Hızır Gibi Yetişti

14/03/2019 02:31 747

 

Bir süredir İstanbul Beyoğlu Hasköy’de, çoğunluğu gecekondu olan evlerin eşik ve bahçe kapılarının altından içinde para bulunan zarflar atıldı.

Sonra Regayip Kaanili gecesi Başakşehir’e bağlı Şahintepe’de aynı sahneler tekrarlandı.

İçlerinde bin’er lira bulunan zarflar, ihtiyacı olduğu tahmin edilen ailelere iane olarak dağıtılıyor.

Gece pahalı arabalarla mahalleye gelen insanlar sokaklara dağılıp, daha önceden belirlenmiş olan evlere, içlerinde bin lira olan zarflar dağıtıyorlar.

Tabi insanlar hem seviniyor, hem de merak ediyorlar “kim bu hayırsever” diye.

Yardım alanlar, bu iyiliksever insana, (ya da insanlara) Hızır adını vermişler.

Gerçekten de; ekonominin “gelir düzeyi düşük” kesimi böylesine zorladığı bir dönemde, hesapta olmayan bir paranın gelişi insanları sevindirdi.

Hayırsever; dağıttığı zarfların içerisine dua talep eden notlar da koymuş;

“Paylaşmanın asaletini, bencilliğin çirkinliğine değişmeyen bir kardeşiniz olarak, sizden dua edecek kimsesi olmayanları duanıza katmanızı ve bu gece kapınıza gelmeme vesile olanlara dualarınızda yer vermenizi tüm kalbimle isterim. Kandiliniz hayırlı olsun”

Şurası muhakkak ki; bu yapılan yardım, hem insanlığa ve hem de dinimize uygun düşüyor.

Ancak; kaynağı, dağıtanın kimliği bilinmeden kesin konuşmak da pek doğru olmaz.

Hayırsever; bir şahıs mı, yoksa bir kurum mu?

Kaynak nereden geliyor?

Yasal yollardan mı, yoksa bir günah aklama mı?

Ya da kahraman olmak isteyen bir siyasetçi mi?

Bu ve buna benzer soruların cevaplarının devletçe bulunması ve kamuoyunun aydınlatılması gerekir.

Ama nedeni ve şekli ne olursa olsun, bu bin liralıklar fakir fukaraya Hızır gibi yetişti.

***

Belki kel alaka ama, işte size bir “devletlü” fıkrası.

Padişah bir gün, “Bana; bahanesini bulamadığım bir yalan söyleyebilene, küp dolusu altın vereceğim!” demiş.

Yalancılar hemen saraya koşuşturup başlamışlar yalana;

– “Bir kuş, aslanı kapıp yuvasına götürdü”.

_”Bunun neresi yalan? Kuş kartaldır, arslan da kuzu kadar minik bir yavru. Kaptı mı götürür tabii”

_”Komşu ülkede bir eşeği kral yaptılar!”

_”Ülkenin kralı pencereden bakınırken ola ki tacını düşürmüş. Taç da pencerenin altındaki eşeğin başına geçmiş. Taç kimin kafasındaysa, kral odur tabii”

_”Padişahım, ben gökyüzüne bir ok attım. Altı ay sonra geri döndü.

_”Senin ok bir ağacın üstüne düşmüştür. Ağaç son baharda yapraklarını dökünce, takılacak yer bulamayıp yere düşmüştür”

Böylece padişah, her yalana bir bahane bulmuş ve kimse ona “bu yalandır” dedirtememiş.

Ama bir gün bir adam gelmiş;

_”Padişahım, siz benim babamdan borç olarak bir küp dolusu altın almıştınız. Onu geri almaya geldim. Yalandır derseniz ödülümü verin. Yalan değil derseniz, borcunuzu ödeyin.