşıyorlar. Bu ortamda hızlı bir şekilde gündeme getirilen seçim artık kapımıza dayandı.

Partiler seçim maratonunda çiçek gibi açılmaya başladılar…

Hangi hesaplarla erken seçim kararı verildi artık önemi yok. Bence aylarca süren seçim ortamı ülkemize zarar verirdi zaten. Bu nedenle kısa mesafede partilerimiz kendilerini ifade edip, halkımızın değerlendirmesini kabul edecekler artık.

Bana bu Cumhurbaşkanlığı sistemini benimseyip yola çıkan Ak partinin, bu seçimlerde beklediğini bulamayacağı fikri oluştu. Bu fikir bu yazıyı yazmaya başladığım ana kadar olan gelişmeler ışığında oluştu.

Seçimlerde %10 barajı kalkmadı ama, ittifakların yasalaşmasıyla, bilhassa muhalefetin önemli bir bölümü sıfır baraj ile seçime girme şansı yakaladı. Ben bu ittifakların yapılması fikrini çok doğru buldum. Gerçi bu yasanın gelmesi MHP’nin baraj sorununun ortadan kaldırılması hedeflenerek çıkarılsa da, ülkemizde birçok farklı duruşu ve görüşü olan partilerin parlamentoda temsil edilememesi sorunu bu sayede çözülecek diye düşünüyorum.

Bir başka faydası, farklı partilerin ittifak yapmak için yakınlaşarak, ortak olan yönlerini keşfetmeleri, kamplaşma kültürünün sarsılması açısından çok yarar sağlayacak olmasıdır diye düşünüyorum.

Seçime giderken demokrasi ayıpları var.

Önce MHP içinde başlayan ve partiden kovulmaya kadar giden bir süreç yaşandı. Bu parti içi demokrasi konusunda ne kadar eksik olduğumuzun göstergelerinden biriydi. Siyaset kültürümüzün bilincinde ‘Tek adam’ kültürü bir habis gibi yerleşmiş sanki. Lider sultası altında, iki dudak arası demokrasi dayatılmış partilerde. Sadece MHP diye söylemek doğru olmaz. Bu tüm partilerimizde var. Kaç seçim kaybederse kaybetsin, parti başkanlarını yerinden kıpırdatamıyorsun. İşte bu durum sonrası, uzun mücadeleler veren MHP mağdurları İYİ partiyi kurarak siyaset arenasında yerini aldı. Sayın Meral Akşener ve arkadaşları ülke siyasetinde gerçekten tomurcuğunu yeni açan ve içindeki tüm renkleriyle merhaba diyen bir çiçek gibi İYİ partiyle seçimlere katılıyorlar.

Bir başka siyasetçi, rahmetli Erbakan’ın Sadet partisini küllerinden yeniden doğması için çalışıyor. Sayın Temel Karamollaoğlu söylemlerindeki dürüst ve gerçekçi ifadeleriyle insanlarda sempati uyandırdı. Hani ‘yerli ve milli’ sloganı var ya, bu slogan gerçekte Erbakan hocanın siyasetinin sloganıydı. Bence Sayın Temel Karamollaoğlu yönetiminde Saadet partisi ‘yerli ve milli’ sözünü hak eden bir yapı içinde seçim çalışmalarını yürütüyor.

Ak parti 16 yıllık iktidarın avantajlarını ve aynı zamanda yorgunluğunu taşıyor. Tek adamın sırtına binmiş bir parti görünümünde yürüyorlar. Bu görünüm iki şekilde izah edilebilir. Ya lider başkalarının öne çıkmasına müsaade etmiyor, ya da artık lider dışı kadrolarda deniz bitmiş ve yorgunluk söz konusu. Gerçi bu tespiti Sayın Tayip Erdoğan partisinde ‘metal yorgunluğu’ olduğu söylemiyle ortaya koymuş, demokrasilerde görülmeyen yöntemlerle bilhassa belediye başkanlarının istifa etmelerini sağlamıştı. Gördüğüm manzara gerçekten Ak partininyorgunluğunu ortaya koyuyor. Liderine o kadar aşırı bir yük var ki, Sayın Tayip Erdoğan bu yükü nereye kadar taşıyabilir diye düşündürüyor insanı. Seçim kampanyası ile ilgili vaatlerin birçoğu ‘16 yıllık iktidarlarında neden yapılmadığı’ sorusuyla duvara çarpıyor. ‘Dış mihraklar ve iç mihraklar oyunu’, söylemleri bence artık eskisi kadar etki yapmıyor.Cumhurbaşkanlığı referandumu öncesi Sayın Tayip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı sistemiyle ‘Ülkeyi uçuracağını’ söylemişti. Bu bir çıpaydı. Ancak daha yeni sisteme geçmeden bu çıpa ekonomik sıkıntılarla yerle bir oldu. Şimdi hepimiz ülkemiz nereye doğru uçuyor diye endişelenmeye başladık. Seçim sonrası ne olur yaşayıp göreceğiz.

CHP bu seçim ilk defa gözüme girdi.

Endişelerimiz vardı. Cumhurbaşkanı adayı konusunda Sayın Muharrem İnce aday gösterilince bu endişemizin yerini ‘suyoluna girdi’ diyerek aştık. Benzeşme siyaseti geçmişte denenmiş ve ne kadar boş olduğu ortaya çıkmıştı. Sayın Kılıçtaroğlu zor ama gerçekçi kararı, parti kurmaylarıyla birlikte verdi. Çünkü parti tabanı da bu karar doğrultusunda bir beklenti içindeydi. Sayın İnce gerçek bir halk adamı. Köyü de biliyor, kenti de biliyor. Üstelik öğretmen olarak ülkesinin genç insanlarını eğitmiş bir kişi. Fizik üzerine eğitimli oluşu, onun bilime ne kadar yakın duracağının göstergesi. Halkımıza gerçekleri örnekleriyle anlatıyor.

Bence CHP bu seçime iyi hazırlanmış ve ülkemiz bekası açısından önem taşıyan, uzlaşma kültürüne yaptığı açılımlarla önemli katkıda bulunuyor. Tam umudu kesiyorken bu açılımlar ve ‘Tek adam’ kültürünü yerle bir eden Muharrem İnce adaylığı ve el ele ülke sorunlarına yönelişleri içimizde umut rüzgârları estirdi.

HDP ve Kürt kökenli seçmenlerimiz seçimlerde hangi etkileri yapacak?

HDP ve Vatan partisi ittifaklar dışında kaldılar. Demirtaş ve Perinçek Cumhurbaşkanı adayları arasında. Çok ilginç bir şekilde ülkemiz bu seçimde bir Cumhurbaşkanı adayını hapishane seçime katıyor. Ne kadar şaşırtıcı bir durumla karşı karşıyayız. Bu kişi siyaset yapıyor ve suçluysa neden Cumhurbaşkanlığına adaylığında bir sakınca görülmüyor. Suçsuzsa, mahkeme hala neden içeride tutup, ülkemizi dünyaya karşı zor durumda bırakıyor?

Bütün kamuoyu yoklaması yapanlar yorumlarında bilhassa Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Kürt kökenli seçmenlerimizin oylarının kilit noktada etkili olacağını söylüyorlar.

Bence ülkemiz barış ve huzuru hak ediyor.

Korkularımız var. Dolar patladı ve hala yangın söndürülemedi. Bu yaşa kadar yaşadıklarımız bize krizin ne kadar acılar verdiğini öğretti. Evet, korkularımız var. Etrafımız yangın yeri ve biz bize yetmezken sırtımıza başka ülkelerden yeni yükler yükleniyor. Terör belası artarak devam ediyor. Üstelik kendilerine çok güçlü ortaklar edindiler. Dünyayla kavga ediyoruz ve onlarla iş yapmaya çalışıyoruz. Bir yerde tökezleriz diye korkuyoruz.

Bizi korkutan dünyaya karşı söylemlerin dil yarası.