İzgü’nün Adana’sı (1)

09/05/2019 23:31 1581

 

Kentimi çok sevdiğimden ötürü, uzun süren meslek hayatımda, Adana ile ilgili pek çok yazı yazdım.

Bunların çoğu, insanı tebessüm ettiren, kentim insanının ne kadar dürüst ve iyi niyetli olduğunu anlatan hikayelerdi.

Biz Adanalı’lar; mesela Erkek Lisesi Mezunları, mesela Adana İktisadi Ticari İlimler Akademisi  Mezunları, zaman zaman bir araya gelerek eski günleri yad ederiz.

Can dostlarımız; mesela ünlü gazeteci Necati Doğru, (Turan Diler’in yaptığı organizasyonlarda) taa İstanbul’dan gelip katılır toplantılarımıza.

Mesela Kanat Umsu, taa Hollanda’dan koşa koşa gelir, evinden sonraki ilk ziyaretini Adana Erkek Lisesi Mezunları Derneği Başkanı Mustafa Ahkemoğlu’na yapar.

Tevfik Kısacık; birkaç gün önce bana, Muzaffer İzgü dostumuzla ilgili bir tivit atmış.

Çok hoşuma gitti.

İsterseniz birlikte okuyalım.

***

“Horozuna kravat  takmak” meğerse Adana’dan bir tabirmiş.

Adana’da.”Süslü Cumali”nin horozu çok meşhur imiş.

O günlerin Adana’sını, meşhur sinekli “Kırmızı şarabın zortu”nu Muzaffer İzgü’den dinleyelim…

Adana büyüdü büyüdü; gitti Tellidere’ye, Kurttepe’ye.

Oysa benim çocukluğumda Adana, tren istasyonunda biterdi.

Ondan sonrası bağlar, bahçeler.

Karşıyaka mı?.. Yani ötegeçe..

O da Devlet Hastanesinin orda biterdi.

Benim anılarım, o Adana’da kaldı.

“Allahının horozuna kravat takayım” derlerdi Adana’da.

Takarlardı da.

Söylendiğine göre çok eskiden bir “Süslü Cumali varmış.

Şimdiki Hürriyet, eski adı Karalar Mahallesi olan mahallede.

Bu Cumali, öyle severmiş ki horozunu, kendisi gibi onu da süslermiş.

Güzel görünsün diye, tüylerine biryantinler sürermiş.

İbiğine aşı boyası çalarmış, ona pelerin giydirirmiş.

Ayaklarına tozluk geçirirmiş.

Ne olmuşsa bir gün de kıravat takıvermiş, horozunun boğazına.

Adanalı, espriyi sever, belki Cumali de bunu bildiğinden horozunu öylesine süslemiş.

Kale Kapısı’nın “Hayte Emmi”si  öleli yıllar oldu, ama ondan kalma sövmeler (küfürler) halen sürer.

O günlerde her zaman bir sövücü bulunurdu Adana’da.

Verirsin parayı, şaka olsun diye gider istediğin kişiye söver.

Kovalanacakmış, dayak yiyecekmiş hiç önemli değil.

İstersen “zort” da çektirirsin sövmeciye.

O denli zort ustaları vardı ki; sağ elini düdük yapıp koydu mu ağzına, başlardı nağmeli nağmeli zort’unu çekmeye.

Başlar bir anda dönüverir, sanki çok duygusal bir ezgiymiş gibi keyifle dinlenirdi zort.

Ondan sonra da sorulurdu “Bu zort kime” diye.

Az sonra anlaşılır, dudaklar yayılır, gülümsemeler başlar.

Kendisine zort çekilen mi?

O da güler…

O zamanlar soğutan klimalar ne arar?

Öyle de sıcaktır ki Adana yaz günlerinde.

Sıcak yalım yalım fırın kapağından gelir gibi yalar geçer insanın yüzünü.

(Yerimiz doldu. Gerisini öbür yazımıza bırakalım mı?)