İşte 'Zaman Paradoksu'

18/02/2019 13:16 460

George Carlin, Amerika’da 70 ve 80’li yılların komedyeni idi.

Biraz ağzı bozuk olarak bilinirdi.

11 Eylül’den (9-11) ve karısının ölümünden sonra şöyle yazmıştı.

Tarih içinde zamanımızın paradoksunu şöyle sıralayabiliriz.

Artık daha yüksek binalarımız,ama daha kısa sabrımız var.

Daha geniş oto yollarımız, ama daha dar bakış açılarımız var.

Şimdi daha çok harcıyoruz, ama eskiye oranla daha az şeye sahibiz.

Daha fazla satın alıyoruz, ama daha az hoşnut kalıyoruz.

Eskiye oranla; çoğunlukta olmasa da, daha da büyük evlerimiz var.

Ama sanki ailelerimiz daha da küçüldü.

Örneğin benim 3 çocuğum var; ama 3’ü de Türkiye dışında yaşıyor.

Daha çok eğitimimiz ama daha az sağduyumuz, daha fazla bilgimiz, ama daha az bilgeliğimiz var.

Şimdi daha çok uzmanımız, ama yine de daha çok sorunumuz var.

Eskiye oranla daha çok ilacımız, ama daha az sağlığımız var.

Bilmem farkında mısınız?

 Devletin müdahalesine rağmen eskiye oranla daha fazla alkol ve sigara tüketiyoruz.

Yasaklara rağmen bu iki sorunu çözemedik.

Çok hızlı araba kullanıyor, çok çabuk kızıyoruz

”Niye yol vermedin?”sorgusunun ardından artık adam öldürüyoruz.

Çok fazla televizyon izlememize rağmen, çok az kitap okuyoruz.

Eskiden; deniz kenarındaki şezlongunda kitap okuyan turist’e imrenirdik.

Şimdi onları küçümsüyoruz.

Sanırım politikacılardan örnek aldık;

Çok konuşuyoruz, çok az seviyoruz ve çok sık nefret ediyoruz.

Geçimimizi sağlamayı öğrendik, ama yaşam kurmayı öğrenemedik.

50 yıl evvelden ay’a gidip gelmeyi öğrendik, ama yeni komşumuzla karşılaşmak için  caddenin karşısına geçmekte sorunumuz var.

Görünen o ki; dış Dünya’yı ve uzayı fethettik, ama iç Dünyamızı fethedemedik.

Havayı temizledik, ama onu temizlerken ruhumuzu kirlettik.

Atom’a hükmettik, ön yargılarımıza hükmedemedik.

Konuşmayı öğrendik, lakin aynı ölçüde karşıyı dinlemeyi öğrenemedik.

Daha fazla bilgiyi depolamak, her zamankinden daha çok kopya çıkarmak için, daha çok bilgisayarlar yapıyoruz, ama gitgide daha az iletişim kuruyoruz.

Zaman artık; hızlı hazırlanan ve yavaş sindirilen yiyeceklerin, büyük adamlar ve küçük karakterlerin, yüksek karlar ve sığ ilişkilerin zamanı oldu.

Günümüz artık iki  maaşın girdiği ama boşanmaların daha çok olduğu, daha süslü evler, lakin daha çok dağılmış yuvaların olduğu bir zaman.

İçinde bulunduğumuz günler, hızlı seyahatlerin, kullanılıp atılan çocuk bezlerinin, yok edilen ahlaki değerlerin revaçta olduğu günler.

Maalesef ki; içinde bulunduğumuz günler bir gecelik ilişkilerin, obez bedenlerin ve, neşelendirmekten sakinleştirmeye, hatta öldürmeye kadar her şeyi yapabilen hapların itibar gördüğü günlerdir.

Vitrinlerde her şeyin sergilendiği, ama depolarda hiçbir şeyin kalmadığı bir zamandayız.

Öyle bir zaman ki; teknoloji bu mektubu size çok hızlı getirebilir, ama uzun zaman harcanarak hazırlanan bu mesajları, 3 dakikanızı vererek okumadan bir “sil” tuşu ile yok edebilirsiniz.

Demem o ki; yok etme süresi de çok kısaldı.

Artık yaşam; aldığımız nefes sayısıyla değil, nefessimizi kesen anların sayısıyla ölçülüyor.

Bu yazıyı baştan sona tekrar okuyun isterseniz.

Geçirdiğimiz bu zaman paradoksunda; karda mı yoksa zararda mı olduğunuzu kestiremeyeceksiniz.